|
|


Anlatılan senin hikâyendir!
Yakınlarda ölen iletişim kuramcısı Neil Postman'ın kitabı, günümüz Türkiyesi'nin 'medya-kültürel' ortamına olduğu kadar Uzan olayına da ışık tutuyor
Tayfun Atay
Ayrıntı Yayınları, geçtiğimiz Ekim ayında ölen Amerikalı iletişim kuramcısı Neil Postman'ın Televizyon: Öldüren Eğlence adlı kitabının yeni baskısını çıkardı. İkinci baskının bugünlerde yayımlanması, Türkiye'nin ancak yeni yeni bu kitabın içeriğini değerlendirebilecek bir hayatın içinde olması nedeniyle özel önem taşıyor. Halen toplumca yaşadığımız medyatik savrulma, kitapta kendimizi bulmamıza, birinci baskının çıktığı on yıl öncesine oranla çok daha fazla olanak vermekte.
Postman bu kitabında 1950'lerden itibaren Amerikan toplumunun yaşamına giren televizyonun, yaklaşık 300 yıl bu toplumun gidişatını belirlemiş olan kitabın yerini aldığını, bunun da düşünce ve yorum merkezli bir hayatı, hızla seyir ve eğlence merkezli bir hayata dönüştürdüğünü anlatır.
Eğlence, ideolojidir!
Bu, Postman açısından hayli sorunlu bir dönüşümdür. Her şey hakkında artık fikir değil, görüntü üretilen bir dünyaya geçiştir bu. Siyasetin, dinin, eğitimin, sanatın, acının, dehşetin, aşkın, şiddetin 'eğlencelik' olarak sunulduğu bir dünyadır. Eğlencenin, her türlü söylemin üst-ideolojisi haline geldiği bir dünya...
Bu haliyle kitabın sayfalarında yol alırken, kendi 'medya-kültürel' hayatımızdan benzerlikler de ister istemez belirir:
Korkuyla susan toplumu özgürce konuşan bir toplum haline getirme niyetindeki tartışma programlarının, sadece eğlence hedefli 'tartışma şov'lara dönüşmesi...
Toplumun en önemli meselelerinden olan 'din' üzerine bitmeyen tartışmalarda bazı ilahiyatçıların karikatürize televaizler haline gelmesi...
Ricky Martin şarkılarıyla genel kongre salonuna giren, meydanlarda halka attığı nutuklara popstarların konserlerini stepne yapan parti liderlerinin varlığı...
Fikirlerinden ziyade 'billboard'lardaki çehreleriyle seçime hazırlanan, programla değil promosyonla halkın tercihini hedefleyen belediye başkan adayları...
Bunların hepsi Postman'ın kitabında söz ettiği hayatın Türkiye'deki karşılıkları. Onun Amerikalılar için söyledikleri artık bize de uymakta. Siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel dinsel, cinsel sorunları ele aldığımızda artık birbirimizle konuşmuyor, eğleniyoruz!..
İçimizdeki 'Şeytan'
George Orwell'in 1984 ve Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya adlı politik bilimkurgu romanlarının karşılaştırması, Postman'ın kitabının diğer ilginç ve düşündürücü yanı.
Orwell'in insanı ezen bürokratik-totaliter bir sistem kehanetinin gerçekleşmemesi karşısında ferahlık, hatta zafer hisseden 'liberalist' Amerikan zihniyetine, Huxley'in romanındaki diğer felaket kehanetini hatırlatır Postman. Dahası, bunun gerçekleştiği kanısındadır:
"Orwell kitapları yasaklayacak olanlardan korkuyordu. Huxley'in korkusu ise kitapları yasaklamaya gerek duyulmayacağı, çünkü artık kitap okumak isteyen kimsenin kalmayacağı şeklindeydi. Orwell hakikatin bizden gizlenmesinden, Huxley hakikatin umursamazlık denizinde boğulmasından korkuyordu.
Burada da 'Bizim Memleket'den bazı çağrışımlar belirir hemen. Vizontele Tuuba filminin yıllar sonra hatırlattığı 12 Eylül döneminin yasaklanan ve yakılan kitapları mesela! Kitap okumayı sıkıcı bulan, kitap okuma alışkanlığı olmadığını, olağan bir şeymişçesine belirten gençliğe ne anlatabilir ki bu kitap düşmanlığı?
İnsanların işkenceyle değil eğlenceyle denetlendiği bir zamanın gençliği için bu, 'gaipten gelen ses' olmanın ötesine geçmez.
san05.jpg
Oku Postman'ı, tanı Uzan'ı
Postman'ın kitabında, Cem Uzan vakası üzerine ipuçları bulmak da mümkün.
Popstar kuyruklarındaki onbinlerin, aynı zamanda siyasi partilerin oy deposu olduğu ve yeri geldiğinde kendilerine siyasal menzil arayacakları kuşkusuz. İdeolojisi 'eğlence' olan bu kitlelerin Genç Parti'nin kapısını çalması düne kadar çok büyük ihtimaldi.
Postman'ın fikirlerin değil, imajların alışverişinin yapıldığını söylediği 'ekrana sıkışmış dünya'da bu kitleleri ne Karaoğlan Ecevit'ler, ne Başbuğ Türkeş'ler, ne Mücahit Erbakan'lar ne de Kasımpaşalı Tayyip'ler seferber edebilir. İdeolojinin yerini kozmetiğin aldığı 'gösteri çağı'nda Cem Uzan onlara daha çok hitap edecektir. Postman'ı son kez konuşturacak olursak: "Düşünmek televizyonda etkili olmaz. İyi bir televizyon programının daimi amacı düşünmeyi sağlamak değil, alkış almaktır."
Bu yüzden Uzan'ın televizyonunu elinden almak, partisini kapatmaktan elzemdi.
Neyin 'tehlike' olduğu ortada çünkü.
'Postacı'nın ölümü
Neil Postman'ın ölümü Amerika'da Arnold Shwarzenneger'in Kaliforniya valiliğine seçildiği haftaya denk geldi. Ölüm haberinin medyada hemen hiç yer bulamaması buna bağlandı. Postman, yaklaşık 20 yıl önce yazdığı kitabında, 'Arnie gibi politikacı'ların ufukta göründüğünü bildirmişti. Onun 'felaket' saydığını 'keramet' bilen bir kültürel iklimde, ölümünü duyurmak bile 'hava'yı bozacaktı belki. Belki de bu nedenle, ölümü göz ardı edildi. 'Terminatör'ün Amerikan politikasındaki gün doğumunun, bunu haber veren 'Postacı'nın gerçekten gün batımı mı olduğu sorusuna cevabı tarih verecek. Ama bugünlerde Türkiye'de ne yaşandığını anlamak, yaşanılanlarda ne yalnız ne de ilk olduğumuzu öğrenmek istiyorsanız, bu kitabı kaçırmayın! Bir de 'Tuuba'sı kadar ilkini de kaçırmayın Vizontele'nin! Hatırlayalım o filmde Sıti Ana'nın eve televizyon kuran kocasıyla diyaloğunu: "Ne işe yarar bu?" sorusuna kocası cevap verir: "Dünyayı ayağımıza getirecek!". Tekrar sorar Sıti Ana: "Sebep?.."
POPULER KÜLTÜR

Yukarıdan aşağıya uzandı
Yurttan insanlar korosu
Beynin 'pop!' ettiği nokta
Neden sevişirken Ahmet Kaya dinleriz?
Anlatılan senin hikâyendir!
Ezan sesine Dudu şarkısı karışıyor
Kadında Ney Çalar İLahi Söyler
'Gecekondu kenti kendine benzetti'
Toplumsal örgütlenme biçimleri
POPUN YARIM ASRI / 1971
Geçen hafta seçilenler
Kampanya aşkları
|
|
|