20 Şubat 2004 Cuma
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


70'lerde gecekondunun romanını yazan Kemal Ateş'le yeniden gecekondulara gittik
   
Ezan sesine Dudu şarkısı karışıyor

   
Gecekondular önce bahçeleri yuttu,sonra şehirleri... Şimdi bunların romanı yazmanın tam zamanı

        İbrahim Dizman

   
    Gecekondular, '70'li yılların çok boyutlu simgelerinden biriydi. Türkiye'nin geri kalmışlığını da simgeliyordu, kentlileşmesini de; emekçi ve devrimci kavramlarının hemen yanıbaşında da duruyordu; şark kurnazlığının ardında da. Edebiyatın da vazgeçilmez temalarından biriydi. Ancak, '80'li yılların fırtınası içinde yüzümüzü başka yönlere dönünce, orada, yamaçlarda unutuluverdiler. Gerçi müzikleri, yiyecekleri, gelenekleri ile hayatımıza karışmışlardı, artık 'bizden birileri' olmuşlardı. Belki de biz onlara benzemiştik. Ama hâlâ orada, o yamaçlarda duruyorlar uzaktan bakınca.
    '70'li yıllarda, o alçak damlı evlerde, teneke kutulardaki çiçekleri, avuç içi kadar bahçelerinde köylerini çağrıştıran ağaçlarıyla yaşayanları en iyi anlatan yazarlardan biri Kemal Ateş'ti. PEN ve Orhan Kemal ödüllerine değer görülmüştü buraları başarıyla anlatması nedeniyle. Doğan Kitap, 1999'da, Toprak Kovgunları romanını, edebiyatımızın klasiklerinden biri sayarak okuruyla yeniden buluşturmuştu.
    Peki, geçen yıllar gecekondulardan neleri alıp götürmüş, yerine neleri getirmişti?
    Kemal Ateş, bunca yıl sonra yine o sokaklarda dolaşsa, o insanlarla söyleşse, romanlarında ve öykülerinde anlattıklarından neler bulabilirdi?
   
    Gecekondular nerede?
    Bu sorunun peşine düşüp, Kemal Ateş'le Başkent'in gecekondu semti olarak bilinen Akdere'ye gidiyoruz.
    Ateş, çocukluğunda ve ilkgençlik yıllarında binlerce kez yürüdüğü yola girince şaşırıyor bu kez; o evler, sokaklar nerede?
    "Son yıllarda üç ay gibi bir süre bile, bir sokağın görünüşünü değiştirebiliyor. Bir grup gecekondu, tıpkı yapılış hızını anımsatırcasına bir günde yok oluyor, yerine üç beş katlı bir apartman dikiliyor. Buna da apart-kondu deniyor zaten."
    Belleğimizde bir imge olarak yer etmiş gecekondular nerede peki? Bu çok katlı ve gözalıcı parlak renklerle boyanmış apartmanların ardında mı?
    Bir ara sokağa giriyoruz; yine aynı evler.
    "O renksiz briket yığınlarının ya da beyaz badanalı, çinko çatılı evlerin intikamı gibi, şimdi parlak renklerle boyuyorlar yapıları ama hepsi yine birbirine benziyor."
    Ateş'in romanlarında gençler gizlice mektuplaşıp, iki satırla âşık olduklarında ya namus kavgaları yapılıyordu ya da sokak ortasında, bahçelerde kurulan düğün-dernekle başgöz ediliyorlardı bir çırpıda... "Artık cep telefonları görüyor o işi." 25 yıl öncesinin gençleri şimdi ana-baba rolünde. Belki de "Biz çektik onlar çekmesin" diyorlardır.
    "O da etken elbette." diye yanıtlıyor, Kemal Ateş, "Ama şimdi okullaşma arttı, kaç-göç azaldı. Öyle eskisi gibi kızlarla genç erkeklerin bir uçurumun iki yakasında olmadıkları gerçek. Hiç değilse kent merkezindeki kafelerde oturup utangaç da olsa çay, kola içebiliyorlar."
    Ve değişmeyenler...
    Caddelerden ara sokaklara gire çıka, nihayet yamaçlara tutunmuş gecekondulara ulaşıyoruz. Uzakta, kentin karşı yamacında Çankaya, Gaziosmanpaşa; Atakule, Sheraton birer simge gibi bakıyor bu yana. Bu yamaçların da simgesi yok mu? Caddelerin kesiştiği bir alana oturtulmuş kocaman cami. 'Bu dünya sizinse öteki dünya da bizimdir' mi demek istiyor, diye soruyorum.
    "Hayır" diyor Ateş, "Aslında bu insanlar yaşadıkları dünyayı kazanmak için buralara savrulmuşlardı; ama popülizmi keşfeden politikacıların ilk sunduğu şey bu oldu. Onlar da yalnızlığın, kentte köksüzlüğün, ezilmişliğin iç fırtınalarını dindirecek sığınaklara ihtiyaç duyuyordu zaten."
    Değişmeyen şeyler ne bunca yılda?
    Kemal Ateş, romanlarının, öykülerinin içinden geçip bu Başkent akşamına dönüyor ve sokakları dolduran çocukları göstererek yanıtlıyor:
    "Gecekondularda çoğalmak, sayıyı arttırmak çok önemliydi. Akrabalar, hemşeriler, çoluk çocuk; hepsi çoğalmalı. Böyle olursa yerinin sağlamlaştığına inanırdı gecekondulu, buralarda tutunabileceğine ilişkin inancı artardı. Bu, henüz değişmeyen bir düşünce."
    Sokağın bir kıyısında yaktıkları ateşin üzerinde yufka pişiren kadınlarla karşılaştığımızda da, yanıtın eksik parçalarından biri daha tamamlanıyor:
    "Apartmanda yaşasalar da yine yufka pişiriyorlar, burada yapamasa, tüpgazı terasa yerleştirerek pişirir bu kadınlar yufkasını, çöreğini, ekmeğini."
   
    Bahçeleri yutan apartmanlar
    Sokaklar boyunca sıralanmış otomobiller, kamyonetler, minibüsler, kuşkusuz değişenin görünümü.
    "Evet, araç sahibi olmak mümkün değildi geçmişte. Bu mahallede bir tane otomobil vardı; uzun, siyah bir Amerikan aracı. Sahibi de Amerikalılarda çalışırdı. Bu komşumuzun adı 'Şoför'dü. Gerçek adı bile unutulmuştu. Evine de 'Şoförün evi' denirdi. Şimdi, görüyorsun çeşit çeşit araç."
    Gecekonduları anlatan bütün şiirlerde, öykülerde, romanlarda bahçelerdeki dut, kayısı, iğde ağaçları köyü çağrıştırır hep; özlemleri rüzgârla savrulur dallarında. Ama yoklar işte artık.
    "Çünkü, o gecekondular bahçeleri de yutarak apartmana dönüştü. Gecekonduluların ikinci kuşağı rant kavramını keşfetti. Müteahhitler % 40-50 veriyor."
    Öyle görünüyor ki bir zamanlar, başını sokacak alçacık damı, iki göz evi yıktırmamak, şu yamaçlarda tutunabilmek tek ereği olanlar, şimdi bunu başarmış, daha büyüğüne, daha yükseğine gözünü dikmiş.
    20-30 yıl öncesinin anısal yapıları gibi duran gecekonduların arasında döne kıvrıla giden daracık sokaklarda dolaşıyoruz. Sokağın iki yanında, camdan cama çekilen ipte savrulan çamaşırlar; kapının önüne attığı şiltesinde güz akşamüzerisinin keyfini sigara tellendirerek süren yaşlı; konuşmayı, dertlerini art arda sıralama olarak algılayan işsiz ortayaşlılar; beyaz gömlek siyah pantolonla ama elinin uzantısı gibi duran cep telefonunu sallayarak gezen jöleli saçlı gençler; blucini ile tişörtü arasından göbeğini cömertçe sergileyen genç kızlar, şaşırtıcı tezatlarla birlikte toplumsal dönüşümümüzün de fotoğraf kareleri gibi yansıyorlar.
   
    Şaşı kültür
    Kemal Ateş'le gecekondu semtlerindeki gezimizde bize eşlik eden fotoğraf sanatçısı Engin Gelibolu bu kareleri kaçırmamak için durmadan basıyor deklanşöre.
    "Bu mahallelerde şaşı bir kültür vardır." diyor Kemal Ateş, bu görüntüler karşısında. "Bir gözü köye bakar diğer gözü ise kente. Ama artık köye bakan göz köreliyor sanıyorum."
    Kemal Ateş'in romanlarında (Toprak Kovgunları, Çürük Kapı, Geç de Olsa) yurtlarından kopup gelmiş insanlar, burada da iç içe, hemşerilik dayanışmasının verdiği güvenle yaşarlar; başka yörelerden göçüp gelenleri içlerine almazlar, onlarla küçücük nedenlerden kavgaya tutuşurlar. Peki şimdi nasıl?
    "Şimdi artık dernekler var. Her ilin, her ilçenin, hatta köylerin bile adıyla dayanışma dernekleri kurulmuş. Buraları aynı zamanda lokal. Ancak, öyle eskisi gibi farklı yerlerden gelenler arasında husumet de kalmadı. Kız alıp vermeler arttı; iş ortaklıkları doğdu. Yapay kavgalar sona eriyor. Çoğunluk, kimin nereden geldiğiyle eskisi gibi ilgilenmiyor."
   
    Fadime'nin kızı Fatoş
    Kemal Ateş'le, gecekonduların sıralandığı dar yollardan geçip, semtin ana caddesine çıkıyoruz. 'Manolya Pastanesi'nin vitrininde sıralanmış tatlıların üzerindeki sinekleri elindeki havluyla kovalıyor pastacı. Ara sokaklarda, küçük, sarı veresiye defterleriyle, kara lastikten lüks lambasına kadar her şeyi satan dükkânlar hızla yok olan motiflerden biri. Şimdi hepsi 'market' olmuş; hatta bir bölümünün kocaman ışıklı tabelalarında 'süper market' yazıyor. Eski, iki göz evlerin bahçelerindeki ağaçların meyveleri de artık, bu 'süper market'lerin sokağa kadar taşmış meyve reyonlarında alıcı bekliyor. Cep telefonu satan küçük dükkânın yanıbaşındaki fotoğrafçının vitrininde gelinlerle damatlar el ele gülümsüyor, fondaki nahif manzaranın önünde. Büyük iddialar taşıdığını vurgularcasına yayılmış camiden yükselen ikindi ezanının sesine, kahveden taşan Dudu şarkısı karışıyor.
    Hasan'lar, Hüseyin'ler, Ökkeş'ler, Satılmış'lar bastonlarına dayanıp kapı önlerinde sigara içerken; Orhan'lar, Selim'ler, Bülent'ler babalarını görmezden gelip iş dönüşü kahvede iki el okey çeviriyor; Barış'lar, Özgür'ler, Tarkan'lar, Alpay'lar, Hakan'lar ise Ayşe'nin kızı Ayça'yla, Fadime'nin kızı Fatoş'la birbirine mesaj gönderiyor cep telefonundan. Yıkıldı yıkılacak bir gecekondunun tam karşısında yükselen inşaata asılmış büyük bir bez afişte yazılanlar her şeyi özetliyor aslında:
    "Satılık Jakuzili, merkezi ısıtmalı, lux dublex daireler."
    "Şimdi buraları yeniden yazmanın tam zamanı." diyor, Kemal Ateş, aracımıza atlayıp kentin kalbine doğru dönerken. "Ama ne yazık ki bu tükenmez malzeme göz ardı edilir oldu. Yazarlarımızın çoğunun aklına, evlerine hizmetçi gerekli olduğunda geliyorlar. Oysa insan kavramının duygularıyla, düşünceleriyle, beklentileriyle en parlak örnekleri hâlâ burada. Bu gençler, onların anne ve babaları, dedeleri ve nineleri bir arada, baş döndürücü bir değişimin içinde savruluyorlar. İki göz evi bugün yarın yıkılacak endişesiyle yüreği kavrulanların çocukları, torunları şimdi jakuzili, dubleks evlere yerleşmeye hazırlanıyor. 30 yıl önce burnunun dibindeki okula kızını göndermeyen gecekondulu, şimdi kızının hiç değilse Eskişehir'de, Bolu'da, Bursa'da, Antalya'da bir üniversiteyi kazanması için dua ediyor ve gerektiğinde onu bir başına oralara gönderebiliyor. İşte yaşamın değişen yüzü ve işte edebiyatın eskimeyen malzemesi."
   

POPULER KÜLTÜR


Yukarıdan aşağıya uzandı
Yurttan insanlar korosu
Beynin 'pop!' ettiği nokta
Neden sevişirken Ahmet Kaya dinleriz?
Anlatılan senin hikâyendir!
Ezan sesine Dudu şarkısı karışıyor
Kadında Ney Çalar İLahi Söyler
'Gecekondu kenti kendine benzetti'
Toplumsal örgütlenme biçimleri
POPUN YARIM ASRI / 1971
Geçen hafta seçilenler
Kampanya aşkları