|
|


Toplumsal örgütlenme biçimleri
'Merkeziyetçilik' ilkesine bu çağda artık yer olmasa da Türkiye, dünyanın yeni işleyişine uyum sağlamak için kılını bile kıpırdatmıyor
Murat Belge
Geçen hafta girdiğim askerlik konusuna bugün de devam edeceğim (zaten söylediğim gibi), çünkü ilk bakışta belki yalnız kendisiyle sınırlı gibi görünen bu alan aslında toplumun genel örgütlenme biçimiyle de yakından ilgili.
Fransız İhtilâli ile birlikte bugün de dünyada geniş ölçüde uygulanan 'herkese askerlik' sistemine geçildiğini söylemiştim. Ama bu, o kadar basit bir şey değil. Herkesin askerlik yapabilmesi için, askerliğin herkesin yapabileceği bir şey olması gerekiyor. Geçen hafta söylediğim gibi, ihtilâl sonrasındaki Fransa'nın koşulları bu yönde bir değişimi gündeme itelemişti. Ama o zamana kadar, bu olaylarla hiç ilgisi olmayan başka gelişmeler, bu geçişin temelini atmıştı.
'Başka gelişmeler' dediğim, öncelikle silah teknolojisindeki yenilikler. Ama tabii aynı zamanda bunların 'tabiye' alanına getirdiği yenilikler. Yani, son analizde, hafif ateşli silahların gelişmesi.
Ortaçağı ve Ortaçağ şövalyesini gözünüzün önüne getirin: atı, zırhı, at üstünde kargı, at üstünde veya yerde kılıç kullanması, başta gürz, başka silahları kullanması. Ortaçağ şövalyesi uzman bir savaşçıydı. Hayatı, savuşma gücünü yükseltecek eksersisler yapmakla geçerdi-herhangi bir rekortmen, madalyalı vb. sporcunun hayatı geçerdi.
Onun öğrendiği bu işler, yalnız savaşçıların bildiği işlerdi. Yani, şövalye sınıfından olmayanlara kapalı bir alandı bu. Gerçi savaş olunca onları da sürüyüp getirirlerdi kalabalık etkinler diye! Ama asıl savaş, şövalyeler (yani soylular) arasında geçerdi.
Savaş makinesi
16. yüzyıldan itibaren, 'fitilli tüfek', 'çakmaklı tüfek' derken, hafif ateşli silahlar hızla gelişmeye başladı. Belki hala oku bu ilkel tüfeklerden daha etkili kullananlar vardı ama geleceğin genel görünümü belli olmuştu. Savaş, bireysel bir şey olmaktan, kolektif bir şey olmaya evriliyordu-hızla. Bu durum, 'subay' konumunun ve komuta çizgisi üzerinde çabuk haberleşmenin önemini artırdı. Her birliğin, adı üstünde, birlikte davranması gerekiyordu: "Sağa dön, sola dön"ün temeli. 'Sıra', 'saf' aynı şekilde önem kazandı gene o eski çağların, doldurması uzun zaman alan tüfekleriyle, ateş eden diz çöküp doldurmaya başlarken bir arkadakiler ateş edecek vb. Bütün bu hareketler birlikte yapılacak. İdeal, bir 'savaş makinesi' idi. Bireysel askerlerin hepsi de bu makinenin parçaları olarak anlam kazanıyordu.
Sözgelişi, ateş etmek. Bütün bu tüfek kullanan adamların hedefe nişan alıp isabet ettirmesi filan beklenmiyordu. O hengâmede bunu yapabilen varsa ne alâ, ama sorun, gene kolektif bir şey olan, salvoydu. Günümüzde sık sık adını duyduğumuz 'sniper' (keskin nişancı) tüfek de kullansa, bugünün sıra neferinden çok Ortaçağ şövalyesine benzer, çünkü dürbün filan gibi teknolojik imkânlardan yararlansa da, sonuçta, uzmanlaşma gerektiren özel bir iş yapıyordur.
Bir dönem mızraklar, daha sonra tüfeğe takılan süngü, daha eski çağların kılıç gibi silahlarının yerini aldı. Bunların kullanımı da, etkili olabilmek için, o aynı mekanik disiplini gerektiriyordu. Herkes aynı anda aynı işi yapmayınca sistem bozuluyordu.
Savaş teknolojisi bu gibi özellikler kazanınca, 'ordu', bir 'makine' ya da tam tersi de olsa bir 'organizma' gibi düşünülebilir bir kavram haline geldi: aldığı komutları harfiyen yerine getiren bir makine ya da bir organizma. Organizmada komutları beyin verir (refleks de aynı hikâye): beyin ele 'şunu tut' diyecek de, el kendisi, aynı bir bilince sahip olup, "Acaba tutsam mı, tutmasam mı?" diye kendi kendine düşünecek... Organizmada bu olmadığına, olamadığına göre, orduda da böyle bir şey olamazdı.
Savaş tarih boyunca son derece önemli ve belirleyici bir insan etkinliği olduğu için, toplumun savaş yapmak üzere örgütlenme tarzı, savaş olmayan zamanların normal örgütlenme tarzı üzerinde de etki yapar; daha doğrusu, genel örgütlenme matrisleri içinde, sivili, askerisi karşılıklı birbirini belirler. Askerlikte dediğim sistemlere geçilirken, Fransız İhtilâli ile üç aşağı beş yukarı aynı tarihlere rastlayan Sanayi devriminin üretim alanına getirdiği örgütlenme, iş disiplini vb. etkenlerin bunlardan çok farklı olması mantığa uygun değildir.
Çağdışı 'merkeziyetçilik'
Dünya uzun zaman böyle devam etti. Fordizm'i şusu busu, hep bu genel toplumsal örgütlenme mantığının uzantıları. Sanırım bilgisayar 'devrimi' oldu, genel koşulları değişime zorlayan. O zaman, dediğim 'mekanik', 'disiplinli' vb. örgütlenme biçiminin en büyük şampiyonu 'Japonya'yı saymazsak), 'varolan sosyalizm' ya da Sovyetik sistem, çatır çatır yıkıldı.
Çünkü, bu değişik alanlarda etkinlik yapmanın ortak karar noktası, 'merkeziyetçilik' ilkesi, çağdışı hale gelmeye başlıyordu. O zaman, her şeyini bu ilke üstüne kuran Sovyetik sistem de çöküyordu.
Türkiye, dünyanın bu yeni dönüşümüne ayak uydurmak üzere hiçbir şey yapmadı. Tam tersine, böyle bir şey olmadığını kanıtlamaya çalışıyor, kendini inandırmak için.
POPULER KÜLTÜR

Yukarıdan aşağıya uzandı
Yurttan insanlar korosu
Beynin 'pop!' ettiği nokta
Neden sevişirken Ahmet Kaya dinleriz?
Anlatılan senin hikâyendir!
Ezan sesine Dudu şarkısı karışıyor
Kadında Ney Çalar İLahi Söyler
'Gecekondu kenti kendine benzetti'
Toplumsal örgütlenme biçimleri
POPUN YARIM ASRI / 1971
Geçen hafta seçilenler
Kampanya aşkları
|
|
|