20 Şubat 2004 Cuma
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


Prof. Ünsal Oskay, günümüz aşklarını anlattı. Modern toplumda, aşkın da her şey gibi popülerleşip ticarileşmesini yorumladı
   
Kampanya aşkları

   
Eskinin ruhsal, tensel ve özgün aşkları bugün yerini, sırtını ticarete dayayan 'kampanya aşkları'na bıraktı.

       
    Nerde o eski ....ler"den biri de 'aşklar'. Evet, bugün "Nerdee o eski aşklar" diyesi geliyor insanın bazen. Bugün aşkı yaşayış biçimimizi toplumsal hayatın işleyişinden soyutlamak pek mümkün değil. Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Ünsal Oskay, aşkın da arkasında bir piyasa, ticaret mekanizması olduğunu savunuyor: "Doyurucu aşka erişmenin yolu, doyurucu bir hayattan geçiyor. Ondan öte yaşadıklarımız bence hep 'kampanyalı' aşklar. Alışveriş dünyasındaki bu sayfalar bizi sokağa çıkmaya teşfik ediyor, 'Haydi aran diye'."
   
    Yaşar Kemal, "Ortada aşk yok, boyna romanını yazıyorlar" demişti. Günümüzün popüler kültür ortamında durum gerçekten de böyle mi. Yaşar Kemal haklı mı sizce?
    Aşkın yaşamdaki yeri gerilere itildikçe, nedense aşkı konu alan öyküler, romanlar çoğalıyor. Bence, günümüz romanlarının aşk anlayışı, Karacaoğlan'dan, Rosenberglerin aşkından, mitolojideki ya da Japon şiirindeki aşklardan farklı. Bu çok doğal. Her çağ, kendi aşkını içerikleriyle donatır ama temeldeki bazı ögeler hep aynıdır: cinsellik, birbirinden hoşlanma ve insanın kendisini tamamlama güdüsü. Bunlar ille de bir erkek bir kadın arasında değil, iki kadın da ya da iki erkek arasında da olabilir.
    Eski aşklarla, günümüz edebiyatında yer alan aşklar arasındaki en büyük farklılık, eski zamanlarda aranan aşkın boyutunun hem ruhsal, hem tensel, hem de özgün bir boyutu olmasıydı.
    Eski zamanlarda adam, sırtına giyeceği kazağı, paltoyu; yiyeceği ıspanağı, marulu, tuzlanmış etini kendi avlusundan, yakın civardan elde edebiliyordu. Hayatın üzerindeki söz hakkı ve yetkinliği, bugünkünden farklı olarak, daha doyurucuydu.
    Günümüzde, ayakkabıdan yiyeceğimiz ıspanaklı yumurtaya kadar, toplumda arayacağımız değerlere giden yol, eskisi gibi doğrudan ıspanağa gitmiyor. Toplumsal hayatın bütününün dolayımıyla erişiyoruz her şeye, yumurtaya ıspanağa da, ayakkabıya paltoya da, sosyal mevkiye de. Ayakkabı, palto ve terfi edebilmemizde nasıl kuyruğumuz kırk tarafa bağlıysa, aşkta da bu böyle. Günümüz insanı, evlenirken ya da ilişkisini kurarken de, toplumsal sistem içindeki hiyerarşik ilişkilerde iyi bir yere erişmeyi düşünmek zorunda. Yüzyıl önce aşk, aşk için aranırken, günümüzde aşkın aranışındaki motivasyonlar çok farklı. Bu aşkın bütünüyle köreldiği anlamına gelmiyor tabii. Ama aşkın arazsallaştığını da düşünmemiz lazım. Sosyal sistemin içinde, insanların hakim olduğu alanlar daraldıkça, o alanlarda yerin dibini boylamamak için aşkı da bu yarışmacı toplumsal hayatın içinde bir donanım olarak kullanmak zorunda kalıyorlar.
    Böyle davranmayanların aşkı çok saygın olabilir ama bu sistemin içinde başarısız oluyor. Evlilikler de öyle. Eskisi gibi iki gönül bir olunca, samanlık seyran olmuyor. Şimdi 110 metrekareden aşağı bir apartman dairesi bile, samanlık kadar aşkı yaşatma imkanı sağlamıyor. 'Doğal gaz var mı, güneş alıyor mu, kışın ısınıyor mu, üst kattakiler gürültü yapıyor mu, mahallesi nasıl' gibi etkenler giriyor işin içine. Aşktan başı dönen ve bunları görmeyen kızın veya erkeğin de zaten ailesi bu konularda ona göz kulak oluyor.
   
    Bütün bunlar, aşkın da ekonomi politiği olduğunu mu gösteriyor?
    Müzik, insanın duygusal yanının da, kolektif hayattaki sanatsal yanının da en soyut biçimi. E, bunun bile ekonomi politiği var. Müziğin, giyim kuşamın ekonomi politiği varsa, aşkın niye olmasın? Bu, aşkı küçük görmemizi gerektiren bir şey değil. Her şey, yaşanan hayatın içinde değer kazanıyor. Bu hayatla ilişkili bir şey.
   
    Bu, aşkı tamamen ticari bir şey yapmıyor mu?
    Yaşar Kemal'inki, korumamız, içimizde hep canlı tutmamız gereken bir hassasiyet. Yaşar Kemal'i çağdışı bulanlar olabilir. Yayladan, çiçekten, binboğalardan geldi diye, onun aşk konusundaki düşüncelerini fazla duyarlılık veya hassasiyet sayıyor olabilirler.
    Koskoca Yaşar Kemal'in arayacağı aşkla, bugünün eciş bücüş sıradan insanının arayacağı aşk herhalde birbirinden farklı. Ancak yine de, Yaşar Kemal'in aşka ilişkin arayışı bir oranda bizim içimizde de devam ediyor olmalı. Aksi takdirde, her şeyi kaybederiz.
    Günümüzde önemli olan, sistemin kendisini devam ettirmesi. Bugünkü sistemde, metalaşan malların dolaşımı nasıl piyasa aracılığıyla oluyorsa, aşka gidişin de bu dolaşım sürecine sokulması lazım. Diş macunundan, parfüme, iç çamaşıra ve makyaja kadar, aşkın arkasında büyük bir piyasa mekanizması var. Oraya erkekleri de katacaklar. Ben eskiden sadece traş sabunu ve Rebul kolonyasını kullanıyordum. Şimdiyse, Cumhuriyet Bayramı'nda Bonanza, 27 Mayıs'ta Okyanus Rüzgarları'nı kullanıyorum. Bekliyorum, nasibim çıkarsa, bayağı pahalı bir parfüm de kullanacağım. 'Bu ürünleri kullanınca seçilmiş erkek, seçilmiş kadın oluyorsun' diyorlar. Gündelik hayatta birbirimize bunu telkin ediyoruz, reklamlar bunu empoze ediyor, dizilerde bunu görüyoruz.
    Doğru dürüst işlemeyen bir toplumsal sistemin içinde yaşarken bile, günün şartları içinde yaşamak bizim de hakkımız. Dolayısıyla, 'Aşkın sadesi iyidir, parfüme gerek yok' dersek, mutluluğumuzun oranı düşer. Bunun için, başımıza popomuza, her yere sürmesek de, belirli zamanlarda parfüm kullanmanın, temiz giyinmenin yararı var. Bugünün koşullarında mutlu olmalıyız ama bu mutluluğun gerçek bir mutluluk olup olmadığını da zaman zaman gözden geçirmemizde fayda var. Aşkın sadesi makbul diye, Sümerbank donuyla sevenimizin yanına gidecek değiliz. n MELİS ÇELEBİ
   
   
Doyurucu aşka erişmek
    İnsanlar, medyatik aşkların her aşamasını merakla izliyor. Bunun nedeni ne sizce?
    İskender'in annesiyle babası arasında da aşk varmış ama annesi, canı sıkıldığında, sarayın arkasındaki ormana gidip orjilere katılıyormuş. Magazin haberlerinin bazılarına baktığımızda, o yitirdiğimiz orjilere benzeyen, hayal gücümüzü canlandıran, bugün ayıplayıp yapamadığımız orjilerin bir tortusunu arıyoruz. Ama, bunlara bakmakla hayatımız zenginleşecek mi? Ücret düşükse, eve gelen para azsa, kadın yılın 365 günü makarna yiyor, adam da onu beğenmiyorsa kim suçlu acaba? Magazin haberleri bize nefes aldırıyor: Dansözler, şantözler, mankenler... Ciğerci dükkânındaki kediler gibi yalanıp yutkunuyoruz ama ciğerci bizi içeri çağırsa cebimizde kaç kuruş var? Bunu hiç düşünmüyoruz. Gene de bence bu konuda o sayfaların en hastalıklı yanı, erkekleri tahrik edişi. Bu içinde, erkeklerin kendini küçük görmesini de barındırıyor. Ona-buna erişemiyoruz ve bu kültürel şartlanmadan dolayı bir hadım olma süreci içine giriyoruz. Cinsellikte sağlıklı anlamda erkek ya da kadın olmanın yolu, hayatının öznesi olabilmene bağlı. Bunlar olmuyorsa, aradığın ve bulabildiğin aşk, ya makarnadan gelişme ya da sağlıksız bir aşk oluyor. 2 ay tasarruf ettikten sonra gidip aşk arıyorsun. O aşk lüks otelde de olsa, daha ucuz bir yerde de olsa, doyurucu bir aşk olmaktan çıkıyor. Doyurucu aşka erişmenin yolu, doyurucu bir hayattan geçiyor. Bütünüyle insanın zevklerine hitap eden bir hayat sana sunuluyorsa, sen de böyle bir hayata erişmek için bir şeyler yapabilmişsen, o zaman arayıp bulacağın aşk doğru dürüst bir aşk olur. Ondan öte yaşadıklarımız bence hep 'kampanyalı' aşklar. Alışveriş dünyasındaki bu sayfalar bizi sokağa çıkmaya teşfik ediyor, 'Haydi aran diye.'
   
   

POPULER KÜLTÜR


Yukarıdan aşağıya uzandı
Yurttan insanlar korosu
Beynin 'pop!' ettiği nokta
Neden sevişirken Ahmet Kaya dinleriz?
Anlatılan senin hikâyendir!
Ezan sesine Dudu şarkısı karışıyor
Kadında Ney Çalar İLahi Söyler
'Gecekondu kenti kendine benzetti'
Toplumsal örgütlenme biçimleri
POPUN YARIM ASRI / 1971
Geçen hafta seçilenler
Kampanya aşkları