20 Şubat 2004 Cuma
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


Simitis uyuyor diye herkes uykusuz kaldı

   
Zirveyi izleyen dünya, çetin müzakereler sürdüğü için heyetlerin sabahladığını düşünüyordu. Oysa Yunan heyeti, danışmak için Simitis'in uyanmasını bekliyordu

        Fikret Bila, New York'taki 3 günün hikâyesini yazıyor [2]

   
   
    Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın talebi üzerine heyetler BM binasında, ayrı odalarda beklemeye başladılar. Türk heyetinin beklediği Rum heyetinden gelecek yanıttı ama yanıt bir türlü gelmiyordu. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, saatler ilerleyince, "Bari gidip yarın gelelim" önerisinde bulundu, ancak bu önerisine garip bir yanıt aldı. Rum heyeti, "Atina'dan yanıt bekliyoruz" diyordu.
    "Peki" dedi Denktaş:
    - Bu yanıt ne zaman gelir?
   
    'BEYEFENDİ KAHVESİNİ İÇSİN'
    Papadopulos karşılık verdi:
    - Şimdi Yunanistan'da saat uygun değil. Başbakan Simitis uyuyor. Uyanmasını beklememiz lazım.
    Bu karşılık Denktaş'ı sinirlendirdi. "Demek ki" dedi, Türk heyetine:
    - Beyefendinin uyanmasını, kalkmasını, çayını - kahvesini içmesini bekleyeceğiz.
    Ve beklediler.
    Bütün dünyanın merakla beklediği görüşmelerin varacağı sonuç, Simitis'in uyanmasından sonra belli olacaktı. Oysa, Türk ve Yunan kamuoyu, heyetlerin çetin müzakereler yaptıkları için sabahladıklarını düşünüyordu.
   
    ANKARA'YA İKİNCİ MESAJ
    Simitis uyanmış, Papadopulos'la görüşmüş ve Rum tarafı yanıtını hazırlamıştı.
    Şimdi sıra Annan'daydı. BM Genel Sekreteri iki tarafın yanıtını uyumlaştıracak ve ortak bir açıklamaya dönüştürecekti. Ancak, bu açıklama yapılmadan önce, taraflarca görülecek ve onaylanacaktı.
    Görüşmeler üçüncü güne girmişti.
    KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, acil yanıtlanması istemiyle Ankara'ya 13.2.2003 günü bir mesaj daha geçti.
   
    'BASKI ALTINDAYIM'
    Denktaş, mesajında şöyle diyordu:
    "Genel Sekreter'in müzakereleri açış konuşmasına mutabakat vermeden önce KKTC Meclisi'nin onayını almayı arzu ederdim.
    Bu sıkıştırılmış vaziyette, bu baskı altında bunu kabul etmek mecburiyetinde bırakılıyorum.
    Dün yaptığım değerlendirme taraflar arasında mutabakat sağlanmadan referanduma gidilmesi ve nihai halinin verilmesinin Genel Sekreter'e bırakılması hususlarındaki temel endişe ve kaygılarımı mahfuz tutuyorum.
    Bu konularda Türkiye'nin gereğini yapmasını talep ediyorum.
    Bu düşüncelerle ben bu açıklamaya Türkiye (evet) diyorsa (evet) diyeceğim."
   
    GÜL: EVET DEMELİSİNİZ
    Denktaş, Ankara'ya endişelerini aktarıyor, destek bekliyordu. Ankara bu kaygılarla (evet) dememeli düşüncesini taşıyordu ancak, gelecek yanıta uyacağını da bildiriyordu.
    Yanıt, Denktaş'ın beklediği gibi gelmedi.
    Dışişleri Bakanı Gül, aynı gün içinde şu yazılı yanıtı gönderdi:
    "Yapılması öngörülen taslak açıklama metni Başbakanımıza arz edilmiş ve ilgili makamlarla gerekli istişare yapıldıktan sonra uygun bulunmuştur.
    Sekreteryaya bilgi verilmesi."
   
    İLGİLİ MAKAMLAR KİMDİ?
    Ankara, Denktaş'ın mesajıyla birlikte taslak açıklama metnini almış, değerlendirmiş (evet) demiş ve Denktaş'a da (evet, yanıtı verin) diye yazmıştı.
    KKTC Cumhurbaşkanı, Ankara'dan aldığı bu yazılı yanıt uyarınca Annan'a yapacakları açıklamayı kabul ettiğini bildirdi. Gül'ün gönderdiği yanıttaki "ilgili makamlar" Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı'nı ifade ediyordu.
   
       
'Buraya kadar getirdim'
    KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Annan'a 'evet' deyince New York'ta 3 gün süren görüşmeler sonuca bağlanmış oluyordu.
    Türk tarafı açısından, Türkiye'nin Yunanistan'la birlikte bir çeşit hakemlik işlevi yüklenmesi elde edilen en somut başarıydı. Ancak, Annan Planı, Türk tarafının istediği yönde değiştirilmedikçe bir zaferden veya başarıdan bahsetmek mümkün değildi. Denktaş böyle düşünüyordu.
   
    DESTEK GELMEZSE...
    Peki, Türk tarafının istekleri arzu edilen düzeyde Annan Planı'na yansıtılamazsa ne olacaktı?
    Denktaş, New York'tan dönüş yolunda bu soruya ilişkin değerlendirmeyi, yakın çevresine şöyle yapmıştı:
    "Ben bu davayı halkımla buraya kadar getirdim. Devletimizi kurduk. Yaşattık. Mücadeleyi hiçbir zaman elden bırakmadık. Ama Türkiye'nin desteği devam etmezse bizim tek başımıza yapacağımız bir şey yoktur."
   
   
'Serdar aferini hak etti'
   
Görüşmelerde oğlunu test edip tam not verdiğini anlatan Denktaş, "Kıbrıs derdine düşüp onunla ilgilenemedim ama o kendini iyi yetiştirmiş" dedi

    Türk heyetinin ilginç bir yönü de KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, Dışişleri Bakanı sıfatıyla oğlu Serdar Denktaş'la birlikte görüşmelere katılmasıydı. Masanın Türk tarafında baba oğul vardı.
    Denktaş, "Bu nasıl bir duyguydu?" sorusuna şu yanıtı verdi:
   
    'KONUSUNA ÇOK HÂKİM'
    "Görüşmeler boyunca hiç baba - oğul olduğumuzu hatırlamadık. Bu duygusallığa izin vermedik. O bana (Sayın Başkan) dedi, ben de ona (Sayın Bakan). Fakat ben ilk kez kendisini izleme fırsatı buldum. Daha önce hiç izlememiştim. Böyle uluslararası bir toplantıda ben de Serdar'ı test etme imkânı buldum ve doğrusu beğendim. Geçer not verdim. Kendini iyi yetiştirmiş. Konuşmalarına, kurduğu temaslara baktım. Konusuna ve kendine hâkim. Kendinden emin. Bunlar iyi özellikler.
    Ayrıca basınla çok iyi ilişki kurdu. Bunu da takdir ettim, aferini hak etti doğrusu. Ben küçüklüğünde kendisiyle ilgilenememiştim. Biz Kıbrıs diye diye çocukları annelerinin yanına bıraktık hep. O kadar ki ben Serdar'ın yazı yazdığını fark ettiğimde çocuk 10 yaşına gelmişti. Aaa dedim, sen ne güzel yazı yazıyormuşsun. O zamana kadar fırsatım olmamıştı. Kıbrıs her şeyimizi götürdü anlayacağınız ama feda olsun."
   
   
   

SİYASET


Simitis uyuyor diye herkes uykusuz kaldı
Denktaş: Ledra Palas merkez olsun
Havuzun içinden 300 trilyon çıktı!
'Küskünler' için beş ilçe boş
Her dönem müttefik
Helikopterlerimiz Kâbil'e gidemedi
Yargı sonunda başardı
Avrupa'dan Zana için bir konuk daha
Politika turu





Hasan CEMAL
Milli davalar gündemi!
Güneri CIVAOĞLU
Masadan naklen
Derya SAZAK
CHP'nin açmazı


 Partilerarası Uzlaşma Komisyonunun uzlaşmaya vardığı Anayasa değişikliği metni için tıklayın
 AB Ulusal Programı (Giriş ve Siyasi Kriterleri)
 DGM Savcılığı'nın Milli Görüş davası mütalaası


 AB - Katılım Ortaklığı Belgesi
 Kopenhag Kriterleri


 AKP
 ANAP
 BBP
 CHP
 DSP
 DYP
 MHP
 SP


 ADANA
 ADAPAZARI
 ANKARA
 ANTALYA
 BURSA
 ESKİŞEHİR
 GAZİANTEP
 İSTANBUL
 İZMİR
 KOCAELİ
 KONYA
 SAMSUN