|


Hayat alanı!
Malum, Türkiye'nin yıl sonunda Avrupa Birliği'nden tarih alması, Kıbrıs ve çözüm denkleminden geçiyor. Bu tarih çok önemli. Neden mi? Örneğin aş ve iş yüzünden.
Bugün Türkiye'nin en büyük sorunu işsizlik. Dört yıl önce yüzde 9 civarında olan işsizlik oranı 2001 Şubat kriziyle birlikte patladı, yüzde 13'e kadar zıpladı.
Bu ülkede her yıl 700 bin kişiye iş bulunması gerekiyor. Oysa Türkiye kendi kaynaklarıyla bunun ancak yarısını sağlayabiliyor.
Açık tek yolla kapanabilir:
Yabancı sermaye yatırımları...
Türkiye'nin dış yatırım kapısı şimdilik kapalı sayılır. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları damlamıyor bile. Dış yatırımcı bekleyişte. Meral Tamer'in dün gazetemizdeki yazısı, "Yabancı sermaye girişinde ilk kez eksiye düştük" başlığını taşıyordu:
"Kemal Derviş bütçe görüşmelerinde, 2003'ün ilk dokuz ayında Türkiye'ye net yabancı sermaye girişinin sadece 16 milyon dolarda kaldığını dile getirmişti. 2003 yılının tamamıyla ilgili sermaye giriş çıkışlarında durum daha da vahim. Yabancı Sermaye Derneği Başkanı Şaban Erdikler'in verdiği bilgiye göre, geçen yıl Türkiye'ye yatırım için gelen doğrudan yabancı sermaye 376 milyon dolarda kalırken, Türk şirketlerinin yurtdışındaki yatırımları için ülkemizden çıkan sermaye 500 milyon dolar. Anlayacağınız, net olarak ilk kez eksiye, 124 milyon dolar eksiye düşmüşüz."
Kısacası tablo vahim:
Giriş yok, çıkış var!
Kıbrıs ve çözüm, Avrupa Birliği ve tarih konularında kuşku besleyenlerin, Kıbrıs'ın stratejik önemini önplana çıkarırken, AB'ninkine fazla kafa yormayanların bu tablo üzerinde ciddiyetle düşünmeleri gerekiyor.
Çünkü işsizlik sorununu çözemeyen bir ülkede huzur ve istikrar sağlanamaz. Aş ve işi olmayan, geçim derdi içinde kıvranan insanların ülkesinde dincisi dahil her türlü radikalizm boy verir.
Dış yatırımcı neden bekliyor?
Bizim yatırımcı niye dışarı gidiyor? Türkiye'ye değil de, örneğin Bulgaristan'a, Romanya'ya yatırım yapabiliyor?
Dış yatırımcı, bu yılın sonuna kilitlenmiş durumda. Türkiye'nin Kıbrıs'ı çözdükten sonra AB'den tarih alıp alamayacağını görmek istiyor.
Çünkü AB'den tarih, Türkiye için bir kalite belgesi niteliği taşıyacak. Avrupa yoluna geri dönüşü olmayan biçimde oturacak Türkiye'nin hem ekonomik hem siyasal istikrar yolunda ilerleyeceğine, hem de 'hukuk çıtası'nı yükselteceğine kanaat getirecek.
Önemsiz mi? Tam tersine hayati.
Demin de belirttiğim gibi, bu ülkede her yıl 700 bin kişiye iş bulmak lazım. Türkiye kendi olanaklarıyla, kendi iç tasarruflarıyla bunun ancak yarısını sağlayabiliyor. Öteki yarısı için yabancı sermaye şart. Başka türlü işsizliği yenemeyiz. Yabancı sermayeyi Türkiye'ye çekmeden pazarda filenin dolması, mutfakta tencerenin kaynaması aslanın ağzında bir iş olmaya devam edecek.
Bir başka deyişle:
Kıbrıs yalnız Kıbrıs değil!
AB'den tarih de soyut slogan değil.
İkisi de aşımızı, işimizi doğrudan ilgilendiriyor. Bunu göremeyenler, hayata hayatın içinden değil dışından bakanlardır. Hayatın günümüzdeki akışını kavrayamayan, bilerek ya da bilmeyerek çocuklarımızın geleceğinden çalmak isteyenlerdir.
Osman Ulagay bu yakınlardaki bir yazısına her zamanki kılı kırk yaran ihtiyatlılığıyla, "Türkiye'ye Avrupa'nın dışında hayat var mı?" başlığını seçmiş ve yazısını şöyle noktalamıştı:
"Türkiye'nin tek başına sıçrama yapabilecek konumda görünmemesi, Avrupa'nın ise ancak büyük değişiklikleri göze alarak kendi hedeflerine varabilecek konumda olması, Türkiye'nin AB ile bütünleşme çabasının oldukça sağlam bir temele oturduğunu gösteriyor. AB'nin dışında kalacak bir Türkiye'nin kendisine bir hayat alanı yaratması ve küreselleşmenin fırtınalı ortamında yolunu bulması daha da zor olabilir." (Milliyet, 28 Ocak 04, sayfa 7).
Kıbrıs'ta olsun, Türkiye'de olsun insanımızın aş ve işiyle, geleceğiyle oynamayalım.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|