|


Kadın magazinde yıldız, politikada saf dışı
Kadın, evrensel insanlığın can suyu, oksijeni, her kuşağın ödülü... Kadın için yazılmış milyonlarca şiir, öykü, roman, tiyatro... Kadın için yapılmış milyonlarca beste, şarkı, türkü, heykel, tablo, film...
Teknolojiyle ekonomideki aşamalar sonucu, binlerce yıl kısır dönemlerin baskısı altında kalmış olan "cinsellik" de, özgürleşmeye başladı ve günümüzde "kadın" salt bir seks objesi gibi piyasalanarak oturtuldu vitrinlere...
Kestirmeden ünlü ve zengin olmanın bir yöntemi gibi gösterildi magazin yıldızlığı...
***
Evrensel insanlığın gelişimi, kalitesi, düzeyi, çok sık tekrarlandığı gibi, bir "eğitim" sorunu değil, bir "anneler" sorunudur.
Çocukların 3 - 7 yaş arasında mayalanan öz hamurunu, anneler biçimlendirir...
Evde ut, keman, piyano çalan, gazete okuyan bir annenin çocuğuyla; salt inek sağan, tarlada çalışan, pamuk toplayan bir annenin çocuğu; aynı "öğrenim"den geçseler bile, - genellikle - eşdeğer bir algılamanın ortaklığında buluşamazlar.
Çünkü "eğitim" okullarda değil, evde anadilini öğrenirken 3 - 7 yaş arasında mayalanır. Okullar, evdeki mayalanmanın değişik fırınları gibidirler. O mayadan ekmek, francala, kurabiye, çörek, pasta vs. çıkarırlar...
Salt okul yetmez, - genellikle - çocuklarda maya oluşturmaya...
***
Pek benimsediğimiz, "biz erkek milletiz" böbürlenmesi, evrensel bir dengenin dışına düştüğümüzün de narası sanki...
Evrensel bir dengenin dışına düşüldüğünde, ruhsal bir vurgun yer insanlar... Gizli bir ezikliğin ve yaptığı işe karşı "adam sende"ciliğin tırpanları çalışmaya başlar toplumda...
Tankerlerin fren balataları yenilenmez, besin maddeleri sağlıklı üretilmez, yapılar kendiliğinden çökmeye başlar...
***
Kadınsız toplumların sevgi açlığı çeken erkeklerindeki tatminsizlik, genellikle bir megalomanyaklığa ve ortak bir saydamlıkla özenin halkası olma yerine; başkalarını korkutmaya ve başkalarına önem vermeyen "sıra dışı biri olarak görünme" tutkusuna dönüşür...
Evlerinin içinde mutlu olmayanlar, evlerinin dışında "bilek bükme" oyalanmasıyla üstün görünme avuntusuna yönelirler...
***
Türkiye'de kadınlar, genç kızlar, kız çocukları... Daha minicikken yürekleri dağlanmaya başlamış olan evrensel insanlığın oksijenleri...
Toplumdaki yamukluk, onları da etkiler. Kendilerini savunma güdüsünün, rolleri, pozları, yalanları, planları pıtıraklaşır iç benliklerinde... Çeşitli nedenlerden, özellikle de tüketimi kamçılama reklamlarıyla modalarının kendilerinde yarattığı hipnoz ve hayallere erişme olanağından yoksun kalma sonucu, ekşi bir bencilliğin kahkahasız bunalımlarına sürüklenirler.
***
Ve Selahaddin Pınar'lara böyle şarkılar yazdırırlar:
Nereden sevdim o zalim kadını,
Bana zehretti hayatın tadını.
Sormayın söylemem asla adını,
Bana zehretti hayatın tadını...
***
Yerel seçimlerde hemen hemen kadın yok gibi...
"Erkek millet" olmanın çarpıklığı ister istemez politika platformuna da yansıyor.
Ne bizim kuşağın anneleri, kocalarıyla tanışarak evlendi; ne onların anneleriyle babaları...
Bugün 16 milyon aileden oluşan Türkiye'de; hangi karı - koca, birbirini ne kadar sevdi, ne kadar bir mutluluk havuzu yarattı evlerinin içinde?
Ve kuşaklar boyunca kaç milyon kadın ve genç kız, ne kadar dayak yedi?
***
Kadının bu kadar namevcut olduğu bir alemden, evrensel değerler de ne kadar yetişir ki?
Besbelli ki, 20 - 25 yıl içinde biz de AB üyesi olacağız. Çaresiz 21. yüzyılın "yaşam kalitesi"yle bütünleşecek Türkiye de...
Ama insanlığın ortak bahçelerine unutulmaz katkılar yapmış olmaktan yoksun kalmış bir Türkiye olarak...
"Erkek millet" olmakla övünmenin bedeli, aslında çok pahalıya mal oldu Türkiye'ye... Erkekler zart zurtçu, kadınlar "bana ne başkalarından be"ci oldu...
***
Şayet doğal dengelerin sentezini yaratmış bir toplum olabilseydik, kadınlar hakkında yapılmış nüktelere, kadınlar da yürekten güleceklerdi.
Örneğin:
"Kadınları övenler, onları yeterince tanımayanlardır. Her zaman yerenler ise hiç tanımayanlardır."
"Kadınlar asla değişken değillerdir. Her zaman sadık kalırlar tutarsızlıklarına."
"Kadınlar, olağanüstüdür doğrusu; en basit olanaklarını dahi kullanmasını çok iyi bilirler; kimi yürüyüşünü, kimi dekolte giysilerini, kimi bacaklarını değerlendiriverir hemen; hatta bazıları akıllarını bile..."
Ve Celal Sahir'den, azıcık değiştirilmiş bir mısra:
"Kadınlar olmasaydı, öksüz kalırdı şiirlerim."
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|