27 Şubat 2004 Cuma
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Kıbrıs'ı çözdük!

        MOSKOVA
   
    Putin, "Kıbrıs'ta kilidi açtınız!" demiş Gül'e. Rusya Başkanı, öyle anlaşılıyor ki, Kıbrıs'a dönük ilgi ve bilgisiyle Türk Dışişleri Bakanı'nı etkilemiş... Dünkü yazım böyle noktalanmıştı.
    Moskova'dan da Kıbrıs mı?
    Evet öyle.
    Kıbrıs'ta çözüm, AB'den tarih...
    İç içe olan bu iki kritik konu, Türkiye'yi yakın tarihinin en yaşamsal dönüm noktalarından birine getirip bırakmış durumda. Tıpkı laik Cumhuriyet'in kuruluşu gibi... Çok partili demokrasiye geçiş gibi... Ekonomide 24 Ocak ve liberalleşme reformları gibi...
    Onun içindir ki:
    1 Mayıs'a kadar Kıbrıs yazmak, Türkiye'nin önünü açmak ya da kapamak eylemi sayılır. Eğer çözümü yalnız Kıbrıs Türkleri için değil, Türkiye açısından da önemsiyorsanız, şu sıralar Moskova'da da olsanız, n'apalım, Kıbrıs'la ilgilenmek zorundasınız.
    Moskova'dayken gerek Dışişleri Bakanı Gül'le, gerek başdanışmanı Ahmet Davutoğlu ve yakın çevresiyle yaptığım Kıbrıs sohbetleri ilginçti. Kervan yolda bozulabilir mi sorusunun karşılığını merak ediyordum. Ankara'da konuyla ilgili üst düzeyde bir Türk diplomatının alaylı bir dille, "Türk kervanı bu, her şey olur, yolda da bozulabilir" demesi kafama takılmıştı.
    Sezer'in, Denktaş'ın, Özkök Paşa'nın perde arkasındaki rolleri de Moskova sohbetlerimin konularıydı.
    Gül'le konuşmamı yalınlaştırıp şöyle bir diyalog haline getirmek mümkün:
    "Çözüm konusunda iyimser misiniz?"
    "Önce kararlı sonra iyimseriz."
    "9 Nisan'da, yani BM Genel Sekreteri Annan'ın referanduma götürülecek son anlaşma metni belli olunca Ankara'da kıyamet kopabilir mi?"
    "Niye kopsun ki? Türkiye, Kıbrıs'ı zaten çözdü."
    "Çözdü mü, nasıl?"
    Gülüyor Abdullah Gül:
    "Evet çözdük. Zor olan New York'tu, yöntem açısından işin püf noktası Annan'ın hakemliğinin kabul edilmesiydi. Bu geçildi. Artık 21 Nisan'da son sözü halk söyleyecek. 9 Nisan'da eğer Annan'ın çıkaracağı son metni beğenmezsek, beğenmediğimizi söyleriz. Referandum hayır çıksa da, sorun çözülmüş olmaz mı? Olur. Halkın oyuna kim ne diyecek ki? Sandık ve demokrasi..."
    "Bu ihtimal var mı?"
    "Bakın biz ne diyoruz: Bir, daha az sayıda Rum'u daha uzun zamanda kuzeye almak... İki, daha az askeri daha uzun zamanda geri çekmek... Üç, Annan haritasındaki girintili çıkıntılı sınırı düzeltmek... İşte en önemli şeyler bizim için..."
    "Alabilecek miyiz bunları?"
    "Alacaksınız da, vereceksiniz de... Bu bir denge. Ama aldığınızla verdiğiniz aynı cinsten olmayacak."
    Devam ediyorum:
    "Ya hiç alamazsak... Böyle bir ihtimal yok mu? Annan bizim değişiklik taleplerimizi görmezlikten gelebilir mi? Böyle bir tutum, Ankara'yı siyaseten karıştırabilir. Bunu ABD'si de, AB'si de gayet iyi biliyor. Nitekim daha çok Amerika oldu, New York zirvesini çıkmazdan kurtaran... Kofi Annan'ın böyle bir katılık içinde olmayacağı sözünün de Washington'dan Ankara'ya geldiği kulislerde kulaklara fısıldanıyor. Ne diyorsunuz?"
    Bu uzunca sorumun yanıtına gelince... Edindiğim izlenim o ki Gül ve yakın çevresi, Kofi Annan'dan Türk tarafının isteklerine kayıtsızlık beklemiyor. Ama her şeyi tümüyle kabul gibi bir hayal içinde oldukları da söylenemez.
    Rumlar masadan kaçabilir mi?
    Kolay değil. Ankara, hükümet sağlam durduğu ve Rumlardan bir adım önde politikasını devam ettirdiği sürece, Rumlar da kaçamaz ve Kıbrıs çok büyük ihtimalle ite kaka çözüme gider.
    Ya AB'den tarih?
    Bu konuda artık fazla kuşkusu kalmamış Gül'ün... Almanya Başbakanı Schröder'in Ankara ziyaretinin hükümette büyük memnuniyet yarattığı görülüyor. Nasıl 1980'lerde Fransa Yunanistan'ın AB'ye girişinde lokomotif rolü oynadıysa, Almanya'nın da Türkiye için aynı rolü oynayacağı belirtiliyor.
    Gül'ün Moskova gezisinde bulunan TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, Schröder'in kendilerine, "Biz Almanlar bir söz verdik mi tutarız" dediğini nakletti.
    AB'den tarih konusunda daha yapılması gerekenler var. Örneğin DGM, YÖK ve RTÜK'le ilgili anayasa değişiklikleri... Bunun için CHP'nin de Meclis desteği gerekiyor. Hükümet, öyle anlaşılıyor ki, demokratikleşme ve Kopenhag kriterleri açısından önem taşıyan bu paketi yerel seçimlerden sonra, nisan ayı başında CHP'nin önüne getirip koyacak.
    Moskova'da Gül'le Kıbrıs sohbetimi "Kısacası iyimsersiniz" diye noktalamak isteyince, yazımın başında da belirttiğim gibi, "Önce kararlı sonra iyimser" diye düzelterek noktayı koydu.
   
    h.cemal@milliyet.com.tr
   
   





Taha AKYOL
Nereye gidiyoruz?

Çetin ALTAN
Kadın magazinde yıldız, politikada saf dışı

Melih AŞIK
Tekel yağması!..

Fikret BİLA
Rumların tavrı

Hasan CEMAL
Kıbrıs'ı çözdük!

Güneri CIVAOĞLU
Karat

Can DÜNDAR
Folk 'pop'a direniyor

Abbas GÜÇLÜ
Maliye Bakanı ve eğitim

Hurşit GÜNEŞ
Unakıtan'la toplantı

Sami KOHEN
Örnek alsalar...

Mehmet Y. YILMAZ
Karayalçın adaylıktan çekilmeli, çünkü...

FAİK ÖZTRAK
Meydanlarda icraat yerine zam anlatmak

Hasan PULUR
Kenan Işık'a takdimdir!

Derya SAZAK
Schröder, AB, CHP

Meral TAMER
Demirel'in cici silahı

Ece TEMELKURAN
Hiçbiri olmaz halbuki!

Güngör URAS
İç borç 65 milyardı 149 milyar dolar oldu

M. Ali BİRAND
Rumlar, Denktaş'tan daha güç durumda