|


Halkoyunları yarışmaları, popstar elemeleriyle çekişiyor
Folk 'pop'a direniyor
Sabancı Vakfı halkoyunları yarışması düzenliyor. Okullarda halk oyunları kurslarına akın var. "Sultanların Dansı", "Ney" gibi gösteriler büyük ilgi görüyor. Folklor gümbür gümbür hayatımıza geri dönüyor. Ancak acaba dönen gerçekten folklor mu, yoksa onun poplaşmış bir versiyonu mu?
Önce Mevleviler döndü sahnede... Sonra bir semah gösterisi başladı. Derken kılıçlar şakladı, dansözler oynadı, efeler gürledi, 1000 yılın dansıyla rengarenk aydınlandı sahne...
Horonlar, halaylar, danslarla salonda tam bir Anadolu kasırgası esti.
2 bin kişilik salonu dolduranlar önce hayretle izledi, sonra heyecanla alkışladı şovu...
Seyircilerin çoğu Avusturyalıydı.
Ve Türkiye'nin yeni dans gösterisi Ney'i, Avrupa turnesinin ilk durağı Viyana'da izlemeye gelmişlerdi; bizim gibi...
Beylik deyişle söyleyelim; Kanuni'nin Yeniçeri kılıcıyla yapamadığını Ney, dansın kılıcıyla yapmış, şehrin kapılarını açmıştı.
"Uçun bu gece!"
17 yaşında bu şehre inter - rail treni ve bir sırt çantasıyla giden, sonra tıp tahsili için yine Viyana'yı seçen Dr. Ömer Önder, genel koordinatörlüğünü yaptığı bu şovla Viyana'ya "Bak, dönüşüm muhteşem oldu" diyordu adeta...
Prodüksiyonu yöneten Ali Erten, dansçılardan daha heyecanlıydı. Ömrünün yarısını yurtdışında sürgünde geçirmiş bir solcu olarak, eski ajitasyon konuşmalarından birini gösteriye çıkacak gençlere yapıyor, "Bu gece uçmanızı istiyorum" diyordu.
Bu ajitasyonla ateşlenen 60 dansçı gerçekten herkesi ayağa dikti.
Gösteriyi izleyenler arasında Batı kültür endüstrisinin gözlemcileri de vardı. Yani Ney, Avrupa'da görücüye çıkmıştı. Gösteriden sonra yapılan görüşmelerde şova davet yağdı. Şimdi sırada, önce Doğu, sonra Batı Avrupa, ardından Çin ve nihayet Broadway var.
Hoy-Tur'dan bugüne
İtiraf etmeli ki, insan şaşırıyor bu ilgi karşısında...
Hele ben, daha da çok şaşırıyorum.
Çünkü ben bir Hoy - Tur'luyum.
Kuşağımın gençlerinin çoğu gibi, okul yıllarımın bir kısmını halk
oyunlarına verdim. Çayda çırayla başlayıp Bingöl'e, Bitlis'e, Silifke'ye geçtim.
'Toprak' gecelerinde sahne alıp Barak'la halaya durdum, Artvin'le horon teptim. ODTÜ Halk Bilimleri Topluluğu'nun kapısından geçtim.
Ama o günlerde halk oyunlarına rağbet, daha popüler bir deyimle 'Folklorculuk' pek matah bir iş sayılmazdı. 'Folklorcular', 'açılış törenlerinde zılgıtlarla halay çeken, sonra da bakana çiçek veren çocuklar' diye bilinirdi.
Türk köylüsünden bir millet yapma çabasında folkloru kullanan Atatürk gibi Türk solu da işçi sınıfının yokluğunu köylüyle doldurmaya meylettiğinden '1970'lerin folkloru', devrimci - amatör derneklerin sınırlı imkanlarıyla sürdürülen bir 'köy güzellemesi'ydi.
Bu akım, 80'lerde siyasetle birlikte tükendi.
Giderek siyasal bir söylemin tokmağını vuran davullar sustu, yerini bateri soloları aldı. Bağlama, tahtını gitara bıraktı.
Milliyet, 1966'dan beri sürdürdüğü liselerarası halk oyunları yarışmasına son verdi.
Pop, folku gömdü.
Folklor modası
Şimdi çeyrek asır sonra, ne oluyorsa oluyor ve 'folklor' bütün ihtişamıyla dönüyor hayatımıza...
Davullar yeniden gümbürdüyor, zurnaların sesi duyuluyor.
Ana okullarından, üniversitelere kadar eğitimin her aşamasında okullar halk oyunları kursları düzenliyor. Kültür Bakanlığı, Devlet Halk Dansları Topluluğu'nun kurslarına girmek için milletvekilleri torpil koyuyor. Halk oyunları yarışmalarına milyonlarca genç katılıyor. Türk ekipleri uluslararası festivallerde üst üste ödüller alıyor.
Bu gelişmeyi fark eden Bale, Erkan Oğur'un Fırat'a Ağıt'ını repertuarına alarak yerel çalgılar ve Türk adımlarıyla sahneliyor.
Bu arada büyük sermaye bu alana giriyor.
Sabancı grubu, Devlet Halk Dansları Topluluğu ile birlikte bir halk oyunları yarışması düzenliyor.
Sultanlar'ın öncülüğü
Bu akımı popülerleştiren ilk isim Yalçın Çeviker oldu. Ünlü Broadway şovu River Dance'i örnek alan bir projeye 1,5 yıl süreyle yatırım yaptı. Ve Mustafa Erdoğan'ın yönetmenliğinde sergilenen Sultanlar'ın Dansı, uluslararası bir üne kavuştu. Üstelik kendinden sonraki Hürrem Sultan gibi, Ney gibi projelerin de önünü açtı.
Turizm yatırımlarıyla tanınan Magic Life'ın sahibi Cem Kınay, 2 milyon dolar harcayarak genç bir ekiple bu alana girdi, bayrağı devraldı.
Geçen yaz Ney'i Aspendos'ta 100 bin kişi izledi.
Şimdi sırada yeni şovlar var.
Dün 'açılış törenlerinde zılgıtlarla halay çeken çocuklar' diye aşağılanan 'folklorcular'ı yakında Broadway'de dans ederken görürsek hiç şaşmayalım.
Folklor mu, pop-lor mu?
Halkoyunları, çeyrek asırlık uykusundan neden uyandı? Bu sorunun yanıtını biraz da folklorun gelişim çizgisinde aramak gerek.
Batı'da folklor, modernizmin, kendinden önceki çağın köy kültürünü koruma harekatı olarak başladı. Zaten sözcüğün İngiltere'deki ilk ifade biçimi 'Halk antikleri' anlamına geliyordu. Modern çağ, tarihe karışan kırsal kültürü 'bir antik değer' olarak korumaya alıyordu.
Oysa 1970'lere kadar Türkiye'de folklor, köy kültürünün tamamen kaybolmadığı bir dönemde sahnelendi. Kente gelen köylülerin, memleket özleminden ve maziye saygısından beslendi.
Geldikleri kentte tutunmayı başaranlar, geniş salonlarının bir köşesine, Amerikan barının tam karşısına, 'eski güzel günler'in anısına bir 'şark köşesi' konduruyor, orada su içen geyik desenli halının altına bir sahan, bir tabure koyup mazilerini vitrine koyuyorlardı.
Aradan bir kuşak geçip de köydeki son arazi de satılınca maziyle bağlar hepten koptu. Şark köşelerinin yerini müzik setleri aldı.
Bugün folklorun yeniden moda oluşu, Türkiye'nin kentli nüfusunun, köylü nüfusunu tamamen katladığı ve köylerin boşaldığı bir döneme rastlıyor.
Yani folklor bu kez Batı'daki anlamıyla 'bir antikacılık' olarak dönüyor sahnelere... Üstelik artık para da getiren bir uğraş bu... Koleksiyonculuğu çağrıştıran bir cazibesi var.
Yalnız, 'folklor dönüyor' teşhisini koyarken sorulması gereken bir başka soru var:
Dönen gerçekten folklor mu?
Yoksa onun poplaştırılmış bir versiyonu mu?
Ney grubunun gösterisini izleyenler, bunun eski halkoyunlarının modern bir yorumu olduğunu açıkça görüyorlar.
Belçika doğumlu müzisyen Cihan Sezer'in bestelediği müzikte caz - rock motiflerine rastlanıyor. Fidayda İspanyol gitarla oynanıyor, Karadeniz horonuna bas gitar karışıyor. Bir Rus dansçı, baleyle karışık bir şaman dansı yapıyor.
Canan Göknil'in ışıltılı, gözalıcı kostümleri, dansçılara maskeler taktırırken, İngiliz dans yönetmeni, dansözlerin arkasına tavus tüyleri takarak gösteriye 'oryantal' bir katkı yapıyor.
Tükenen köy ahalisinin kültürü, kent ahalisine, onun aşina olduğu notalarla, çalgılarla, kostümlerle, dansçılarla sunuluyor.
Tıpkı eski Yeşilçam şarkılarının re - mix'leri gibi... Günümüzün modern dünyasında (birkaç başka kültür ürünü gibi) folklor da, ancak popüler kültürün çizdiği çerçeve içinde temsil imkanı bulabiliyor.
Artık o da, kültür endüstrisinin bir parçası...
O yüzden de poplaştıkça yaygınlaşıyor.
'Bu folklor degil ama yine de olumlu'
MUSTAFA TURAN (Kültür Bakanlığı Devlet Halk Dansları Topluluğu Genel Yönetmeni): "Gerçekten folklora büyük bir yönelim var. Bir ilgi patlaması yaşıyoruz. Basınımız popstar yarışmalarının kuyruklarını öne çıkarıyor. Ama inanın ki, orada binlerce genç kuyruğa giriyorsa, Anadolu'da milyonlarca genç, halk oyunu kurslarına, yarışmalarına akın ediyor.
Folklor, nitelik yönünden de çok gelişti. Eskiden 15 dakika tahammül edemediğimiz kara düzen danslar, disipline oldu. Her yıl, uluslararası ödüller alıyoruz.
Son dönemde moda olan şovlara gelince... Bunlara folklor demek doğru değil. Uzman gözüyle içerikleri tartışmaya açık. Ama seyirci gözüyle ışığından, kostümüne, müziğinden, sahnelemesine kadar son derece başarılı. Bu işin duayenlerinden biri olarak bu gösterileri son derece olumlu buluyorum. Elbette yabancılara izletme kaygısıyla işin özünü bozanlar da var. Ama bunlar düzelir. Uzun vadede doğru çizgidekiler kazanacak, halk oyunlarını deforme edenler kaybolup gidecektir. Önemli olan bir şeyler yapıp folkloru günümüzün izleyicisiyle buluşturabilmektir."
'Kentsoylu bir ürün'
ÖMER ÖNDER (Ney Genel Koordinatörü): "Türkiye yıllardır folkloru yok sayıyordu. İlkokullarda 23 Nisan törenlerinde icra edilen bir gösteri gibi algılanıyordu. Kültür Bakanlığı Halk Dansları Topluluğu yıllar önce dansları modernize edip çağdaş bir yorumla sunma yönünde ilk çalışmaları başlattı. Derken işe özel sektör el attı. Daha özgür bir çalışma ortamı içinde, daha özgürce yorumlama şansı doğdu. Ambalajı tamamen değiştirildi. Ve kentli seyirciye yönelik, kentsoylu bir ürün haline getirildi. Ve hem sermayedarlar, hem seyirciler hayretle 'Bizim böyle bir zenginliğimiz mi varmış' diye ilgi göstermeye başladılar."
can.dundar@e-kolay.net
|
|

|