|


Hiçbiri olmaz halbuki!
Bir arkadaşım öğrenmiş bunu; kadınlar artık naylon poşetleri uzunlamasına şeritler halinde katlıyor, sonra da bu şeritleri muska böreği sarar gibi üçgen haline getiriyorlarmış. Böyle bir "moda" varmış yani. Bunu İstanbul'da duydum. Üç gün sonra Ankara'da, nereden anlattıysam bu mevzuu anlatıyorum, gırgırına. Aa! "Poşet modası" Ankara'ya benden önce varmış. Tahminim, bu muska rüzgarı yurdun çeşitli bölgelerinde almış yürümüştür. Şimdi merak ediyorum ben: Bu lafı bile edilmeye değmez diye düşündüğünüz tuhaf ve küçük konular nasıl yayılıyor? Ne gazeteler, ne televizyonlar bahsediyor bu acayip, küçük şeylerden. Sanmıyorum ki kadınlar da bu yeni buluş için şehirlerarası telefon konuşmaları yapsınlar. E öyleyse nasıl oluyor?
Çizgi ve kuyu
Daha fazla merakımı cezbeden şey ise çocuk oyunları. Çocuk oyunları nasıl yayılıyor mesela?
Misal, ben küçükken misketlerle -ki İzmirliler ona meşe der- "kuyu" ve "çizgi" adlı iki oyun oynardık. Yıllar sonra başka şehirlerden gelen insanlarla konuştuğumda öğrendim ki aynı oyunları onlar da oynamışlar. Ya da "Yakar Top"... Bu oyun hangi şehirde icat edildi mesela? Ya da çamura çivi atarak oynanan oyun, ya da gazoz kapaklarıyla oynanan oyunlar... Şimdi mesela, siz bu oyunları biliyorsunuz değil mi? Ve bu yazıyı okuyan sizler Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde oturuyorsunuz. Tuhaf değil mi şimdi bu?
Ortak çocuk aklı
Çeşitli teorilerim vardı bu konuda: Memur çocuklarının memleketi gezerken oyunları yayma teorisi. Başka şehirlere misafirliğe giden çocukların oyun bilgilerini şehirler arasında taşıması teorisi... Ama sonra düşündüm ki, belki de çocukların ortak bir aklı var. Bir nesneden ortak bir oyunu çıkaran bir akıl. Gazoz kapağını, misketi, çiviyi gördüğünde "Bununla olsa olsa böyle bir oyun oynanır" deyip bütün şehirlerdeki çocuklar, nesnenin gerektirdiği o oyunu, ortak akıllarıyla buluyor olabilirler. Nesnelerin optimum oyunlara dönüştüğü bir akıl var yani ortada; çocuk aklı... Çok mantıklı değil mi?!
Küçük Kara Balık
Geçen gün, "Kayıp Balık Nemo" filmi vesilesiyle 70'lerin başlarında doğan çocukların okuduğu "Küçük Kara Balık" kitabından bahsetmiştim, "Bir Şeftali Bin Şeftali", "Ulduz ve Kargalar", "Püsküllü Deve" de aynı yazara ait kitaplardı: Samed Behrengi'ye. Su Yayınları'ndan Behrengi'nin toplu masalları çıkmış. Başında da İranlı Behrengi'nin hayat öyküsü var, kısacık. Sonu şöyle bitiyor: "(Behrengi'nin) Hikâye ve masallarında anlattığı gerçekler Şah yönetimince zararlı bulundu. 1968'de hiçbir ipucu olmadan ortadan kayboldu. Daha sonra cesedi Kuzey İran'da, Aras Nehri kenarında bulundu."
Küçük Kara Balık'ı okurken annem bize, bunu yazan adamın, böyle şeyler yazan adamların sonradan "ceset" olduğunu söylememişti. Bazı hikâyelerin sonunu öğrenmenin yaşı var belki.
Misal, Ahmet Arif'in bir şiiri vardır:
"Erkekçe olsun isterim/ Dostluk da / Düşmanlık da..." diye.
O şiiri bu kadar sanıyordum ben mesela, annem o kadarını yazmıştı çünkü bir deftere.
20'lerin sonlarında öğrendim niyeyse şiirin sonunu:
"Hiçbiri olmaz halbuki!"
Bu da tuhaf değil mi sizce?
ecetem@hotmail.com
|
|

|