|
|


"Akabinde ve detayında... Herodot baba büyüksün"
"Ekmek Teknesi"ni de izliyoruz detayında, Cevdet de büyük akabinde ama mevzu o değil. Ey gazeteci milletinin evlatları ve gazete okurları; röportajın babası kim biliyor musunuz?
Bazen şöyle oluyor. Sizin gayet sıradan, çok gündelik bir faaliyetinizin ortasında, biri çıkıyor, yaptığınız o şeyle ilgili bir bilgi kırıntısı atıyor önünüze. Siz de "Vay be!" oluyorsunuz, "Meğer neymiş? Ley ley hey!"
Mesela deterjan köpüğünün yararsız, manasız bir yan ürün olduğunu, temizlik bakımından hiçbir lüzumu olmadığını, köpüğün sadece "köpük köpük temizlik" gibi pazarlama faaliyetlerinde kullanıldığı için sabunların falan hiç de gerekmediği halde köpürdüğünü, insanların köpüksüz temizliğe bir türlü ikna olmadıklarını...
Biliyor muydunuz?
Bulaşık yıkarken bu esnada bu yazıyı okuyabilen varsa (nasıl bir insandır o, merak ederim!) ve bunu bilmiyorsa, şimdi "Ley ley hey" demesi icap etmez mi?
Ki sırası gelmişken, hadi ben bir kere yazdım, o yüzden geri dönemiyorum ama ne demek bu "ley ley hey" -biri manalı bir bilgi kıtırı atsa önüme keşke tam şu anda!
Düşünsem sanki bulacağım!
Geçen akşam bir röportajdan dönmüşüm, daha kaset çözülmemiş; çok konuştuk, çok dinledik, çok yorulduk ya o bakımdan bir mola vermişim. Bir arkadaş öyle durduk yerde patlattı:
- Dünyanın ilk muhabiri kim?
Kim?
- Düşün biraz!
Düşüneyim de, düşüne düşüne bulabileceğim bir şey değil ki bu.
- Röportaj türünün babası, ustası kabul ediliyor.
Hah, çok yardımcı oldu hakikaten. İpucu "baba"ysa Orhan Gencebay, "usta"ysa İbrahim Tatlıses, "röportaj"sa Ayşe Arman...
- Sus, tamam, söylüyorum: Herodot!
Hangi Herodot? "Ekmek Teknesi"nin Herodot Cevdet'i mi? "Aman sabahlar olmasın!" Çok saçma be abi, ben de kek gibi dinliyorum bu adamı!
- Hayır canım, basbayağı Herodot!
Ley ley hey! Üstadımız Herodot ha?
Tarihçi değil mi o, röportaj ne ayak?
- Sizin yaptığınız sefil röportajlar değil burada mevzu, dedi; arkadaşımız olduğu kadar küstah da olan bilgi küpü insan.
Sensin sefil! Nesi sefil? "Yapıyoruz işte biz de kendi çapımızda röportaj" derken... Hatırladım. Bizim yaptığımız röportaj değil, söyleşi. Soruyorsun, cevap veriyor. O zaman söyleşi oluyor. Röportaj, sözlükten aynen aktarıyorum; konusu bir araştırma, soruşturma olan gazete ve dergi yazısına deniyor.
- Herodot hakiki röportaj yapıyor.
Ben de yaptım öyle röportaj, ne var?
- Adam 2 bin 500 yıl önce yapmış yavrucuğum.
Arkadaş küstah olduğu kadar kibirli de olabilir mi? Ne bu ya? Makineli tüfek gibi tıtıtıtı, tıttırı tıttırı...
"Adam başka kültürleri tanımak için en uzak köşelere kadar gitmiş, onlarla konuşmuş. Hem de, mesela bir olayı biri farklı, diğeri farklı anlatıyorsa; her ikisini de almış koymuş ki okur karar versin doğrusuna. Siz son model gazeteciler gibi iki gıdım bilgiyle yorum kusmamış."
Farkındasınız değil mi, arkadaş aynı zamanda kesinlikle feci terbiyesiz!
Abi, insanların dünyayı hani tepsi gibi düz zannettikleri, çok giderlerse kenarından düşmekten korktukları bir dönemden bahsetmiyor muyuz?
Hangi uzak köşeye gitmiş Herodot?
- Mısır, Libya, İran, Babil, Karadeniz ve kuzeydeki İskit ülkesine... Gidebileceği her yere gitmiş. Sonra Yunanlılara başka kültürleri tanıtarak alçak gönüllülüğü öğretmiş. "Tanrıları Yunanlıların bulduğunu iddia ediyorsunuz ama aslında o tanrılar Mısırlı" demiş.
Babaya kısaca ilk küreselci de deriz o zaman. Hatta dedim bile, ne çekineceğim?
- Aferin! Hiç çekinme. İlk tarihçi, ilk muhabir ve ilk küreselci...
Tamam; Herodot ilk tarihçi, küreselci, röportajın atası, babamız, canımız da nereden arak peki abi bu bilgiler?
- Sen tanımazsın tabii ama Avrupa'nın en ünlü edebiyatçı-gazetecilerinden Ryszard Kapuscinski anlatıyor bunları.
Eyvallah da sadede gelelim...
- NPQ dergisinin mart sayısında onunla yapılmış bir söyleşiden hazırlanan bir özet var.
***
Martta çıkacak değil mi bu dergi?
Hangi aydayız? Şubat mı? Eh, ortalık yerde ukalalık yapmayacaksın demek ki. Bakınız, daha siz dergiyi basmadan, ben son model gazeteciyim ya, iki gıdım bilgiyle yazdım bile bu yazıyı...
Herodot da olsa aynını yapardı.
Ne de olsa gazeteci laf taşır!
Ley ley hey!
Simitçi de mi dertli? Yuh!
Gerçek mi bu? Fıkra gibi. Ve çok acıklı! Zaman gazetesi yazarlarından Eyüp Can çarşamba günü köşesinde yazdı bu anekdotu.
Uzan Grubu'na ÇEAŞ ve Kepez'e el konulduktan sonra katılan üst düzey bir yönetici bir gün asistanına "Şu köşedeki simitçiden simit alın da arkadaşlara dağıtın" der. Asistanı eli boş döner. Zira simitçi parasını peşin almadan katiyen simit vermemektedir. Yönetici meseleyi araştırır. Simitçi haklıdır. Adamdan defalarca, hem de yönetim kurulu toplantısı adına simit alınmış ve parası ödenmemiştir.
Bu kadar mı yani? Köşedeki simitçi bile Uzan Grubu'na küs, Uzan Grubu'ndan alacaklı mı?
manik depresif köşe
Aristoteles "Her insan bilgi edinmek gibi doğal bir eğilim taşır" diyor. Herodot da gezip tozup, insanlara soru sorup, onları itinayla dinlemesini, yani röportajlarını işte bu cümleyle açıklıyor. Pek güzel de... Sene 2004. Benim de bilgiye eğilimim var ama hâlâ evde telefonum, dolayısıyla internetim yok. Var mı daha hazin bir durum? Evimdeki telefon hattının ucunu bulamayan Türk Telekom, o hattı kim bilir nerelere gömen ev sahibi... Ağlıyorum. Depresyondayım. Hu!
Niye bizim okurumuz süper röportajlar okumasın?
Bu yazılır mı bilmiyorum. "Yazacağına yap" derseniz; e, siz de haklısınız.
Şimdi böyle yabancı dergiler, diyelim Nicole Kidman'la bir röportaj yaptıklarında, hakikaten röportaj yapıyorlar. Yani kadınla konuşuyorlar; hem de birkaç kere, üstelik yemeğe falan çıkıp beraber. Sonra da yakın arkadaşıyla, asistanıyla, set işçisinden ışıkçıya herkesle onun hakkında konuşuyorlar.
Tüm bu söylenenleri, kadının yemekte ne yediğini, garsona ne dediğini, hepsini yazıyorlar. Çok zevkli oluyor okuması.
Biz de böyle yapalım, lüüütfeeen!
Niye yapmıyoruz peki? Yaparız da... Yapamıyoruz. Çünkü bizim ünlüler hâlâ röportajda kendi çektirdikleri stüdyo fotoğrafları kullanılsın istiyorlar. Kendileri gibi görünmek istemiyorlar.
Hem ben Gülben Ergen'e mesela; asistanınızla, evdeki temizlikçi kadınla, yakın bir arkadaşınızla, annenizle de konuşacağım desem, kabul eder miydi? Ben onlara ulaşabilir miydim? Ki o da haklı. Böyle şeyler kötüye kullanılmaya çok müsait.
Neyse. Ben Ergen'in neden sahne şovu hazırladığını anlatan cümlesini tekrar etmek isterim: "Neden bizim okurumuz da bu muhteşemliği okumasın?"
tubakyol@yahoo.com
|
|


|