28 Şubat 2004 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Siyaset, cinayet, resmi zulüm ve erotik sanat...

       
    Galatasaray - Villarreal maçını izlerken, önce içim pörsüdü. Galatasaray dökülüyor gibiydi. Zaten 5'inci dakikada yediği golle de, "dakka 1, gol 1" oldu neredeyse...
    Derken ikinci gol de geldi. Neyse ki, ilk yarının ortalarında Sarıkırmızılılar da toparlandılar, hatta nasyonalist bir deyimle, şahlandılar...
    Ben o sırada Erzurum Valisi'nin; kar, bora, fırtınayla pesperişan olan Erzurum hakkında yapmış olduğu açıklamaları düşünmüyordum.
    Zaten kimsenin de dikkatini çekmemişti o açıklamalar...
    ***
    Hoş, Erzurum Valisi'nin, altyapı eksikliğiyle ilgili açıklamalarını dinlerken de; KKTC'nin, susuz bir havuzda yüzme şampiyonu olma iddiasındaki siyasetçilerinin lafazanlığını düşünmüyordum.
    Nasıl ki, Başbakan Tayyip Bey'in, KKTC ile ilgili sohbet konuşmalarının yeniden tekrarını izlerken de; Bitlis'te bir akrabasından hamile kaldığı için, töre cinayetine kurban giden 22 yaşındaki Gül'ü düşünmüyordum.
    ***
    Dünkü gazetelerden birçoğunun manşetlerine taşınmış olan töre cinayeti kurbanı Gül'e ait haberleri okurken, Adıyaman'da 5 şiddetindeki depremin öncelikle kaymakamlık binasını vurduğunu düşünmüyordum.
    Ama Türkiye'yi ilk ziyaret eden başbakan olarak, İsveç Başbakanı'nın da, öncelikle Türkiye'deki töre cinayetlerini gündeme getirmiş olması, aklıma takılıyordu. Bizim İsveç'e kadar uzanmış olan göçmenler, oralarda da sürdürüyorlardı töre cinayetlerini ve İsveç basınına manşet oluyorlardı.
    ***
    Türkiye'nin Doğu bölgelerinden oralara göçmüş bir ailenin genç kızı, İsveçli sevgilisine kaçmış ve babası tarafından vurularak öldürülmüştü. Genç kız, ailesinin kendisine duyduğu öfkeyi bildiği için, daha önce yardım da istemişti İsveç polisinden. Ancak İsveç polisi, durumun ciddiyetini algılayamamış, bir babanın öz kızını kendi eliyle öldürebileceğine aklı yatmamış ve "öyle şey olmaz, sen evine dön" demekle yetinmişti...
    ***
    İsveç basınındaki manşetlerle, bizim dünkü gazetelerdeki manşetleri, tabanca patlamalarının temposundaki bir matem marşında bütünleştirirken; ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın, bizim Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e gönderdiği, insan haklarıyla ilgili mektubu düşünmüyordum.
    ***
    Colin Powell'ın yazdığı mektuptaki ayrıntılar, önce TV yayınlarından kulaklarımın, sonra da gazetelerden gözlerimin içine girince, "oh" mu diyeyim, "öf" mü diyeyim aklım karıştı doğrusu...
    ABD Dışişleri Bakanı, 13 yıl önce işkenceyle öldürülen Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Birtan Altınbaş'la ilgili kamu davasında, sanık polislerden üçünün hala daha bulunamadığı üstünde duruyordu.
    ***
    Demek ki Türkiye'deki "resmi zulüm", evrensel bir büyüteç altına alınıyordu artık, oh be...
    Ama gönül, "asmayalım da, besleyelim mi"ye kadar uzanan "resmi zulüm"ün; çok daha önceden, bizim yerli politikacılarla bürokratlar tarafından arıtılmasını isterdi. Bu arıtma olmayınca, evrensel bir büyüteç, Ankara'nın kafasına kakmaya başlamıştı. TC'deki insan haklarından yoksunluğu, öf be...
    "Oh be" ile "öf be" arasındaki salıncaklanma hazindi doğrusu; hele bir de buna bitip tükenmeyen bir ırkçılıkla, bir de kavramlar kargaşası eklenince...
    ***
    Derken irikıyım bir belediye başkanı adayının, "müstehcen sanata asla izin vermem" dediği yankılandı ekrandan...
    Ve pencerelerinden Boccaccio'nun, Mevlana'nın, Pierre Louys'in, Henri Miller'ın, Courbet'nin, Malet'nin, Goya'nın, Degas'nın, Rodin'in gülerek baktığı bir tren, dolaşmaya başladı beynimin içinde...
    ***
    Dünya sanatçılarının ünlü erotik eserlerinden oluşan bir albüm yapılsaydı...
    Kapağına da, Courbet'nin, Gare D'Orleans Müzesi'ndeki - bir Osmanlı şehzadesinin ısmarlaması olan - koskocaman bir "kadın organı" tablosu konsaydı...
    Heyt bre, kimbilir ne kadar ilgi toplardı?..
    ***
    Türkiye'nin özellikle üstü örtülmüş öz gerçekleri de, altyapıdan yoksunluğu da, "yaşam kalitesi"ndeki rezalet seviye de, su yüzüne çıkmaya başladı...
    21. yüzyıl rüzgarlarının yarattığı büyük bir aşamadır bu...
    ***
    KKTC'de 40 bin asker bulundurma yerine, Yunanlı armatörlerle ekonomik bir işbirliğine girilse ve birkaç yüz gemilik bir Türk ticaret filosu da okyanuslarda dolaşıp dursaydı, "milli çıkarlar"a aykırı mı olurdu yani?
    Böyle bir soruya "evet" diyenlerin de canı sağ olsun, "hayır" diyenlerin de..
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
Üniter devlet tartışması

Çetin ALTAN
Siyaset, cinayet, resmi zulüm ve erotik sanat...

Melih AŞIK
Tekel'e devam...

Fikret BİLA
Ak mı, kara mı?

Hasan CEMAL
Nazar değmesin!

Güneri CIVAOĞLU
Pus ve sezgi

Can DÜNDAR
Pop star kuyruğu

Sami KOHEN
AB vizyonu olmasaydı...

Hasan PULUR
Oradan buradan şuradan...

Derya SAZAK
Solda 29 Mart hesabı

Meral TAMER
E - posta ile haberleşmede kör dövüşü!

Tamer HEPER
Karar yanlış yorumlanmış

Güngör URAS
Özelleştirme "devamlı" sorun çıkarıyor

M. Ali BİRAND
HAYIR