|


Nazar değmesin!
Nazar değmesin!
Bazen içimden böyle demek geçiyor. Çünkü son zamanlarda Avrupa'dan gelen haberler gayet iyi. AB'den tarihe ilişkin mesajlar da, Alman Başbakanı Schröder'inki başta olmak üzere olumlu bir seyir izliyor. Tabii Kıbrıs'ta çözümle ilgili iyimser beklentilerin de payı var bütün bunlarda.
Türkiye - AB ilişkileri açısından son olarak Avrupa Konseyi'nde de olumlu bir gelişme yaşanıyor. Türkiye'nin 1990'lı yıllarda dahil edildiği 'denetim mekanizması'ndan çıkarılması gündemde. Bu konuda hazırlanan rapor, Türkiye'nin ev ödevlerini, yani 'Kopenhag kriterleri'nin gereğini yapmakta olduğunu gösteriyor. Bu gelişme ister istemez yıl sonunda AB'den tarih konusunu da olumlu etkileyecek.
Avrupa Konseyi'nde Türkiye yıllardır dört konuda denetleniyordu:
Demokrasi...
İnsan hakları...
Hukuk devleti...
Azınlık hakları...
Bu açılardan ihlaller 1990'lı yıllarda - özellikle Güneydoğu nedeniyle - çoğaldığı için Türkiye, daha önce Doğu Avrupa ülkelerinin demokrasiye geçişini kontrol etmek için kurulmuş olan bu denetim sürecine alınmıştı.
Avrupa Konseyi'nin kurucu üyelerinden biri olan Türkiye için haysiyet kırıcı bir durumdu bu. Ankara, 2000 ve 2002'de bu mekanizmadan çıkmak için girişimde bulunmuş, ancak ret yanıtı almıştı.
Şimdi hava değişiyor.
AB'ye uyum konusunda Ecevit hükümeti döneminde başlayan, ama özellikle AKP hükümetiyle hızlanan ve sıçrama yapan reformcu çabalar, - tabii son Kıbrıs açılımıyla birleşince - meyvelerini vermeye başladı.
Denetim mekanizmasından çıkış büyük ihtimalle gerçekleşecek. Ama bu karar her şeyin bittiği anlamına da gelmeyecek. Ardından Türkiye'yle denetim sonrası diyalog süreci başlayacak. Bu yeni dönemde de Türkiye'den bazı adımlar beklenecek.
Nitekim bunun işaretleri, Türkiye'nin denetim mekanizmasından çıkartılmasını öngören raporda da yer alıyor.
Beklentiler şöyle özetlenebilir:
(1) Türkiye'nin yeni bir anayasaya olan ihtiyacı... Bir yerde deniyor ki, Türkiye'de anayasaları hep asker yaptı. Hele sonuncusu demokratik normlardan fazlasıyla uzak. Artık siviller tarafından yapılacak bir anayasanın zamanı geldi.
(2) Bu arada tabii DGM'ler, RTÜK ve YÖK'le ilgili yasal düzenlemeler de gündemde tutuluyor.
(3) Seçimlerde yüzde 10 barajının düşürülmesi... Bu baraj, Kürtlere sadece 'yerel politika'yı serbest bırakıp ulusal politika alanını kapalı tutmak diye değerlendiriliyor. Bu açıdan, 13 ilde belediyle başkanlığına sahip bir partinin yüzde 10 barajı yüzünden tek bir milletvekiline bile sahip olmaması, demokratik katılım açısından eleştiri konusu...
(4) Kürtçe dil eğitimi, Kürtçe radyo ve televizyon gibi alanlarda uygulama... Ve bu konunun izlenmesi...
(5) Kadına karşı şiddet...
(6) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri, Dernekler ve Basın gibi bazı yasalarda askeri yönetimden kalma hükümlerin temizlenmesi...
(7) Leyla Zana'nın tutuksuz yargılanması... Hem hukuksal hem siyasal bakımdan daha isabetli olmaz mı?
Evet, olumlu bir adım.
Avrupa Konseyi'nin denetim mekanizmasının dışına alınıyor Türkiye. Ama yukarıdaki maddelerden de anlaşılacağı gibi daha her şey bitmiş değil.
Tabii bitecek de değil.
Çünkü demokrasi bir süreç.
Bazı açılardan, yani temel kurumlarla ilgili olarak demokrasi siyah - beyaz olsa da, zamanın akışı içinde demokrasiydi, hukuk devletiydi, insan haklarıydı, kültürel haklardı, torbada her zaman bir şeyler olmaya devam edecek.
Ama öyle anlaşılıyor ki, Türkiye bir yandan demokrasinin bazı temel kurumlarını oturturken, bazılarını da hiç olmazsa şimdilik kağıt üstünde gerçekleştiriyor.
Buna da şükür!
Nerelerden geldiğimizi göz önünde tutarsak, hiç de küçümsenmeyecek bir mesafe. Kısacası, doğru yoldayız.
Nazar değmesin!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|