|
|


Bu reklam senaryosunu felek mi yazdı?
Hayatta bir kişiden uzak durayım dedim, onunla da milyonların önünde birlikte kikirdemek zorunda kaldım
Ben pes ediyorum. Kader midir, tesadüf müdür; bu kadarı da yuh'tur yani, yuh! Tamam, ben de böyle dikbaşlı, hayata sözünü geçirmeye pek hevesli biri değilim. "Aman sen de"ciyim, "öyle de olur, böyle de"ciyim. Mümkünse pek de ciddiye almayayım hiçbir şeyi isterim.
Ve fakat; n'ayır, n'olamaz! Hayatta diyelim ki üç-beş şeyi ciddiye alıyorsam, şu kahpe felek her nasılsa o üç-beş şeyi buluyor, beni sınıyor. "Görelim bakalım, ne kadar ısrar edebileceksin bu mevzuda şekerim" diye dalgasını geçiyor. Ben tabii direkt pısss!
Prensip mi? O ne ki?
Ciddiye almaya çalıştığım şeylerden biri herhangi bir şeyin reklamından uzak esmektir. Bir keresinde bir spotumu değiştirip "Şu filme gidin" yazdılar diye kıyamet koparmışlığım var. Ki ben kıyamet koparmam. Ama bu reklam meselesine hakikaten kılım. Ünlülerin reklamlarda oynamasına daha da çok kılım.
Peki ne oldu? Milliyet Pazar'ın reklamında görüneceğim bildirildi.
Şimdi ben ne yapayım? "Prensiplerime aykırı" mı diyeyim? Adamlar jest yapıyorlar birine, o da çıkıyor, sivri ya, "Ben reklama çıkmam" diyor. Sanki ona (yani bana) muhtaçlar gazeteyi sattırmak için. Ayrıca da ne prensibi? Hem prensipli bir insan olduğumu kim söyledi? Değilim ki! Zaten ünlü de değilim. Direkt yani, pısss...
Israrlıyım ya...
Fakat bu kadarı feleğe yeter mi?
Yetmedi!
Şimdi efendim Milliyet gazetesinin köşe yazarlarından Ece Temelkuran'la biz birbirimizden pek hazzetmeyiz. Altı yıl kadar önce hoş olmayan bir şekilde karşılaştık. Ne bir kavga, ne tartışma, ne de bir konuşma geçti aramızda. Ama ikimiz de bir daha karşılaşmamayı umduk. En azından ben ta yürekten, ciğerden, dalaktan diledim bunu.
Sen misin uzak durmak isteyen? Demek bir de ciddisin bu hususta, ısrarlısın ha? Felekle nasıl bir kovalamaca. O güne kadar birbirimizin adını duymamış, yüzünü görmemişken o karşılaşmadan sonraki altı yıl içinde başka yer kalmamış gibi aynı gazetelerde yazdık. Defalarca aynı ortamlarda bulunduk. Defalarca aynı masada oturduk. Defalarca telefonda konuştuk. Koskoca İstanbul'da sanki ev kalmamış gibi iki yıl karşılıklı apartmanlarda cam cama oturduk. Benim arkadaşlarım onun da arkadaşı oldu. Onun arkadaşları benim de arkadaşım oldu. Defalarca onu bana sordular. Defalarca beni ona sordular. Defalarca adımız yan yana yazıldı, defalarca adımız yan yana anıldı, defalarca, defalarca... Had safhada!
Ama benden beklenmeyecek bir dirayetle direndim. Selamımızı verdik, selamımızı aldık, gerekiyorsa iki cümle kurduk, orada durduk.
* * *
Sonrasını işte izleyeceksiniz galiba. Televizyonda. Milliyet Pazar'ın reklam filminde. Biz Ece'yle nasıl bir kikkiri kakkara. Oysa o reklamda Milliyet Pazar'ın geri kalan yazarları tek başına. Ama hayır, senaryoya göre biz ikimiz, böyle pek bir yakın durmak, konuşup gülüşmek mecburiyetindeyiz.
Kim yazdı bu reklamın senaryosunu? Felek mi?
Ece "dan", ben "kek"... Reklam yıldızı olduk
Reklam filmi çok acayip bir hadise. Biz gittik. Uslu uslu oturdum; makyaj yaptılar, saç yaptılar. Tamam. Senaryoyu getirdiler. Sanırsınız dizi oyuncusuyuz. Hande Ataizi ve Nurgül Yeşilçay'ız, setteyiz falan, böyle bir ambiyans.
Oysa ben bir tek kelime söyleyeceğim. Bir kelime. Ne o kelime? "Pazarda"... Ece "Milliyet" diyecek, ben "Pazarda"; tıpkı "dan" ve "kek" gibiyiz yani.
"Pazarda"... Kolay gibi. Söylerim, di mi? Söylerim. De... Ya söyleyemezsem?
"Çok kolay" dediler. "O kadar emin olmayın" dedim. "Ben 'pazarda' bile diyemeyebilirim. Mümkündür. Siz bence her ihtimale karşı başka birine daha 'pazarda' dedirtip işi sağlama alın."
Sonra işte durduk, orada kameranın önünde, hadi bakalım, şimdi "Pazarda" diyeceksin. Ve...
Diyemedim tabii. Bir "Pazarda" bile diyemedim. Ece benim yüzümden yüzlerce kez en doğru şekilde ve o davudi sesiyle "Milliyet" dedi. Ben de cik cik vikledim: "Pazarda."
Ve bir türlü hem gülümseyip, hem kameraya bakıp, hem doğru vurguyu tutturup, hem bağırıp, hem de bağırırken başımı kaldırmamayı ve "Pazarda" dedikten sonra da hemen cıvımayıp bir saniye daha kameraya bakmayı başaramadım.
Kırk kerede bir başardığımda da Ece artık öyle bezmiş oluyordu ki bu sefer de onun "Milliyet"i bezgin çıkıyordu. Bu böyle 80, 120, 160 çekim falan sürdü.
Tanrım, çok beceriksizim!
Sonra bitti. "Buyrun, izleyin" dediler. Ben de izlerken saçımı toplayıverdim. "Aaa bu saç daha iyi" dediler. Tekrar kuaför geldi, tekrar saçım yapıldı, her şey baştan başladı.
Bir saniye televizyonda görüneceğiz diye 45 dakikalık görüntü çektiler diyeyim ben size, siz anlayın nasıl bir ıstırap yaşandı orada.
Allah muhafaza, ya bir de benim rol icabı cümle kurmam gerekiyor olsaydı...
Gün olur, devran döner...
Nurgül Yeşilçay ve Hande Ataizi aynı dizide oynuyorlar ya. Sonra bir de dedikodusu çıktı. Yok efendim Ataizi daha az para aldığı için rest çekmiş, sonra bakmış ki resti görecekler, vazgeçmiş falan...
Sizin de dikkatinizi çekiyor mu? Amerika'da her yıl bir kadının yılı oluyor sanki. Ve hep aynı güzergahı izleyerek. Diyelim Julia Roberts, sonra Nicole Kidman ve belli ki bu yıl da Charlize Theron. Önce Oscar'ı kucaklıyor, sonra yıl boyu birçok önemli rol teklifi alıyor, dergilere falan kapak oluyor, derken Oscar töreninde bu kez sunucu olarak şöyle bir görünüp, zirveye vuruyor ve yerlerini başka birine bırakmak üzere hafiften inişe geçiyorlar. Böyle bir düzen.
Şimdi bu yıl Türkiye'de Nurgül Yeşilçay yılı. Yakın geçmişte bu tahtta Hande Ataizi oturuyordu. Gelecek yıl da büyük ihtimalle Nehir Erdoğan görünmez tacı devralacak.
Böyle yani. Gün olur, devran döner. Sıran gelir, sıran geçer. İşte bu yüzden çok da kasmaya lüzum yok. Düzeni anlamak yeter.
Işıl süslensin
Işıl birkaç haftadır depresyonda, kendine gerekli özeni göstermiyor. Ona Guerlain Divinora serisinden bir ruj ve bir far alacağım, belki heveslenir. Farın fiyatı 92 milyon 400 bin, rujun fiyatı 45 milyon lira.
Yeğenim evleniyor
Ev kurmak zor iş, bilirim. O yüzden, evlilik hazırlıkları yapan yeğenim Sedat'a ailecek yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ben de bu imeceye, İstikbal'den bir kanepe ile katılacağım. Modern tarzdan hoşlananlar için üretilen serilerden biri olan Handy'nin fiyatı 602 milyon lira.
Ümit'e yeni işi için
Ümit yeni işe girdi, üstelik her gün takım elbise giymesi gerekmeyen bir iş bu. Bunun üzerine kendine yeni pantolonlar, spor gömlekler alıyor, yeni gardırop yapıyor anlayacağınız. 149 milyona alacağım bu Dockers ayakkabılar hem şık durur hem de rahat ettirir.
Nilüfer'in kirpikleri için...
Hiç süslenmese bile mutlaka göz makyajını yapan, kalemini çekmeden bakkala bile gitmeyen Nilüfer'e tam istediği gibi bir hediyem var: Maybelline Sky High Curves. Bu ne mi? Kirpikleri uzun ve kıvrık gösteren yeni bir rimel. Bitkilerden yapılan mumun kullanıldığı bu rimelin fiyatı da uygun; 8 milyon 900 bin lira.
tubaakyol@milliyet.com.tr
|
|


|