|


Mart ayı
Mart da geldi işte. Koca kafa erkek kedilerle, onlara karşı ilgisizmiş gibi duran, ama pek de kaçmayan nazlı dişilerin; çok katlı yüksek apartmanlar döneminden önce, ahşap ev damlarındaki mırıltılı zifaf kongrelerinin başladığı ay...
Şimdi zifaf kongreleri, park köşeleriyle alçak duvarlı bahçe kıyılarına taşınmış durumda...
Yüksek damlar da, artık sadece martılara kalmış gibi...
Dişi martı kuluçkaya yatınca, yavrular çıkıp uçuncaya dek, ona yiyecek taşıyıp duran erkek martının sadakati; boşanıp boşanıp yeniden evlenmeler modasının hercailikler yarışından çok uzakta...
* * *
Eskiler "mart ayı, dert ayı" derlerdi... Folklorik bir kafiyeyle yapılan bu saptama; mevsim değişimlerinin ısısı inişli çıkışlı, rüzgârlı karlı, güneşli yağışlı sürprizli havalarıyla, öksüre tıksıra yataklara düşen ve usul usul yokluğa süpürülen yaşlılardan kaynaklanmış olmalı...
Yeni bir baharla, yeni bir yaza geçiş; değişik canlı kuşaklarını tazelerken, insanın eskimişini de, hayattan ayıklıyor sanki...
* * *
Mart ayı, aynı zamanda ilk çağların ünlü Savaş Tanrısı Mars'ın ayı...
Havaların güzelliğine kanmaya görün; "Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır"...
Bu yılın martı ise, Türkiye'de kimbilir kimlerin siyasal umutlarını yıkıp, kimbilir kimlerin başlarında zafer ışıkları yakacak?
Yerel seçimlere ne kaldı ki şurada...
* * *
2004 yılı, tüm dünya ve özellikle de bizim için hergele bir yıl...
Mart sonunda yerel seçimler...
Nisanda Kıbrıs'taki gölge boksunun son düdüğü...
Mayısta Güney Kıbrıs Rum Devleti'nin kesinleşecek olan AB üyeliği.
Haziranda İstanbul'da toplanacak olan NATO zirvesi ve Başkan Bush'un, tam kendi seçim arifesinde bizim Boğaz'a bakarak söyleyeceği başarı nutku...
Kasımda ABD'deki başkanlık seçimleri...
Aralıkta Türkiye'nin AB üyeliği için, gerekli müzakerelere başlama kararının verilip verilmeyeceği...
* * *
Dolu dizgin koşmaya başlayan küresel bir değişim diyalektiği...
Ne yazık ki Türkiye'nin bildiği bir dil değildir "değişim diyalektiği"...
O nedenle de "güven vermeyen ülkeler" sıralamasında; Irak'la, Arjantin'den sonra, üçüncülüğe oturtulmuş durumda...
Ama isteyenler, yine de sürdürebilirler ırkçılık manzumeleriyle avunmalarını:
"Ben bir Türküm, dinim cinsim uludur"
* * *
Yok Irak'ta Kürt sorunu, yok Kıbrıs'ta Rum sorunu, yok Erivan'da Ermeni sorunu, yok Washington'da "Yeni bir Ortadoğu Projesi" sorunu...
Ve gündeme bir türlü gelmeyen gerçek sorun, "Türk insanının yaşam kalitesi" açısından, Finlandiya'nın 96 basamak altında oluşu...
Gündeme bir türlü gelmeyen bir başka sorun da, "oligarşik bir faşizmin" ne olup, ne olmadığı...
* * *
Enseyi karartmayın...
Neden karartmayın biliyor musunuz?
Bir "atlas"ta, yahut internette, Güneş sistemine baktığınızda, Güneş'e olan uzaklığına göre sıralanmış gezegenler göreceksiniz. En baştaki 4 tanesi ne kadar da miniciktir bunların; Merkür, Venüs, Dünya, Mars...
O zaman anlarsınız, insanların nasıl bir hipnoz içinde gelip geçtiğini ve yeni enerji kaynaklarıyla yeni teknolojiler hayata yansıdıkça; birey yaşamlarının da nasıl değiştiğini...
* * *
Kendisine piyasa bulamayan 300 bin üniversite mezunu, avare avare dolaşmakta ülkemizde...
Neden?
Nereye gittiğini bilmeyen bir yolcunun, rotası olmayan bir gemiye binmesi gibi; salt "üniversite mezunu" olmak için, üniversiteye gitmiş olmalarından...
Şimdi 300 bin genç, ellerinde uzun bir merdivenle, nereye çıkacağını bilmeden dolaşıp duruyor ortalıkta, birer karikatür kahramanı gibi...
Ve bitip tükenmeyen çağdaşlık nutukları...
Hayatı, çok değişik bir film olan Sakallı Celal'in ünlü bir sözü vardı:
- Biz şarka giden bir teknenin güvertesinde, garba doğru koşmadayız...
* * *
20 - 25 yıla kadar, bütün eski demagojiler de aşılacaktır Türkiye'de...
Büyük teknik mağazalarda, çeşit çeşit cep telefonları, notebooklar, bilgisayarlar satan genç uzmanlar, herkesten daha iyi biliyorlar bu çaresiz değişimi...
* * *
Mart ayında doğmuş olanlara, yaş günleri kutlu olsun.
c.altan@prizma.net.tr
|
|

|