07 Mart 2004 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


'İstanbulspor Milan, ben Berlusconi olacağım'

   
Nedim Şener'in, 'Uzanlar, Bir Korku İmparatorluğu'nun Çöküşü' isimli kitabında anlatılanlara göre, Cem Uzan, İstanbulspor'un çalıştırıcısı Adnan Dinçer'e, 'Takım Milan olacak, ben de Berlusconı gibi başbakan olacağım' demiş. Kitapta Uzanlar'ın 'çalışma tarzı' ile ilgili çok ilginç ayrıntılar da var. Örneğin Uzanlar'ın ilk mağdurlarından biri Türkân Şoray'mış. Hakan Uzan, bir çalışanını şantaj amacıyla kullanılabilecek kaset biriktirmesi için görevlendirmiş. Ünlü işadamları ve çocuklarının peşine gizli ajan takmış...

        İBRAHİM EKİNCİ
   
    Bir işadamının kasasında, Gülben Ergen'in İlyas Atak'la cinsel yaşamını gösteren kasetlerin, yine 'aynı içerikte' birçok kasetin ne işi olabilir?.. Bir işadamı, neden ünlü işadamlarını, çocuklarını Türkiye'de, hatta Amerika'da gizli kamera ile izlettirir?... Bir işadamı, eğer büyük bir grubun sahibiyse makul sayıda koruma ile güvenlik sağlayabilir, ama 'iki bölük' adamı niye besler?.. Bu korumaların normal olarak bulundurdukları ruhsatlı, yüzden fazla silaha rağmen, neden ayrıca 35 tane silah edinir? Neden 'suikast silahı' bulundurur?.. Hangi ihtiyaçla, gizlice Ürdün vatandaşı olur?.. Şirketlerinde iki bölük güvenlik varken, trilyonlarca liralık kontör kartını neden evinde 'zula'lar?..
    Rekabet ortamında her banka mümkün olduğunca düşük maliyetle (faizle) mevduat toplamaya çalışırken, bir banka, neden yıllarca, yüksek faizle para toplar? Neden 8.5 katrilyon mevduat topladığı halde, kendisine ait olanlar hariç başka bir firmaya, kişiye kredi vermez?... Neden 8.5 katrilyonluk mevduat topladığı halde, kayıtlarında bunu 750 trilyon gösterir? Neden kasasında olmadığı, satış yetkisi de bulunmadığı halde Hazine bonosu satar?...
    Nedim Şener'in, 'Uzanlar, Bir Korku İmparatorluğu'nun Çöküşü' isimli son kitabında Uzan operasyonunda akıllara takılan böyle onlarca soruya yanıt aranıyor, emniyet ve tanıklıklara dayanılarak olayların gelişimi sergileniyor. Kuşkusuz, bu iddiaların doğru veya yanlışlığı, Uzanlar'ın ne ölçüde sorumlu oldukları hakkında mahkemeler karar verecek.
    Kitapta anlatılan birçok olay, Uzan kardeşlerin 'tarzına' işaret ediyor. Bazı tanıkların anlattığına göre Cem Uzan, satın aldığı İstanbulspor'u 'Milan' yapmak, kendisi de Berlusconi gibi başbakan olmak istiyor.
    Nitekim Cem Uzan politikaya da girdi. Türkiye'nin siyasi tarihinde görülmemiş, ibretlik siyasi yöntemler izlendi. Bir partinin kurucusu, genel kurula bile sokulmayarak, parti ele geçirildi, tabelası değiştirilerek Genç Parti'ye dönüştürüldü. Gerisi pilav ve döner...
   
   
'Maymun suratlı' dedi... GS'den atıldı...
    Cem Uzan, Ahmet Özal'dan kurtulmuş ve Star TV, 1992'de maç yayın haklarını almıştı. Bu konuda üyesi olduğu Galatasaray Kulübü ile yaptığı anlaşma yıllık 800 bin dolar olmak üzere üç yıllıktı ve takımın yurtiçi maçlarını kapsıyordu. Gerisini dönemin Galatasaray Spor Kulübü Genel Sekreteri Mehmet Cansun'dan dinleyelim;
    "Star'la anlaşma yurtiçi maçları kapsıyordu. Verder Bremen ile Almanya'da bir maç yapacaktık. Alp Bey forma reklamı arıyordu. Arandı, tarandı Erol Aksoy'un Show TV'si ile anlaşıldı. Alp Bey, Uzan'a haber verdi; 'Erol Aksoy 75 bin dolar verdi. Sen ver, maça Star reklamı ile çıkalım' diye. Cem Uzan kabul etmedi. Takım maça Show TV göğüs reklamı ile çıkınca Cem çıldırdı tabii. Yayın anlaşması ödemelerini durdurdu. Konuyu görüşen bir yönetim toplantısında, kendisine telefon ettim. Telefon dışarıdan dinlenebiliyor. 'Eğer paran yoksa, müsaade et 435 bin dolar borcunu ödeyeyim, sen bana sonra verirsin' dedim. Şu karşılığı verdi: O maymun suratlı başkanınız orada olduğu müddetçe beş kuruş ödemem. İstifa etsin, 40 milyarlık çek göndereyim. 40 milyar, 4 milyon dolar civarında büyük bir para. Alp Bey 'Tamam, çeki göndersin' dedi. Oğuz Emregün karşı çıktı, 'Kimse GS Başkanına maymun suratlı diyemez. Bu iş bitmiştir' dedi. İhtarname çekildi ardından da Show TV ile anlaşma yapıldı. Haysiyet Divanı'na rapor yazıldı, Cem Uzan kulüpten de ihraç edildi. GS yönetimine kinini uykuya yatırdı, gidip 4 milyon dolara Emin Cankurtaran'dan İstanbulspor hisselerini aldı. Amacı yalnız üç büyüklere rakip bir takım yaratmak değil, Avrupa'da adını duyuran bir marka yaratmaktı. Bu anlamda kendisine örnek aldığı kişi ise İtalya liglerinin iddialı takımı Milan'ın sahibi olan işadamı Silvio Berlusconi idi. Bu fikri, İstanbulspor Teknik Direktörü Adnan Dinçer'le paylaşmış."
   
    Takıma otelde oda kiraladı
    Daha sonra kendisi de Cem Uzan'ın gazabına uğrayan Adnan Dinçer ise o günleri şöyle anlatıyor:
    "1993 - 1994 sezonunda İstanbulspor'u ben çalıştırdım. Cem Uzan kötü gidişinden dolayı takıma küskündü. Teknik direktör bendim ama diğer kararları Cem Uzan alıyordu. Gerekli mücadeleyi verdim. İstanbulspor adına mekân bile göstermediler. Tesis olarak Holiday Inn'de iki oda kiraladık. Para olduğu için bir telefonla oda tutulmuştu. Takımı hazırladık, lig başladı. Üçüncü maç da galibiyetle sonuçlanınca Star binasında beni kabul etti. Çok ciddi bir sekreterya var, tek başınıza aşmanız mümkün değil, her zaman takip ediliyorsunuz, hakkınızda raporlar gidiyor, hissediyorum, eski bir subayım aynı zamanda. Cem Uzan ile odasında buluştuk bana; 'Hoca takım iyi gidiyor' dedi. Daha konuşmaya yeni başlamıştı ki, 'Benim hayatta iki tane hedefim var' diye sürdürdü sözlerini; 'Biri Berlusconi gibi olmak ve başbakan olmak istiyorum. İkincisi de takımın Milan gibi olmasını..."
   
    Nurseli, 'Paranı alamazsın' dedi
    Adnan Dinçer, takımın lider olduğu bir dönemde işine son verildiğini anlatıyor. Peki, 600 milyon liralık anlaşmadan kalan parasını alabilmiş mi? Kendisi anlatıyor:
    "44 milyon lira para almıştım. Futbolcu alacakları aylara bölünmüştü. Fakat son zamanlarda primler verilmiyordu. Ödemeler bizzat Cem Uzan'dan geçiyordu ve 100 milyon lira verilecekse çeki yırtıp 50 milyon lira verdiriyordu. Zenci boksörü takıma kondisyoner yapmak isteyince, direndim. Beni görevden aldılar. Kimseyle görüşemedim, Cem Uzan'la görüştürmediler. Paramı da alamıyordum. Televizyonda program yapan Nurseli İdiz bile parasını alamıyordu ve bana 'Alamazsın uğraşma' dedi. Ve oradan ayrıldım. Kapıdan içeri giremiyorsun, avukatlarla da konuştum, onlar da 'bu davayı alamayız' dediler. Olayı Allah'a havale ettim. Bir gün manevi olarak ödeşiriz' diye düşündüm."
   
   
Uzanlar'ın ilk mağduru Türkân Şoray
    'Nayır, nolamaz sen de mi Türkân?' sözü Türkân Şoray'ın da Uzanlar'ın ilk 'mağdurlarından' biri olduğunu ifade ediyor. Olay, 26 yıl öncesine gidiyor. Gazeteci Erol Dallı'nın anlattığına göre Uzanlar, Yeni İstanbul gazetesinde, 'adıyla roman yayımlamak' karşılığında 10 bin lira ödemeleri gereken Türkân Şoray'ın parasının üstüne yatmış. Anlaşmada aracılık ettiği için olaydan büyük mahcubiyet duyan, gazetenin yazı işleri müdürü Erol Dallı, parayı cebinden ödemiş. Ama bunu öğrenen Rüçhan Adlı, 'Kemal Uzan'la çalışmak senin için yeterli bir cezadır' diyerek parayı Dallı'ya geri yollamış. Böylece ünlü sinema yıldızımız, parasını alamamış.
    Olay, Uzanlar'ın, Habib Edip Törehan'dan Yeni İstanbul gazetesini alması ile başlar. Kemal Uzan, okul arkadaşı Süleyman Demirel'in de desteği ile belli bir yere gelmiş, Ali Sami Yen Stadı ve İzmir Halkapınar Olimpiyat Stadı'nı yapmış, ismi duyulmuş biridir. Yeni İstanbul Gazetesi'ni alarak medyaya da girerler. O döneme göre astronomik transfer ücretleri ödeyerek, bütün gazetelerden adam alınır. Gazetenin yazı işleri müdürü Erol Dallı'dır. Gazeteye büyük yatırım yapılır ve Dallı'nın anlattığına göre, bir buçuk ay içinde Yeni İstanbul'un tirajı 100 bine çıkar.
   
    'Bizim paramızı da vermedi'
    Tam bu noktada 'yeni bir hamle' için 'ünlü birisinden roman alınması' için arayış başlar. Cihat Baban, Dallı'ya, 'Git Türkân Şoray'a teklif et' diye önerir. Dallı, Türkân Şoray'ın roman yazmadığını, yazamayacağını belirtince de, 'Ben roman yazdım yayınlansa diyen o kadar çok adam var ki, alırsın birinden, üstüne de Türkân Şoray'ın adını koyar yayımlarsın' der. Dallı'nın aklına Cumhuriyet'te tashih servisinde çalışan ve romanını yayımlatamayan Adnan Özyalçıner gelir. Özyalçıner, romanın Türkân Şoray adıyla yayımını kabul eder. Erol Dallı, konuyu Türkân Şoray'la birlikte olan ve Galatasaray'dan arkadaşı Rüçhan Adlı'ya açar. 10 bin lira ödenmesi karşılığında anlaşma olur. Kemal Uzan, fikri 'çok harika' bulur. Romana 'Buruk Acı' adı konulur ve tefrikası gazeteye tam 60 bin tiraj aldırır.
    Gerisini Erol Dallı anlatıyor:
    "Gittim Kemal Uzan'a 'Yazara 5 bin, Türkân Şoray'a da 10 bin lira vereceğiz' dedim. 'Valla ben ne yazara ne de Türkân Şoray'a para vermek taraftarı değilim. Yat üstüne gitsin, bunlar sanatkâr geçinmiyorlar mı? Bunlar hayat boyu bize mecburlar. Ne parası vereceksin, yat üstüne gitsin' dedi. Bunu Rüçhan abiye nasıl söylerdim. Adamın belki 10 bin liraya ihtiyacı yoktu ama prensip vardı. Ben de Rüçhan abinin parayı istemesini bekledim. İstedi, ben de 'hemen abi' dedim. Ama Kemal Uzan vermiyor. O sırada Halit Kıvanç'ın Eskişehir'e maç izlemeye gitmesi için istediğimiz harcırahı da vermeyince, ben de 'Bunun gibi bir iki olay daha yaşanırsa ben olduğu gibi bütün kadromla birlikte istifa ederim' dedim. Ve ilk olay buradan çıktı. Türkân Şoray'ın parasını ay başında cebimden ödedim. Rüçhan abiye söyledim, önce inanmadı ama sonra parayı geri yolladı, 'Sen kötü bir adamın yanında çalışıyorsun, sana bu sıkıntı yeter' diyerek. Halit Kıvanç'ın Ankara'da yapılacak bir maç için istediği harcırah yine reddedilince istifa kararı aldım. Mukavelemizde, istifa ettiğimizde 'bir yıllık maaş peşin ödenir' diye hüküm vardı . Kemal Uzan'a mukaveledeki maddeyi hatırlattım ve dedim ki 'O maddeye rağmen bir yıllık peşin maaş size hediyem olsun.' "
   
    Buruk Acı güftesi de 'Sultan'ın değilmiş
    Nedim Şener'in kitabında, yalnızca Buruk Acı romanı değil, Buruk Acı şarkısının güftesinin de Türkân Şoray'a ait olmadığı belirtiliyor. Bu bilgiyi veren, romanın gerçek yazarı Adnan Özyalçıner...
    Özyalçıner'in anlattığına göre romanın Yeni İstanbul'daki tefrikası büyük ilgi uyandırınca, aynı adla önce bir sinema filmi çekilmiş. Arkasından romanda geçen şiir Buruk Acı bestelenmiş. Şarkıyı besteleyenler, Türkân Şoray ismiyle yazılmış bir romandan alındığı için şiirinde Türkân Şoray'a ait olduğunu sanarak, şarkının tanıtımında 'güfte: Türkân Şoray' yazmış. Oysaki roman gibi şiir de Türkân Şoray'a ait değil. Dahası var, şiir, romanın gerçek sahibi Adnan Özyalçıner'e de ait değil. Özyalçıner anlatıyor:
    "Romanı yazıyordum ama şiir yazmadığım için arkadaşım Sennur Sezer'den rica ettim. O da sağolsun beni kırmadı ve bilinen meşhur Buruk Acı adlı şarkının sözlerini yazdı. Ben de romanın içine aldım. Yani yalnız roman değil, herkesin bildiği şarkı Buruk Acı da Türkân Şoray'ın değildir."
    O meşhur şarkı şöyledir:
    Gurbet içimde bir ok, her şey bana yabancı,
    Hayat öyle bir han ki, acı içinde hancı.
    Sevmek korkulu rüya, yalnızlık büyük acı,
    Hangi kapıyı çalsam, karşımda buruk acı.
    Yıllar yılı gönlümde, bir gün sabah olmadı,
    Bu ne bitmez çileymiş, neden hâlâ dolmadı.
    Sevmek korkulu rüya, yalnızlık büyük acı,
    Hangi kapıyı çalsam, karşımda buruk acı.
    Ruhumda bir yara var, için için kanıyor,
    Kalbimde buruk acı, alev alev yanıyor.
    Sevmek korkulu rüya, yalnızlık büyük acı,
    Hangi kapıyı çalsam, karşımda buruk acı.
   
   
Pilav, döner Cem'den, sis bombası Hakan'dan
    Cem Uzan'ın pilavlı, dönerli, ayranlı parti mitinglerindeki güvenlik konusu da Mehmet Şibik'in sorumluluğundaydı. Cem Uzan hem ikramı, hem de miting alanını dolduran genellikle yoksul halka ellerini uzatarak 'samimi', 'halktan' bir görüntü çiziyordu. Ancak aldırdığı olağanüstü güvenlik tedbirlerine bakılırsa, halkı pek de 'samimi' bulmuyordu. Korumalarının techizatı ile ilgili bilgiler içeren ve 18.03.2003'te saat 09.56'da Mehmet Şibik'in Hakan Uzan'a gönderdiği elektronik posta mesajında şunlar belirtiliyor:
    "Efendim, (...) koruma görevlilerinin (...) silah ve savunma maksatlı malzeme dağılımı aşağıda sunulmuştur. Ayrıca (...) özel malzemelerin yurtdışından alımı planlanmıştır.
    A. Stun baton (katlanır demir çubuk) 75 adet
    B. Muscle man stun gun (elektrik şoklu demir çubuk) 30 adet
    C. Advanced aid taser (elektrikli şok tabanca) 30 adet
    Hakan Uzan 19.03.2003 saat 10.09'da "alım OK'dir" yanıtını veriyor. Şibik'in aynı günlü bir başka mesajı, miting korumalarının teçhizatı hakkında bilgiler içeriyor. Buna göre Nevruz kutlamalarına denk gelen Çorum mitinginde her birinde cop ve birer adet göz yaşartıcı ya da bayıltıcı sprey bulunan toplam 119 koruma, 20 kelepçe ve 25 sis bombası ile koruma görevi yapmış.
   
   
Onlardaki teknoloji Emniyet'te bile yoktu
    Uzanlar'ın Şenlikköy'deki işyerine yapılan baskında, Telsim hatlarından yapılan bazı görüşmelerin dökümleri de ele geçirildi. Bu durum, ancak mahkeme kararı ile yapılabilen telefon dinlemenin, Uzanlar tarafından 'yasadışı' olarak yapıldığı kanısını doğurdu. Bazı kişilerin cinsel yaşamları ile ilgili kasetlerin peşine neden düştükleri gibi, bu dinlemeleri neden yaptıkları da mahkemelerin kararı ile ortaya çıkacak. Ancak bir noktaya daha dikkat çekmek gerekiyor. Telefon dinleme olayı, Uzanlar'ın çok ileri bir teknolojiye sahip olduklarını da gösterdi.
    İmar Bankası yolsuzluğu ile yakından ilgilenen Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanı Hanifi Avcı, operasyon ile ilgli bir İstanbul ziyaretinde, Uzanlar'ın dinleme teknolojisi konusunda bir örnek vermişti. Avcı, o dönemde (1994) İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı. Bir gün İmar Bankası'nı teftişe gelen bir müfettiş, gelmiş yanına ve İmar Bankası'ndaki denetim sırasında masasının altında bulduğu küçücük cihazı göstermiş. Avcı, bunun 'dinleme' cihazı olduğunu anlamış. İlginç olan cihaz o güne kadar Türk istihbaratının bile görmediği kapasitede ve küçüklükteymiş. Avcı, cihazı tutanakla teslim almış ve Emniyet bu küçük dinleme cihazını yıllarca kullanmış.
   
       
Ünlü işadamları ve çocuklarına gizli kameralı takip
    İlyas Atak'ın, Gülben Ergen ile kasedinin
    Uzanların kasasına 'intikali' olayına adı karışan gazeteci G.A'nın, Hakan Uzan'a gönderdiği e - mailler, ünlü işadamları ve çocukları ile ilgili olarak önemli bir arşiv çalışması yapıldığını gösteriyor. G. A., 18 Kasım 2002'de, saat 11.36'da 'hakanuzan/ustyönetim/telsim@telsim' adresine şu mail'i göndermiş:
    "Hakan Bey... H.'nin kasetini alacağım adam Ramazan diye içki içmediği için, mevzusunu açamıyorum. Adamın zayıf anı alkollü olduğu zaman. Ama işin üstündeyim, bilginiz olsun. Adana'ya bayramdan sonra gidip halledeyim. Saygılarımla., G.A."
    Hakan Uzan, bu mail'in yanıtını 22 Kasım 2002'de, saat 17.52'de vermiş. Yanıtta şu cümleler var: "İlişkileri sıcak tutalım. Senden iki kaset bekliyorum Ramazan geçince."
    Birisi H. adlı bir kadına ait, diğeri ise kime ait olduğu bilinmeyen ikinci bir kaset. Hakan Uzan ve gazeteci G. A. işbirliği; önemli işadamları ve çocukları ile ilgili takibe, mahrem kişisel bilgiler toplanmasına kadar varmış. G. A. patronuna 28 Kasım 2002, saat 16.17'de, şu elektronik postayı göndermiş:
    "Hakan Bey.. Dün akşam bir kaset izledim ...........'nin sahibi..... ve bir adam grup seksi yaparken. ...'nin sahibi anladığım kadarıyla gizli homoseksüel. ................. Beni götüren adam gazeteci olduğumu biliyor ama kasetin sahibi bilmiyor. Basına satalım diye çok ısrar ettim kabul etmedi. Fakat rezalet bir kaset. Gizli kameram olsa çekerdim. Saygılarımla. G. A."
    23 Aralık 2002, saat 12.10'da gönderilen bir e - mail'de ise yine gazeteci G. A. tarafından tanınmış bir işadamıyla ilgili Hakan Uzan'a bilgi veriliyor. Bu konu ile ilgili olarak G. A tarafından Hakan Uzan'a gönderildiği belirtilen e - mail'lerden, bazı işadamlarını ve çocuklarını gittikleri her ülkede izledikleri anlaşılıyor. Özel hayatları ile ilgili bilgi edinilmeye çalışılıyor. Bu takiplerde G. A, çok iyi gizli kamera kullandığını belirttiği birisini yanına alıyor. Ayrıca 'gittikleri ülkede kiralayacakları otomobillerin şoförleri ile bile irtibata geçilerek izletmek için' anlaşılıyor. Gazeteci G.A. İtalyan restoranı olan bir arkadaşı ile takip ettiği kişilere ulaşmaya çalışıyor.
    Bir e - mail'inde şöyle yazıyor:
    ........'deki otel fiyatları hakkında bilgim yok. Ben de sizin verdiğiniz bir miktar para var. .... cumartesi ya da pazar gideyim takibe başlayayım. Hakan Bey uçak biletimi şirketten mi aldırayım kendi bütçemden mi karşılayayım.
    Saygılarımla."
    Hakan Uzan, saat 18.52'de şu yanıtı veriyor:
    "Ben sana yarın gerekli fon desteğini yaparım. Bilet ve masrafları şirketten yapma. Vizen var mı? Onun kaldığı yerde kal ki takip ve bilgi sahibi ol. İkincisinin takibini de birine taşeronlaştır veya yanına güvendiğin birini al. Eşcinsel olanı zımbalamak çok iyi olur."
   
   
İki bölük 'koruma', bir cephanelik silah
    Emniyet birimlerinden alınan bilgiye göre Uzanlar'ın emrinde 300 civarında koruma vardı. Bu kadar sayı, askeri tabirle yaklaşık 'iki bölük' koruma ediyor. Bu korumaların normalde 'silahlı' olması gerektiği dikkate alındığında bile, (bir kısmı korumalara ruhsatlı olsa bile) Uzanlar'ın emrinde 'yüzlerce' silah olduğu anlaşılıyor.
    Ancak Uzanlar'ın asıl cephaneliğini, operasyonlarda ele geçirilen silahların sayısı ve niteliği ortaya koyuyor. Yine emniyet birimlerinden alınan bilgiye göre operasyonlarda 150 civarında silah tespit edildi. Bir kısmı ele geçti. Ele geçenler arasında 'suikast silahı' olarak bilinen iki adet 'calico', (kayıtlarda
    9. Cumhurbaşkanı tarafından Hakan Uzan'a hediye edildiği belirlenen) bir adet Uzi ve bir adet Winchester marka silah da dahil, Cem Uzan'ın ruhsatlı 5 silahı, Hakan Uzan'ın 28 silahı olduğu, ayrıca Kemal ve Yavuz Uzan'ın da ayrıca birer ruhsatlı silahı olduğu saptandı. Son olarak Kemal Uzan'ın Yeniköy'deki villasında yapılan aramalarda 2 uzun namlulu silah bulundu. Savcılık soruşturmasında 'vahim silahlar' kapsamına alınan bu iki silahın üzerinde, Ürdün Kralı Abdullah'a ait 'Abdullah Bin El Hüseyin' yazısı olduğu anlaşıldı. Böylece 300 korumanın silahları hariç, Uzan Ailesi'nin kişisel cephaneliğinin (bir kısmı suikast silahı, bir kısmı otomatik tüfek olmak üzere) toplam 37 silahtan oluştuğu saptandı.
   
    Kurmay Albay'ın kurduğu özel istihbarat örgütü
    Uzanlar'ın güvenlik teşkilatının başında emekli kurmay albay Mehmet Şibik vardı. Şibik, çok disiplinli bir koruma birimi kurmuştu. Bir emniyet yetkilisi, izlenimlerini anlatırken, "Korumaların disiplini o kadar yüksekti ki; bizi bile kıskandıracak düzeydeydi" demişti. Aynı zamanda Genç Parti Merkez Disiplin Kurulu Üyesi ve bazı Uzan şirketlerine ortaklıklarından dolayı mallarına tedbir konulan Mehmet Şibik, Şenlikköy baskınında sağlanan bilgilere göre Uzanlar adına istihbarat topluyordu. İşte bir örnek:
    Tarih 23 Mart 2002, saat 11.26. Hakan Uzan, Mehmet Şibik'in 'mehmetsibik/guvenlik/mavias@telsim' adresine şu mesajı göndermiş:
    "(........ ....... (bir işadamının ismi yazıyor) Nerede oturuyor adresini öğrenip çaktırmadan evini dışardan çektirir misin. Bir sonraki safha da evinde kimler çalışıyor? Bu kişilere ulaşmak mümkün mü?"
    Mehmet Şibik, saat 12.26'da Hakan Uzan'a istediği ön bilgileri, 'hakanuzan/ustyönetim/telsim@telsim' adresine gönderiyor:
    "mevcut bilgiler
    1. Ev: Çengelköy'de site içinde bahçeli havuzlu villa, evini biliyoruz, tam adresini teyit edeceğiz. 2. Yakın koruması: 2 kişi (Birisi ile temas vardı, tekrar mümkün olabilir) + şoför. 3. Ev koruması: 3 kişi. 4. Ev hizmetlisi:3 kişi yabancı uyruklu, milliyetleri ??? Resim, video, temas mümkün. Son durum tespit edilecek, yeni bilgiler temin edilecek. Saygılarımla."
    Eski bir bürokratın takibi işi de Mehmet Şibik ve ekibinindir:
    Hakan Uzan, 'Motorola adına lobi yaptığını' düşündüğü bu eski bürokratın takibi için 29.07.2002, Saat 09.07'da Mehmet Şibik'e şu e - postayı gönderir:
    "Cem Duna, Motorola danışmanı diye bir kişi, avukatlık şirketi, danışmanlık şirketi var. Sen eğer adres bilgilerini temin edemezsen, ben sana bulabilirim. Ofis ve mümkünse büro denetim altına alınacak. Giren çıkan kişiler görüntülenecek ve kayıt tutulacak. Saat, giriş çıkış ve kaldıkları otel, mümkünse isimler."
    Mehmet Şibik, sadece 90 dakika sonra (saat 10.32'de) yanıt gönderiyor:
    "Efendim, (....) Avukat değil. Eski Dışişleri mensubu, emekli büyükelçi. C.Başkanlığı danışmanlığı yapmış (T. Özal döneminde) Halen Motorola adına lobicilik yapıyor. Bürosu: Beşiktaş, Bebek'te. Saygılarımla."
   
    Sekretere kanca, Duna'ya
    Fazıl Say konser bileti
    Şibik, 18.08.2002, saat 03.34'te Hakan Uzan'a yeni bir e - posta gönderiyor:
    "CD (Cem Duna) hakkında araştırmamız devam ediyor. Sekreterleri ile direkt temas devam ediyor. Elemanlarımız dışarda görüşmeye başladı. Birlikte Hisar konserlerine gittiler. CD konser bileti (Fazıl Say konseri için altı adet) talep etti, temin edip verdik. İstanbul ofis telefonlarının temmuz ayı görüşme dökümü alındı. (Bu döküm bize çok ciddi avantajlar sağlayacak) (...) CD'nin İngiltere ve ABD temasları hakkında bilgi edinme gayretimiz devam ediyor. (...) Hedef ofis içindeki faaliyetleri izlemek dinlemek için bir şirket adına ofis kiralayarak kullanmamız çok önemli avantajlar sağlayacaktır. (...) kadro dışı farklı eleman kullanımı yapıyorum. Açıktan belgesiz ödemeler için 10 milyar lira avans tahsisini onayınıza sunarım."
    Şibik'in gece yarısı gönderdiği e - postaya Hakan Uzan sabahın erken saatinde (07.51) yanıt veriyor: "Kiralanması// ihtiyaç hissederseniz uygundur."
   
    Ali Desidero'ya uyarı
    Mehmet Şibik ile ilgili iddialar, sadece Cem Duna'nın takibi ile de sınırlı değil. Motorola davasından dolayı Kroll adlı dedektiflik şirketinin elemanlarının Uzan Ailesi ile ilgili Türkiye'de yaptığı araştırma da Mehmet Şibik ve ekibi tarafından deşifre edilmiş. Türkiye'de Kroll ile iş yapan yerli araştırma kuruluşları 'uyarılmış.' Ali Desidero lakaplı GGA adlı güvenlik şirketinin sahibi Yıldırım Memişoğlu da uyarılmış. Hakan Uzan ile Mehmet Şibik arasındaki e - posta trafiğine göre başka bürolar ve kişiler de takibe alınmış.
   
   
100 bin dolara kaset pazarlığı yaptılar
    İmar Bankası yolsuzluğunda, Türkiye gündemine oturan en magazinel konu, Show TV'den, Uzanlar'ın Star Televizyonu'na geçen 'Dadı' dizisinin kadın oyuncusu, şarkıcı Gülben Ergen'in İlyas Atak ile ilişkisini gösteren kasetler olmuştu. Bilindiği gibi bu kaset (ve daha başka birkaç kaset) 16 Ağustos 2003'te Uzanlar'ın Şenlikköy'deki işyerine yapılan baskında ele geçirilmişti.
    Dizinin, Show TV'den Star TV'ye 'ani' geçişinde bu kasetlerin tehdit unsuru olarak kullanılıp kullanılmadığı bilinmiyor. Gülben Ergen, savcılık soruşturmasında 'tehdit almadığını' belirtmişti. Ancak İlyas Atak'ın kasasındaki kasedin nasıl Uzanlar'ın eline geçtiği ve neden kasalarında saklandığı öğrenilememişti.
    Şişli Cumhuriyet Savcılığı'nın soruşturma dosyası, bu konuda bazı ifadeler içeriyor. 14 Eylül 2003'te katıldığı A Takımı programında, kasedin dayısı İlyas Atak tarafından 100 bin dolara satıldığını iddia etmesi üzerine ifadesi alınan Burhan Yıldırım, ilginç açıklamalarda bulundu.
    Yeğen Yıldırım, ifadesinde şöyle dedi:
    "Ben, dayım İlyas Atak'ın Maslak'taki Erbaa Endüstriyel adlı şirketinde çalışıyorum. Kasasına ben bakardım. Bu kasada dayıma ait video film kasetleri vardı. Dayım, bu işyerinde bazı arkadaşları ile Gülben Ergen ile sevişme görüntülerinin bulunduğu kasedi seyrediyorlardı. Ben de kimsenin olmadığı zamanlar zaman zaman seyrettim. 2001 yılında işyerine gazeteci G. A. geldi. 100 bin dolar karşılığında Gülben'in kasedini istiyordu, pazarlık yaptılar. Sonra birlikte gittiler. Dayım tekrar geldi. Kasadaki kasedi alarak, videoda film oynarken bazı fotoğraflarını çektirmemi istedi. Yaklaşık 20 - 25 fotoğraf çektirdim. Dayım negatifleri kasaya koymamı isteyerek, kasedi aldı ve G. A. ile buluşmaya gitti. Sonra elinde sarı zarfla geldi, bana bin dolar verdi. Diğer parayı da işyerinde çalışan Funda Babaoğlu ile Garanti Bankası'nın Maslak şubesine yatırdık."
    G. A., savcılık ifadesinde işi gereği İlyas Atak'ı tanıdığını, işyerine Burhan Yıldırım'ı da gördüğünü, ancak kasedi satın aldığını reddetti. Ancak kendisine Gülben Ergen'in bir ara İlyas Atak ile çekilmiş bir kasetten haberi olup olmadığını sorduğunu belirtti.
    Yine ifadesi alınan Funda Babaoğlu da yeğen Burhan Yıldırım'ın dayısına kini dolayısıyla ifade verdiğini belirtti. Gülben Ergen'de ifadesinde, "İlyas Atak'la arkadaşlığımız vardı. Aramızda geçenler benim asla haberim olmadan kayda alınmış" demesine karşın, aynı konuda İlyas Atak, "Fantezi olsun diye açık kameradan çeker ve sonra birlikte izlerdik" dedi.
    Seks kasetleri ile ilgili olarak Hakan Uzan ve asistanı Metem İşgördü hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal konusunda dava açıldı. Ayrıca İlyas Atak'a müstechen neşriyat yapmaktan 1 milyar 800 milyon lira ceza verildi.
   
   

BUSINESS


'İstanbulspor Milan, ben Berlusconi olacağım'
Kitabı yayımlamayın, 200 milyar lira bütçemiz var...
Türkiye'nin yarını için bahse var mısınız?
Ayakkabılarımız İtalyan tasarımcılara emanet
'Fasonculuk' yapa yapa 'moda'yı öğrendiler
Hansel ve Gretel'in evinden bildiriyorum
'Kıyak anlaşma' istiyorlar
325 yıl hapsi istenen bile var
Başbakan'ın seçim gezisinde polis helikopteri kullanması etik değil
Verdiği söz için koşturuyor...
Maliye, mükellefe derece verecek
Gönen Oya Pazarı'nı gördünüz mü?
Olimpiyatların 'ağır işçileri' sorun oldu
Yeni misyonerler
Fransa hükümetinden 'şarap için' tavsiyesi
Büyük porsiyonları mönüden çıkarıyorlar
Yeni 5 sent'ler yakında piyasada
Motorola Telsim'e hissedar olabilir...
'Dua edin Tüpraş ile Petkim'i satamayayım'
İşadamları hiç bu kadar rahat olmamıştı