07 Mart 2004 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


   
Memleket dansöz olmuş...

       
Hayrünnisa Gül'ün geri çektiği davanın konusu türban olmasaydı... İslamcı basın kocası için davasından vazgeçen bu kadını alkışlardı. "Laik" basın ise "Kadının Adı Yok" diye yazardı herhalde...

   
       
    Şimdi oldu!" Bir gazete böyle manşet attı. Şimdi ne oldu?
    Hayrünnisa Gül, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki türban davasını geri çekti.
    Niye?
    Davasından vazgeçtiği için mi? Artık haklılığına inanmadığı için mi?
    Hayır! Kocası dışişleri bakanı olduğu için. Mesele siyasallaştığı için. Bazı gazetelerde hem davacı hem davalı olduklarına dair haberler çıktığı için.
    Oysa Abdullah Gül başka biri, Hayrünnisa Gül başka biri. Evli olmaları aynı kişi olmaları demek değil ki!
    Hayrünnisa Gül haklı olduğuna inanıyorsa, hakkını -Türkiye'ye rağmen ve kocasına rağmen araması gerekmez miydi? Ya da en azından bunun desteklenmesi... Haklılığına inanmaya devam ettiği halde davayı -kocası için- geri çekmesinin alkışlanacak, "aferin"lenecek nesi var ki?
    Fakat hayır, alkış kıyamet. Sorsanız kadın-erkek eşitliğine inandığını, türbanı da zaten bu yüzden lanetlediğini söyleyecek olanlar bir kadının kocası için kendi davasından vazgeçmesini pek sevindirici buldular.
    Daha tuhafı da bu hareketi eleştirenlerin İslamcılar olması.
    Kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına, bu yüzden kadının eğri olduğuna, erkeğin kadını terbiye etmekle görevlendirildiğine inananlar... Hadisler boyu kadının "hain, nankör, kıskanç, cimri, lükse düşkün, huysuz" olduğunu okuyanlar ve bunlara yürekten inananlar...
   
    8 Mart'ı Vakit'te mi kutlasak?
    Vakit gazetesi yazarı Yavuz Bahadıroğlu'nun "Hâlâ Kadının Adı Yok" diye bir yazı yazması mesela, ironik değil mi?
    "Ben Abdullah Gül'ün yerinde olsaydım şöyle seslenirdim: Hayrünnisa Gül eşimdir, yedek parçam değildir. Eğer karı-koca oluşumuz hakkını aramasını engelliyor ve Türkiye açısından çelişki oluşturuyorsa, bakanlıktan istifa etmeye hazırım" diye yazdı Bahadıroğlu.
    Karısı için kariyerinden vazgeçmesini öneriyor yani Abdullah Gül'e. Enteresan!
    Hani sadece şu birkaç gündür İslamcı basında Hayrünnisa Gül ile ilgili çıkan eleştirileri dikkate alsak... "Vay be, amma feministlermiş de haberimiz yokmuş" diyeceğiz. Hatta ne bileyim, "Yarın 8 Mart'ı Vakit gazetesinde mi kutlasak acaba?" diye düşüneceğiz. Öyle bir tuhaf hal!
   
    Dava konusu türban olmasaydı?
    Dava mevzuu bambaşka bir şey olsaydı, İslamcı gazeteler Hayrünnisa Gül'ü bu davadan vazgeçmesi için topa tutmaz mıydı? "Kadının yeri kocasının yanıdır" yazmazlar mıydı mesela? "Kadın elbette kocasına karşı gelmeyecek, kocasını güç duruma sokmayacak" demezler miydi?
    Davanın geri çekilmesine "Şimdi oldu" diyenler de o zaman ayağa fırlarlardı herhalde: "Olmadı!"
    Ama mevzu türban ya, "laik basına" göre "Yaşasın Hayrünnisa Gül", öyle mi?
    İslamcı basın ise döneklikle suçluyor aynı Hayrünnisa Gül'ü. Hatta Vakit gazetesi yazarı Hasan Karakaya "Bugünkü dansözlüklerinin esbab-ı mucibesi ne?" diye sormaya kadar vardırıyor işi.
   
    * * *
   
    Şu tabloya bakınca görünen o ki herkes kıvırıyor. Memleket dansöz olmuş da haberimiz yokmuş.
   
    "Kadın oradaydı", şimdi nerede?
    12 İslamcı kadın yazar; dinin oluşumu esnasında aktif rol oynayan, bu özellikleriyle de dinler tarihi ve hatta ilahi kitaplarına giren 12 kadının hikayesini anlatmak için aynı kitapta buluştu: "Kadın Oradaydı".
    Bu kitapta yer alan hikayeleştirilmiş biyografiler ile İslamiyetin ilk günlerinde bu kadınların güçlü karakterleriyle öne çıktıklarını, sosyal hayatta aktif olduklarını, yani "ORADA" olduklarını gösteriyorlar.
    Hayrünnisa Gül ve türban davası özelinde feminist oluveren İslamcı erkekler buyursun buradan yaksınlar:
    Bu 8 Mart'a İslamcı kadınlar gayet samimi bir "Kadın şimdi nerede?" tartışmasıyla giriyorlar.
   
    "Bizim kesimde kadınlarla erkekler arasında arkadaşlık fikri yaygın değil"
    Bir sabah bir arkadaşımız derse türbanlı geldi. O bize karşı endişeli, "Nasıl karşılayacaklar?" diye; biz de ona karşı endişeliyiz, "Nasıl davranırsak onu kırmayız?" diye. Ve tabii her iki taraf da doğal olmaya çabaladıkça, doğal olmaya çabalamak doğal olmanın doğasına aykırı bir hal olduğu için... Bilirsiniz işte. Selamlaşmamız bile karşılıklı yarım bir gülümsemeye döndü bir süre sonra.
    Oysa o dönemde bizim tarikatçı erkek arkadaşlarımız vardı. Kantinde takılıp mavramızı yapardık. Sonra onlar kalkıp namaza giderdi. Döndüklerinde ben hatta dalga geçerdim "Abi bu pis kokulu kolonya da farz midur?" diye...
    Türbanlı kadınlarla bir şekilde aramıza giriveren o şey, niyeyse erkeklerle aramızda sorun değildi. Ama daha tuhafı "türban" sanki onların arasında da bir engeldi. Bizimle gayet rahat konuşan İslamcı erkekler türbanlılarla iki kelime etmezlerdi. Kantinde bizim yanımıza otururlardı da türbanlıların yanına gitmezlerdi. Çok acayipti ama açıkçası o günlerde bu durum benim çok da umurumda değildi. İşim başımdan aşkındı. Lab raporu kopya çekmeli, sonra bizimkiler dördüncüyü bulmadan King'e yetişmeliydim.
    Ama 2000 yılında "Müslüman feminist" diye anılan Hidayet Şefkatli Tuksal ile yapılan bir röportajda bu sorunun cevabı önüme çıkıverdi.
    İmam hatip lisesinde öğretmenliğe başladığı dönemi anlatıyordu Tuksal. "Erkekler açık bayanlarla nasıl iletişim kuracaklarını biliyorlar fakat bizimle nasıl olacağını bilmiyorlardı" diyordu.
    Şöyle bir şey imiş efendim. Kafalarında bir "namahrem" fikri oluyormuş. Bu yüzden de "Ben onunla konuşursam bunu nasıl yorumlayacak?" endişesi varmış. "Bizim kesimde kadınlarla erkekler arasında mesleki ya da başka bağlarla bir arkadaşlık fikri henüz yaygın değil" diyordu Tuksal.
    Elbette İslamcı kesimden kadınlarla erkeklerin ilişkilerinin hâlâ kendi sorunları olduğunu düşünüyorum. Benim işim zaten başımdan aşkın. Şu yazıyı bitirip kanasta oynamaya gideceğim.
   
    tubakyol@yahoo.com
   
   





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural
Yasemin Çongar