10 Mart 2004 Çarşamba
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Kadın hakları ve gelin-kaynana ilişkileri

       
    Türkiye'nin gerçek yüzü ortaya çıktıkça, bir çileler ve çilekeşler dünyasında yaşamakta olduğumuz da, daha çok netleşiyor.
    Hele hele çocuklar ve kadınlar...
    Türkiye'de kadınların siyasal platformdaki oranı, Uganda'nın da gerisindeymiş. Nasıl ki ulusal gelir dağılımındaki dengesizlik de, Tanzanya'nın gerisinde...
    ***
    Tanzimat'tan bu yana, çağdaşlaşma girişimleri, yüzeysel vitrinler yaratma ötesinde, kitlesel yamukluğu düzeltemeye yetmedi.
    Kendi kendimizi aldatarak, rüşvet beleş, yolsuzluk soysuzluk, yalan ve talanla, hamasi bir afyonlanmanın ırkçı böbürlenmeleri içinde, yitirdik gittik yüzyılları...
    ***
    Kadın hakları konusu ise hiçbir zaman yeterince gündeme gelmedi. Ne kaç milyon kadının alfabesiz olduğu, ne kaç milyon kız çocuğunun okula bile gitmediği...
    Çünkü "imtiyazsız sınıfsız, birleşmiş bir kitleyiz", yahut "Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" martavalları arkasında, feodal kökenli bir sınıfsallık sürekli perdelendi.
    ***
    Kadın hakları konusunu, önce kadınlar arasındaki ilişkilerin psikolojik tayfunları içinde ele almak gerekirdi.
    Örneğin "gelin - kaynana" ilişkileri; örneğin "gelin - görümce" ilişkileri; örneğin "anne - kız" ilişkileri... Bunlara kız kardeşler arasındaki ilişkileri de ekleyebilirsiniz...
    Gerek yazı, gerek sinema dünyaları, çok işlediler bu tür konuları; ama hiçbir zaman bir çözüme ulaşamadan...
    ***
    Bir de sınıfsal açıdan bakmak gerek kadın hakları konusuna...
    Eski köşklerin "hanımefendileri", acaba nasıl davranırlardı evlerdeki "evlatlık, yahut besleme" etiketli, kırsal kesimden getirilmiş "köle kızlar"a?
    Kuyumcu ve kozmetik mağazalarının baş müşterileri olan kadınlar, acaba nasıl davranıyorlar evlerindeki kadın hizmetçilere?
    Ya sahne yıldızlarının, oldum bittim birbirlerine karşı davranışları?
    ***
    Kadın hakları konusu, sanıldığından çok çok daha derinlerde...
    19. yüzyılın sonunda Amerikalı "antropologlar", bütün memeli hayvanların doğar doğmaz yürümesine karşın; neden insan yavrusunun doğar doğmaz yürüyemediği sorunu üstünde durmuşlardı.
    Ve bir varsayım olarak bunu, insanın ayağa kalkmış olmasına bağlamışlardı.
    ***
    Dört ayak yürüyen bir dişinin doğurmasıyla, ayağa kalkmış bir dişinin doğurması arasında büyük fark vardı.
    Dört ayak yürürken, yavaş yavaş ayağa kalkmış bir dişinin vajinası da daraldığı için, doğum yaparken ölüp gidiyordu.
    Ayağa kalkmış kadın, binlerce yıl boyunca doğum yaparken ölüp gitmişti. Zamanla Doğa, yahut Tanrı bir düzeltme yapmış ve kadınlar, bebeklerini daha erken doğurmaya başlamışlardı.
    O nedenle de insanın yavrusu, doğar doğmaz yürüyemiyordu.
    ***
    Anne ve yürüyemeyen bebeği... Bu yüzden avlanmaya gidemeyen dişi...
    Peki kim getirecekti onlara yiyeceği?
    Erkek...
    Erkek, niye yiyecek getirsindi ki onlara?
    ***
    Kadının durumu burada sıkıştı. Yiyecek getirmesi için, erkeği kendisine bağlaması gerekiyordu...
    Hiçbir memeli hayvan yüz yüze çiftleşmez, insan hariç...
    Memelilerin de, yıl içinde çiftleşme mevsimleri vardır, insan hariç...
    İnsanın dışında, gülen konuşan canlı da yoktur ayrıca...
    Antropologların tahminine göre; kadının, yavrusunun doğar doğmaz yürüyememesi ve yiyecek getirmesi için erkeği kendine bağlamak zorunda kalması, neden olmuştu bütün bunlara...
    ***
    Kadın hakları konusu, çetrefil bir konu...
    Bizim basın dünyasında ziyan olup gitmiş kadınlar üstünde de, yeterli bir araştırma yapılmadı...
    Neriman Hikmet'ler, Suat Derviş'ler, Güzide Sabri'ler nasıl yaşadılar acaba?
    Ya sahne sanatçıları?
    ***
    Kadın hakları sorunu da bir gün çözümlenecek...
    Her bireye doğar doğmaz, kimliğini belirleyecek bir "kot no."su verilerek belki...
    Belki "zengin erkekle evlenmek, yahut ondan mümkün olduğu kadar yararlanmak" tutkusuna gerek kalmadığında...
    Belki de içinden canlılar çıkan "kadın"ın, ancak beyinsel yaratacılığıyla "ölüm" önünde var olmaya ve avunmaya çalışan "erkek"le; sade cinsel açıdan değil, beyinsel açıdan da, daha çok bütünleşmesiyle...
    ***
    Kadın hakları, henüz çözümü bulunamamış bir sorun...
    Şayet "anneler" eşdüzey bir donanım ve olanağa sahip bulunsaydı; insanlık bu kadar murdar bir görünümde mi olurdu?
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   
   





Taha AKYOL
Atatürk, Kürtler, Irak

Çetin ALTAN
Kadın hakları ve gelin-kaynana ilişkileri

Melih AŞIK
Ne öğrenciler var!

Fikret BİLA
8. paket

Hasan CEMAL
Fatura Güzelyurtluya

Güneri CIVAOĞLU
En uzun 10 yıl

Abbas GÜÇLÜ
Öğrenci bursları kafa karıştırdı (2)

Hurşit GÜNEŞ
DEHAP'ın ne vaat ettiği belli değil!

Sami KOHEN
KAOS'UN ANA(yasa)SI

Mehmet Y. YILMAZ
Murat Karayalçın neden çekilmeli? - 2

Hasan PULUR
Rahmetli Adnan Menderes'in yanlışı...

Derya SAZAK
AKP'yi de devletle bütünleştiriyorlar

Meral TAMER
Türk vergi mükelleflerine adanan kitap

Ece TEMELKURAN
Hıyarillos Amigos!

Yaman TÖRÜNER
İsa'nın Çilesi

Osman ULAGAY
Jan Nahum'dan Türkiye'ye Çin dersleri ve AB ufku

Güngör URAS
Pancarda hem kota var, hem sıkıntı var

M. Ali BİRAND
Ege için gizli görüşmeler sürüyor