|


Fatura Güzelyurtluya
Güzelyurt'u neden mi ilk durak olarak seçtik? Çünkü Rumlara kalıyor. Annan Planı'na göre çözüm olursa 27 bin Türk'ten 22 bini göç etmek zorunda kalacak
Hasan Cemal Kuzey Kıbrıs'ta nabız tutuyor - 1
GÜZELYURT
İki yanımız portakal bahçeleri. Bahar gelmiş buralara, güneş pırıl pırıl. Havada portakal kokusu... Kuzey Kıbrıs'ın en sulak, en verimli, belki de en yeşil yeri olan Güzelyurt'u neden mi ilk durak olarak seçtik? Çünkü Rumlara kalıyor.
Vermek için alınan bir yer!
Hani Kenan Evren "Sonradan vermek için fazla aldık" demişti ya. O topraklardan biri... Annan Planı'na göre çözüm olursa, Güzelyurt'ta bugün 27 bin olan Türk nüfusun 22 bini başka yerlere göç etmek zorunda kalacak. Bütün Kuzey Kıbrıs'ta plana göre ilk üç yılda göç edeceklerin, yer değiştireceklerin sayısının 46 bin olduğu göz önünde tutulursa, Güzelyurt'u bekleyen insani faturanın ne kadar ağır olduğu ortaya çıkar.
Gökkuşağı lokantasında öğle yemeği yerken, "Şu anda Rumlara verilecek toprakların üstünde oturuyoruz" diyor gülerek...
Oylar Mehmet Ali Talat'a
Geçitkale askeri havaalanına iner inmez ilk iş Güzelyurt'a gelişimizin ikinci bir nedeni daha var. Kıbrıs sorunu 1 Mayıs'a kadar Annan Planı'na göre çözülürse, evini barkını, portakal bahçesini, dükkanını kaybedecek olan Güzelyurt insanı son seçimde en çok oyu Denktaşçılara değil, Annan planını savunanlara vermiş, CTP lideri Mehmet Ali Talat'a başbakanlık yolunu açmış...
İlginç değil mi?
İlk bakışta çelişki gibi gözüken bu nokta, bir bakıma Annan Planı zemininde çözümü savunanların gücünü de gösteriyor. Yıllardır yaşadığı evine barkına veda edecek, ama aynı zamanda geleceğini kurtaracak, önünü görebilecek.
En yalın deyişle:
Cebine AB pasaportu koyacak!
Bu öylesine bir nokta ki, belki Cumhurbaşkanı Denktaş'ın da yumuşak karnı. Sayın Denktaş eğer nisan ayında resmen hayır kampanyası da açsa, bu nedenle referandumdan evet çıkabilir. Göç etmek zorunda kalacak insanların önlerini görebilmek, geleceklerini kurtarmak ve Avrupa vatandaşı olmak için referandumda mührü 'evet'e basmaları yakın ihtimal sayanların sayısı bir hayli...
Arka masamızdaki öğretmen hanımlarla sohbet ediyorum. Hepsi Güzelyurtlu. Göç etmek zorunda olacaklarını biliyorlar.
Biri aynen şöyle diyor:
"Ne olacağımızı bilerek yaşamak istiyoruz. Çoluğumuzun çocuğumuzun geleceğini saran belirsizlik kötü. Yarın ne olacağımızı bilmiyoruz. Şu an mal mülk var ama... Dünyadan izole mi yaşayacağız? Referandumdan evet çıkar çözüme... Bankalar artık tapularımızı da kabul etmiyor."
Birinin hikâyesi şöyle:
"1985'te Kıbrıs'a döndüm. Güzelyurt'ta parasıyla bir ev aldım. Güney Kıbrıs'tan gelmiş bir göçmen Türk'ten. Tapuyu da aldım. Sonra sınırlar açıldı. Güney'den benim evin gerçek sahibi olan Rum geldi. Güney Lefkoşa'da araba ticareti yapıyormuş. Buyur ettik, sohbet ettik. Evi dolaştı. Tavan arasında bir yerlerde eski fotoğraflar bulduk. Şimdi biz Güney'e gideceğiz, Rum'u ziyaret edeceğiz. Benim Hanım, 'Bu nasıl iştir? Parasıyla ev satın aldık, şimdi gidiyoruz evin gerçek sahibiyle buluşmaya' diye yakınıyor."
Güzelyurt, portakal bahçeleriyle kaplı. Hala tüm KKTC ihracatının yüzde 50'sini sağlayan narenciye bu bahçelerden elde ediliyor. Hakan Kuntay'ın, Güzelyurt Geliştirme ve Kalkındırma Derneği'nin Başkanı'nın anlattıkları ilginç:
"1980'lerde anlaşıldı Güzelyurt'un pazarlıkta Rumlara verileceği. Bundan sonra erimeye başladı Güzelyurt. Siyasette çakıl taşı bile vermeyiz dendi Güzelyurt için ama kazın ayağı öyle değildi. Burada kazandığını kimse buraya yatırmadı. Gitti evini Lefkoşa'da aldı. Hatta ölüsünü bile otuz kilometre ötedeki Lefkoşa'ya gömdü. Türkiye'den takviyeye rağmen nüfus azaldı. Ne olacağız sorusu geldi çengelini zihinlere astı."
Bu sorunun bütün ağırlığıyla gündeme oturması 11 Kasım 2002'de Annan Planı'nın açıklanmasıyla, yani haritaların ortaya çıkmasıyla gerçekleşmiş. Bir ay sonra da dernek olarak bir anket düzenlemişler.
Sonuçlar ilginç:
"Bulunduğum bölgenin Rumlara verilmesi çözümü kolaylaştıracaksa, verilmesine karşı değilim" diyenlerin oranı yüzde 59.9 çıkmış... "Annan Planı'nın kabul edilmesi halinde bulunduğunuz bölge Rumlara bırakılacak, ne düşünüyorsunuz?" sorusuna da yüzde 65.6 oranında şu yanıt çıkmış:
Göç şartı: Aynı koşullar
"Aynı koşullardaki yeni bir eve, ekonomik anlamıyla aynı iş ortamıyla ve sosyal çevremle birlikte toplu olarak yeni bir kente yerleşmek koşuluyla taşınabilirim."
Bu çok önemli bir nokta.
Kuzey Kıbrıs'ta referandumdan evet çıkabilmesi ve adada kalıcı bir barışın sağlanabilmesi için göçler yüzünden meydana gelecek mağduriyetlerin en aza indirilmesi gerekiyor. Dernek Başkanı Hakan Kuntay'ın sesine, özellikle Annan planı çerçevesinde çözüm isteyenlerin kulak vermeleri şart. BM'nin, AB'nin, ABD'nin bu noktayı fazlasıyla ciddiye almaları lazım.
Diyor ki:
"Göç edeceklerin, evini barkını, bağını bahçesini bırakıp yer değiştirecek olanların mağdur olmaları nasıl önlenecek? Nereye kadar önlenecek? Nasıl, nereye yerleştirilecekler? Hakları ne olacak? Bütün bunlarla ilgili önlemleri bir an önce almaya başlamak ve bu insanlara şimdiden ışık yakmak şart."
Bu gerçekten büyük bir sorumluluk. Kıbrıs'ta çözüm - ve referandumda evet - isteniyorsa, bunun için mal mülk meselesinin ve yer değiştirecek insanların mağduriyetlerinin hal yoluna sokulması, hafifletilmesi gerekiyor. Güzelyurt çarşısındaki öğretmenler lokalinde Limasollu emekli bir öğretmen dedi ki:
"Denktaş'la Papadopulos'tan bir şey çıkmaz. Otuz yıldır çıkmadı, yine çıkmaz. İş hakeme gidiyor. Halkın en büyük endişesi gelecekle ilgili. Nereye gideceğim? Evim barkım olacak mı? İşim olacak mı? Bunu düşünmek lazım. Referandumda Denktaş ne yapsa yine evet ağır basar. Ama bu mal mülk meselesine önem vermek şartıyla..."
Denktaşçı ve 'hayır'cılar
Bir berbere giriyorum. Hem berber, hem beyaz saçlı müşterisi, Denktaşçı ve 'hayır'cı. "65 yaşındayım. 17 yaşında TMT'ye (Türk Mukavemet Teşkilatı'na) girdim. Bu Rum bize bir şey vermez, bizimle bir şey paylaşmaz" diyor. Yol kenarında, kahvede oturuyor. Eski bir milletvekili, Mehmet Cıva, "Denktaş da, Rum tarafı da günahları omuzlamak istemezler. Hakeme bırakırlar işi. Annan'dan iki tarafı da tam memnun edecek bir şey çıkmaz. Ama yaz buraya, referandumdan evet çıkar. Çözüm kaçınılmaz" diyor.
Hediyelik eşya dükkânında çalışan iki kadınla sohbet ediyorum. Biri, "Ev sahibi olamıyoruz. Çünkü geleceğimiz belirsiz. Önümüz açık değil. Bu nedenle evet derim referandumda" diyor. Bu evet konusunu biraz deşince, hiç kuşkunuz olmasın, altından hep Avrupa Birliği vatandaşlığı çıkıyor.
Güzelyurt deresi şırıl şırıl... Portakal bahçelerine dalıyoruz. Bizim Güneydoğu'dan gelmiş mevsimlik olarak Kürtler çalışıyor. Aralarında Kürtçe konuşuyorlar. Narenciye ihracatı yapan Tuncay Yıldırım eski bir güreşçi. 1975'te 11 yaşındayken babasıyla birlikte Kars'tan gelip yerleşmiş Güzelyurt'a. Toplanmakta olan portakallar için "Mersin üzerinden doğru Soçi'ye, Moskova'ya" diyor.
'Tapu tapu değil'
Çözümden yana, diyor ki:
"Çözümün adı olarak barış değil de, hainlik, satış koymuşlar. Ayıptır. Sınır açıldı, ben gidemiyorum Yeşil Hat'tan ötesine... Vatandaşlık vatandaşlık değil, ev ev değil, tapu tapu değil. Böyle şey olmaz. Böyle yaşanmaz. Otuz yıldır aynı evde oturuyoruz. Geçenlerde bir Rum geldi. Dedi ki: 'Bu ev benim. Ama benim bu evde on yıllık geçmişim var. Senin ise otuz yıl! Şimdi bu işi nasıl çözeceğiz' dedi, gülüştük. Millet barış ister abi, çözüm ister. Yaz bunu buraya..."
Bu hafta yazılarım Kuzey Kıbrıs'tan...
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|