13 Mart 2004 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


Otel olan Galata konağının hüzünlü hikayesi

   
20'lerinde iki kız kardeşin işlettiği Galata Antique Hotel'in binası 1881'de inşa edildi. Ünlü porselen satıcısı Decugis tarafından yaptırılan binanın 123 yıllık macerasında aşk acısı da var, 6-7 Eylül olaylarının korkusu da...

        Özkan Güven

   
    Beyoğlu Meşrutiyet Caddesi Nergis Sokak numara 10'da bulunan Galata Antique Hotel'in hüzünlü bir öyküsü var. 1800'lerin sonunda İtalyan ve Fransızların yoğun olarak bulunduğu Beyoğlu'nun tanınmış simalarından Henri Hipolit Decugis, Pera Palas Oteli'ni yapan Alexandre Vallaury ile bir araya geldi. Decugis dönemin en ünlü porselen satıcısıydı. Ailesiyle birlikte yazları Fenerbahçe'de çok büyük bir yalıda yaşıyorlardı. Kışlık bir konak için Vallaury ile anlaştı. 1881 yılında oğlu Lui, kızı Rosa Caroline ve karısıyla birlikte mutlu günler geçirecekleri üç katlı yeni evine yerleşti.
    Decugis için en güzel ama bir o kadar da acı dolu günler bu konakta geçti. Decugis, karısının 1940'ta ölümü üzerine iki yıl boyunca kapılarını kimseye açmadı. Fransa'dan özel olarak getirttiği kepenklerle tüm odaları karanlığa gömdü. Eşinin yasını bu şekilde tuttu. 1942'de de yaşamını kaybetti. Karısının yanına, Feriköy Mezarlığı'na gömüldü. Kışlık konak oğluna kaldı. 6-7 Eylül olaylarından sonra Decugis'in oğlu binayı satarak Fransa'ya göç etti.
    Kaderine terk edilen bina, 2001 yılında Arguş ailesine geçti. 28 yaşındaki Ebru Arguş ve 24 yaşındaki Duygu Arguş, binanın geçmişini araştırdı ve bu hüzünlü hikayeyi gün ışığına çıkardı. MSÜ'den bir ekip getirterek restore ettirdiler ve tarihi binalara verilen özel bir belgeyle açtıkları Galata Antique Hotel'i işletmeye başladılar.
   
        "Binanın sahibini bulunca dedemizi bulmuş gibi sevindik"
    Otelin hüzünlü bir öyküsü var. Bu hikayeyi nasıl öğrendiniz?
    Duygu Arguş: Konağın sahibi Hipolit Decugis'in ismini tapuda gördük. İnşaat ve restorasyon devam ederken bu isim üzerinde araştırma yapmaya başladık.
   
    Neler yaptınız?
    Ebru Arguş: Fırsat buldukça sahafları gezdik. Konak hakkında bilgi edinmek istiyorduk.
    D.A.: Sonra bir gün Dr. Müfit Ekdal'ın yazdığı "Bir Fenerbahçe Vardı" adlı kitapta Decugis ve ailesinden bahsedildiğini gördük. Kitapta Decugis'in İstiklal Caddesi 473 numaralı dükkanda kıymetli antika ve porselen sattığı anlatılıyordu. Oğlu Lui'nin Harbiye'deki Belvü Gazinosu'ndan Aleko'nun karısına sırılsıklam aşık olduğu ve evlendiği de yazıyordu. Hatta Aleko karısının Lui'ye kaçması üzerine Yunanistan'a göç etmiş ve kısa süre sonra burada ölmüş.
    E.A.: Lui babası öldükten sonra porselen dükkanının başına geçmiş ama 6-7 Eylül olaylarından sonra kapısına çapraz şekilde iki tahta çakıp kapamış, bir daha da açmamış.
   
    "Müşterilerin dönmesini camda beklerdik"
    Decugis'in izini bulunca ne yaptınız?
    D.A.: Sanki dedemizi bulmuş gibi sevindik. Köklerimizi bulmuş gibiydik.
    E.A.: Tapu işleri için gittiğimiz devlet dairelerinden birinde onun iki tane vesikalık fotoğrafını bulduk. Birini rica ettik, verdiler. Sanki gerçek bir yakınımızmış gibiydi. Büyük aşk yaşadıkları karısıyla mezarlarını ziyaret etmek için Feriköy Mezarlığı'na da gittik.
   
    İlk zamanlar otelcilik konusunda bir fikriniz var mıydı?
    D.A.: Başlangıçta elimizi ayağımızı nereye koyacağımızı bilemediğimiz anlar oldu. Tanınmak için satış ekibinizin olması gerekiyor. Ama biz burada hem satış ekibi hem muhasebeci hem de satın almacıyız.
    E.A.: Resepsiyonun nasıl yapıldığını, rezervasyonun nasıl alındığını bilmiyorduk. İşlerin nasıl yapıldığını öğrenmek için güvendiğimiz otellerdeki insanlardan öğrendik. Aslında biz bu oteli "babaanne mantığı"yla yönetiyoruz.
   
    Nasıl bir yönetim şeklidir bu?
    D.A.: İnsanlar bizim amatör bir ruhla çalıştığımızı görüyorlardı. Müşterilerimiz de genellikle yabancı turistler olduğu için hoşlarına gidiyordu. Onları evimize gelen misafir gibi görüyorduk.
    E.A.: İlk zamanlar otele dönmeyen müşterileri beklerdik. Camın kenarına oturup çocuğunun eve dönmesini bekleyen anneler gibiydi manzara. Çünkü tedirgin oluyorduk, başlarına bir şey gelmesini istemiyorduk.
   
    Oteli krizli günlerden hemen önce açmışsınız.
    D.A.: Yeni açılmıştık, ardından 11 Eylül saldırıları oldu. Bizim otel, Amerikan Başkonsolosluğu'nun eski binasına çok yakın olduğu için buraya giden bütün yolları trafiğe kapattılar. İnsanların bize gelebilecekleri tüm yollar tıkalıydı, bu yüzden çok etkilendik.
    E.A.: Onun etkilerini atlattıktan sonra da İstanbul'daki intihar saldırıları oldu.
   
        "Alman müşterimizin babasını birlikte bulduk"
    Müşterileriniz kaçıp gitmiştir herhalde.
    E.A.: Aslında otelimizde kalanların hiçbiri terk etmedi. Saldırılara inat sanki destek için kalanlar vardı.
    D.A.: Bütün bunlara ek olarak metro inşaatı çalışması bizim otele yakın bir yerde yapılıyordu. Gündüz boyunca çıt çıkmayan bu bölgede gece vinçlerin gürültüleri başlıyor ve sabaha kadar sürüyordu.
   
    Kim kalırdı ki bu otelde?
    E.A.: Kalıyorlardı işte. Belki de bizi samimi buluyorlardı. Amatör ruhu seviyorlardı belki de. Odaya gelip konuşabilirler, katçıyla konuşurlar. Her müşteri için restoranları arayıp pazarlık yapıyorum. Bunun geri dönüşü de pozitif oluyor. İnsanlar bunu görüyor. İsviçre'den arayıp teşekkür ediyorlar.
    D.A.: Aile gibi oluyoruz bazılarıyla. Babasını arayan bir Alman müşterimiz vardı. Ona yardımcı olduk, birlikte babasını bulduk. İngiliz The Guardian gazetesinden gelen bir müşterimizi Galatasaray-Fenerbahçe maçına götürmüştük. Onlar güzel, sıcak bir ilişki istiyorlardı. Buraya gelen biri mutlaka bize bir müşteri bularak destek veriyor.
   
    "Annem evde yemek yapıp otele gönderirdi"
    Anne-babanızla görüşebiliyor musunuz?
    D.A.: İlk zamanlar onlar bizi görmek için buraya gelmeye başladılar. Çünkü eve çok seyrek gidebiliyorduk. Hatta annem burada yemek piştiğini bile bile yemek gönderiyordu.
    E.A.: İnsanlar bizim baba parasıyla gelip burada eğlendiğimizi düşünüyor. Oysa biz üç yılımızı buraya gömdük. Gecesi gündüzü birbirine karışan üç yıldan sonra buraya geldik. Herhangi bir işyeri açmış olsaydık, akşam olunca kapıyı kapatır, eve giderdik, değil mi? Ama burası kapanmıyor. Evimize o kadar az gidiyorduk ki.





 Donatella Piatti
 Sarıkız''ın Anıları
 Tuba Akyol
 İlhan Uçkan
 Yalvaç Ural