13 Mart 2004 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


   
Yanıma erkek isterim!

    Sarıkız''ın Anıları

       
    TCDD, restoranlarında içki isteyene "Veremeyiz beyim, yasak" diyormuş. Bir şeye daha karşıymış, erkek yolcularla kadın yolcuların yan yana oturmalarına! Ben şimdi burada bir şey söylerim ya neyse... Aslında kadın olarak, gece yolculuklarında bir erkeğin üzerime çıkıp uyumasını istemem tabii. Dürterim uyanır. Ama niçin illa kadın kadına gidiyorum canım? Belki bir erkekle sohbet etmekten daha memnunum yol boyu! Bu vesileyle, 30-35 yıl önce yaptığım bir İstanbul-Ankara tren yolculuğunu anlatmak ve erkek okurları bu konuda bilinçlendirmek boynumun borcu oldu.
    15-16 yaşında filanım. Bir yaz tatili sonu, akrabalarımdan biri beni Haydarpaşa'ya getirdi yolcu etmeye. Ankara'ya, eve dönüyorum. Önce kompartımanı kolaçan etti akraba, baktı bakalım yanıma kim oturacak diye. Ben cam kenarındaki yerime yerleştim, bekliyorum. Ve tren kalktı. Yan tarafımdaki koltuklarda da nişanlı bir çift var, bana bakışıp kıkırdaşıyorlar. Derken 25-26 yaşlarında yakışıklı bir delikanlı belirdi kompartımanın kapısında ve geldi geldi, yanımdaki koltuğa kendini attı. Bu kez nişanlı çifte o da katıldı, hep birlikte gülmekten ölecekler. 15 yaş, istediğiniz kadar güzel olun, kompleks yaşıdır. Bu gençlerin bana gülmesine o kadar bozuldum ki, yerimde iyice küçülüp oramı buramı çekiştirdim bir süre (Yaz sıcağında giydiğim mini eteğimden söz ediyorum. Bir de, en güzel zamanlarında kimseler görmesin diye kamburumu çıkartıp gözlerden gizlediğim ama şimdilerde açtığım halde hiç kimsenin bakmadığı "göğüs nahiyem"den). Neden sonra sohbetimiz koyulaşınca anlaşıldı ki, o da "Bayan yanı olsun lütfen bileti" almış (Biletler ikiye ayrılır biliriniz, biri az önce yazdığım, diğeri "cam kenarı bileti"). Yani oğlan uyanık, meğer bunu hep yaparmış. "Yolculuğa ablam çıkacak, mümkünse bayan yanı olsun" dermiş her seferinde. "Öyle bıyıklı, siyah adamlarla, dip dibe yolculuk sevmezmiş."
    "Ya yanınıza şişman, geveze bir hanım rastlasaydı" dediğimde ise, "Ben Tanrı'nın sevgili kuluyum, bakın bu kez de şansıma sizin gibi bir peri kızı verdi" diye iltifat etmişti. Yolculuğumuzun ilerleyen saatlerinde dört genç arkadaş olmuştuk. Onlar benden büyüktüler ama sohbet konusu, Leny Escudero'nun şarkıları, Andrea Morvuar'ın kitapları ve aşk felsefesi üzerine kesilen ahkamlar olunca biraz beni ciddiye almışlardı sanki. Ta "üçgen omuzlarım"ın nedeni sorulana kadar. Ben en saf halimle -yoksa salak mı demeliyim- halter çalıştığımı anlatmıştım. Bir de "ev yapımı" halterimi anlatmıştım: "İki küçük boş Vita yağ tenekesi alınacak, içi çimentoyla doldurulup bahçe küreğinin sapından da ortasına tutacak bir yer yapılacak. Daha sonra zerdali dalına, iki paralel urgan bağlanacak, bir tahta parçası da ipin uçlarına takılacak. Bu da barfiks oluyor. Sonra, saatlerce ayaklarını bu ipe takıp baş aşağı, beynine kan hücum edene kadar, halter çalışacaksın. Al sana üçgen vücut." Yanımdaki oğlanın şaşkın gözlerinden anlamıştım ki, "Tanrım bu sersemi niye verdin yanıma? Bundan sonra 'bayan yanı bileti' alırsam ne olsun" diye düşünüyor. Gafil bilmiyor ki, az sonra trenin restoranında başına neler gelecek...
    Birlikte yemek teklif edilince, gidip oturduk lokantaya. O zamanlar böyle değil TCDD mutfağı. Portakallı ördek servisi filan yapılıyor. Garsonlar pırıl pırıl, her şey tertemiz. Ben mönüden kendime leziz bir et yemeği seçip çatal-bıçak-tabak-yemek ilişkisini, bir virtuoz ustalığı ile becerip gelenleri bitirdim. Üzerine bir de şeftali ısmarladım. Söylemesi ayıp bayılırım. Ve kocaman sulu bir şeftali önüme kondu. Kondu da, bu mereti o yakışıklı gencin bakışları altında, ısıra ısıra yiyemezsin ki? Karizma az önce zaten ufaktan çizilmiş. Çatal ve bıçağı alıp ilk kabuk soyma hamlemi yaptım. Aa! Benim şeftali birden yok oldu. Nerede dersiniz? Tabii ki yol arkadaşımın kucağında, maalesef. Hatta oradan da zıplamış, koridorun ortasından yuvarlanmakta. "Sizi sevmedi galiba, bakın kaçıyor" dedi oğlan benim kırmızı suratıma bakıp. Şimdi olsa "Şu yerçekiminden nefret ediyorum, şef bana bir tane daha" diyerek biraz durumu kurtarırım da o zamanlar...
    O gündür bugündür bu şeftali denen mereti inadımdan ısırarak yerim. Yakışıklı gence gelince, hayır flört etmedik ama üçü de daha sonra çok iyi dostum oldu.
    Şimdi TCDD'ye ricam, şu yolcuların yerlerini değiştirmesinler. Yoksa bu insanlar başka nerede tanışacaklar?
    Not: Bu konuyu böyle hoş bir anıyla geçiştirdiğime bakmayın. Birilerinin, kadın ve erkeği yan yana getirmemek için gösterdiği "çabayı" ve ardındaki "niyeti" şiddetle kınıyorum.
   
    Yazara e-mail
   
   





 Donatella Piatti
 Sarıkız''ın Anıları
 Tuba Akyol
 İlhan Uçkan
 Yalvaç Ural