|
|


Dersaadet'in eğlence tapınağı, 'kravatlı Başkent'te şube açtı
İstanbul'un Laila'sı, Ankara'nın yaylasında...
Ankara'da eğlenmek zordur. Ankaralı Osmanlı'yı eğlencenin batırdığına inanır. Fazla gürültü sevmez. Sabah erken işbaşı yapar. Çok içse polis çevirir. Bu koşullarda ve tam da içki içmeyenlerin iktidar olduğu zamanda, Ankara'nın eğlence hayatında bir meydan okumaya hazırlanıyor Laila...
CAN DÜNDAR
Ankara'da eğlence hayatının en fazla 80 yıllık bir mazisi var. Şevket Süreyya, Tek Adam'da, 1920'ler Ankarası'nın 'ilk balo'sunu şöyle anlatır: Şengül Hamamı'nın yanında, eski bir Ermeni mektebi olan Türk Ocağı binasının harap salonunda duvar diplerine sandalyeler dizilmiştir. Sessiz, hareketsiz, kadınsız konuklar sus pus otururlar.
"Sanki bir mevlit toplantısıydı" der Şevket Süreyya...
'İlk balo' fiyasko olunca Atatürk, 'kadınlı bir balo'yu zorlar.
Davetlileri bir tren vagonuna doldurup şehrin dışındaki Orman Çiftliği'nin iki katlı istasyon binasına götürür. Ancak sadece 3 konuk eşini getirmiştir:
Yakup Kadri, Falih Rıfkı ve Ruşen Eşref...
Gazi, davetlileri karşılarken Leman Yakup Kadri yakınır:
"Paşam, bu inkılâbın kurbanları yalnız biz miyiz? Hani yaver beylerin, mebus beylerin, vekil beylerin hanımları...?"
Bu yakınma üzerine ortalıkta kadın görünsün diye baloya, Ankara'nın Fresko barından birkaç 'artist' getirtilir. Onları gören 3 kadın konuk, salonu terk etmek ister. İşin skandala dönüşeceği anlaşılınca 'misafir artistler' hemen balodan uzaklaştırılır.
Sıra dansa gelince Gazi, önce Şefika Falih Rıfkı'yı dansa kaldırır. Fakat yerler sabunla acemice cilalandığı için ilk büyük kaza yaşanır:
Gazi ile damının ayakları kayar ve üst üste yığılırlar.
Yakup Kadri de üstlerine...
Ertesi günkü gazeteler 'Gazi'nin Çiftlik'te verdiği muhteşem balonun kadınlı erkekli çok seçkin ve kalabalık davetlilerce büyük neşe içinde geçtiğini' duyurur.
Eğlence talimatnamesi
Ankara'da eğlenmek zordur.
Bu zorluk belki de, Osmanlı imparatorluğunun Lale Devri'nde eğlenceye düşüp yıkıldığı şeklindeki inançtan ötürüdür.
"Eğlenceye dalarsak biz de batarız" diye düşünür Başkentli...
"Eğlence, Bizans'ın işidir."
Başkent'e düşünmek ve çalışmak yaraşır.
Zaten onca çatık kaşlı binanın arasında eğlenmeyi bir yana, cömert bir kahkaha atmak bile tuhaf kaçar; yadırganır.
Ankaralıyı biraz da "Madem Batılı eğleniyor, biz de onlar gibi eğlenmeliyiz" düşüncesi, gönülsüzce sahneye buyur etmiştir.
Böylece Başkent'ten başlayan 'Cumhuriyet balosu' salgını, tek partinin tamimleriyle yurt sathına yayılmış, bir mecburiyet halini almıştır.
O kadar ki, bayramın nasıl kutlanacağı Ankara'dan gönderilen talimatnamelerle taşraya bildirilmiş, bu 'eğlence talimatı' doğrultusunda düzenlenen balolar taşrada karnını doyuramayan papyonlu eşraf için kaçınılmaz ve sıkıcı bir vazifeye dönüşmüştür.
O zamandan beridir, Ankara eğlenceye karşı temkinlidir.
Oysa İstanbul
Oysa İstanbul, şenlik geleneğini Bizans'tan devralıp sürdürmüş ve Saray'ın şemsiyesi altında da olsa 40 gün 40 gece eğlenebilmiştir.
Zaman zaman bu eğlenceler Yeniçeri ocağını isyan ettirecek kadar ileri gitse de taassubun zinciri kırıldıkça, İstanbul'da geceler uzamış, "Gülelim, eğlenelim, kâm alalım dünyadan" şarkısı rehber kılınmıştır.
Sultan Abdülaziz'le başlayan 'Batılı balo' zorlamalarına rağmen, İstanbul, özünde 'alaturka'dan kopmamıştır.
Ankara ise kuruluşundan beri 'alafranga' kalmaya çalışmıştır.
Laila geliyor
İşte şimdi eşsiz bir meydan okuma gerçekleşiyor.
Böylesine farklı iki tarihin içinden süzülüp gelen iki kent, aynı pistte buluşmaya hazırlanıyor.
İstanbul'un, (hayır, sadece İstanbul'un değil,) yeni bir hayat tarzının simgesi olarak sivrilen Laila, barmenlerini, garsonlarını, aşçılarını, korumalarını, DJ'lerini bir Truva atının içine doldurup kravatlı Başkent'i fethe geliyor.
Hoş, Başkent, zaten son 50 yıldır, balo mecburiyetinden kopmuş, frakını çıkarmış, papyonunu çözmüştü.
Hatta bir ara gazino kültürünün içine düşmüştü.
Bürokrasi, 29 Ekim'lerde, Ankara Palas'ta vals yapmayı sürdürse de, yeni Ankaralı, artık 'tamim' dinlemez olmuş, kendi eğlencesini bulmuştu.
Birkaç yıl önce Kızılay'da fraklı dansçılar, vals yapıp 10. Yıl Marşı söylerken, az ötede Sıhhıye'de varoşlar Mahsun Kırmızıgül dinleyerek "Bizim eğlencemiz budur" diye göğsünü yumruklayıp halay çekmişti.
Kötü anılar
Başkent'te balo ile arabesk arasındaki koca boşluğa şimdi eğlence hayatının tapınağı Laila talip oluyor.
"İstanbul'un Laila'sı, Ankara'nın yaylası" tekerlemesine meydan okuyor.
Daha önce bunu deneyenler olmadı mı?
Oldu elbet!
Ama akıbetleri pek parlak olmadı.
Mesela Gaziosmanpaşa'da yaz akşamları canlı müzik yapan bir bar, komşu olduğu güçlü bir paşanın "Uyuyamıyorum" şikayeti üzerine, müziği kesmek zorunda kaldı.
Aynı semtte birkaç yıl önce açılan bir başka İstanbul markası ise, daha ilk haftalarda aşiret kökenli milletvekili çocuklarının birbirine silah çekmesi sonucu müşteri kaçırdı.
Laila, bu kötü anılarla dolu Ankara'ya geliyor.
Üstelik Turgut Özal gibi, geceyarısı eşinin elinden tutup Alpay'ın Karpiç barına eğlenmeye gelecek ve çıkarken müzisyenleri tebrik edecek bir Cumhurbaşkanı da yok Çankaya'da...
Dahası, Hükümet koltukları da bırakın barda eğlenmeyi, ağzına içki sürmeyen kadrolarla dolu...
Ankara'nın gedikli barcıları, sabaha karşı cebinde silahla kapıya dayanıp, alınmayınca "Sen benim kim olduğumu biliyor musun" dayılanmasıyla silaha ya da telefona sarılan bürokrat, mebus, polis hikayelerini çok iyi biliyorlar.
O yüzden dışardan gelenlere bıyık altından gülüyorlar.
Böyle bir ortamda, yanında starlarıyla mayınlı tarlaya çıkarma yapıyor İstanbul'un Laila'sı...
Markanın yaratıcısı Şefik Öztek'in dediği gibi, bu bir meydan okuma...
Kendi deyimiyle "Ya kaleyi ele geçirecek, ya da çekip gidecek."
"Eğlenmeyi öğrendik"
Şefik Öztek, eğlence sektörüne gireli 7 yıl olmuş. İşe Turkuaz restoranla başlamış. Sonra Pasha içinde bir yer kiralamış. İşler iyi gidince Pasha'nın tamamını kiralamış. 5 yıl önce de Laila'yı açmış. Öztek'le, Ankara Laila'nın açılışı dolayısıyla iki kentte eğlenceyi konuştuk.
Yatırım yapmadan Ankara'da eğlence hayatını gözlediniz mi?
Ankara zor şehir. Akşam dışarıda yeme kültürü yok fazla... Ya da mesela 'Perşembeleri dışarı çıkılmaz' gibi bir alışkanlık var. Barları gezdim. Fazla eğlenecek yer yok. Mekânlar birbirinden kopuk... Bir kulübe gidiyorsun restoranı yok ya da yemeği kötü. Mesleğe para harcamıyorlar. Canlı müzikle insanı tutmaya çalışıyorlar.
Laila'nın farkı ne?
Biz iyi bir akşam üstü barıyız, iyi bir restoranlar zinciriyiz, iyi bir gece kulübüyüz, hepsinin ötesinde iyi bir sosyal kulübüz. Buraya yalnız geldiğinizde bir arkadaşınızı bulacağınızdan emin olabilirsiniz. Bunu sağlamak zordu ama biz başardık. Ve bir marka yarattık. Bu da hoşuma gidiyor.
Ankara, İstanbul'a göre daha resmi... Bu, kırılabilir mi?
Ben arkadaşlara diyorum ki: 'Ya buradaki gece hayatının kaderini değiştireceğiz, ya da çekip gideceğiz'. Bunun ortası olmayacak.
Hedef kitleniz?
Buradaki barlar gibi sadece Bilkent'i değil 20 yaş ve üstünü hedefledim. Mesela yabancı diplomatlara bir yemek verdim. Bayıldılar.
Ankara'nın bir zorluğu da siyasetçiler, bürokratlar.... Onlar kapıyı zorlayacak. Silahını vermeyecek. Kartvizitini öne sürecek. Ne yapacaksınız?
Kibarlıkla üstesinden geleceğiz. 'Ben buyum, şuyum' dedirtmemeye çalışacağım insanlara. Kapıya onları tanımayan, pırıl pırıl tertemiz kızlı erkekli gençler koyacağım. Güvenlik, kapıya gelen müşteriyle tokalaşıp öpüşmez. Öyle olursa silahını da alamaz. İçeriye asla silah sokulmayacak. Ankara'da en büyük korkum bu...
Ankara'dan sonra?
Burada başarırsam Antalya'ya geçeceğim. Bugüne kadar bu mesleğe çok para harcadım. Laila'nın kirası 1 milyon dolar. Minimum 200-250 milyon da masraf ediyorsun; KDV'si ile 1,5 milyon dolar. Artık para kazanacağım.
Laila bir yaşam tarzının simgesine dönüştü. Bu sizi rahatsız mı ediyor, yoksa bundan gururlanıyor musunuz?
Çok yararını da gördüm, zararını da... 3 kere kokain testi bahanesiyle gözaltına alındım. Hepsi temiz çıktı. Ama bugün bu röportajı yapabilmemi de Laila'ya borçluyum. Laila, Türkiye'nin vitrini... Mesela Galatasaraylılar Mondragon'u havaalanından alıp Laila'ya getirmişler. Daha otele gitmeden menajerini arayıp 'Ben burada kalıyorum' demiş. Bu bir katkıdır. 400 insan çalıştırıyorum, vergi veriyorum, alışveriş hacmim minimum 4 trilyon...
Türkiye'de eğlence sektörünün durumu nasıl?
Çok kötü. Para kazanmak bir yana borcunuz yoksa kârlısınız.
Öyleyse niye bu kadar çok ilgi görüyor eğlence sektörü?
Buna hobi olarak bakanlar var. Adam iki sponsor buluyor, sevgilisine bar açıyor ve batıyor. Batarken de hem müşterimi hem sponsoru çalıyor.
Bir çift, ne kadar harcar Laila'da..?
Adam başı 20 milyona girip sabaha kadar eğlenebilir, 60 milyona da yemek yiyebilirler. Fiyat, şaraba göre değişir.
Bir işletmeci olarak "Türk halkı eğlenmeyi biliyor" diyebilir misiniz?
Bir ara masa, ceket yakma, köpük banyosu gibi görgüsüzlükler oluyordu. Ama bunlar geçti. Eğlenmeyi öğrendik. Şimdi bence İstanbul, eğlence standardında Avrupa'yı yakaladı.
POPULER KÜLTÜR

İstanbul'un Laila'sı, Ankara'nın yaylasında...
Fenerbahçe mutluluğu
Cem azaldıkça 'dem' çoğaldı
Pediatri pedi uçurdu
Benim guru, senin guruyu döver!
'Hars ve Medeniyet'
Popun Yarım Asrı 1973
Töre 'biz'i bağlar
Uzanlar'ın serüveni dizi olsa...
Geçen hafta seçilenler
Alkışlar sona erdi
Son Samuray ilk 'Sibermen'e karşı...
|
|
|