|


Gençler çözümden başka şey istemiyor
Hasan Cemal Kuzey Kıbrıs'ta nabız tutuyor - 4 / LEFKOŞA / Yakın Doğu Üniversitesi
Fotoğraflar: Yurttaş Tümer
Çimlerin üstünde öğrencilerle sohbet ediyorum. Yirmi yaşında, halkla ilişkiler okuyor. Annesi Güney'den, Limasollu göçmen. Babası İzmit'ten, Kandıralı. 1974'te çıkarmaya er olarak katılmış, gazi olmuş. Sonra evlenip Kuzey Kıbrıs'a yerleşmiş...
Anlatıyor:
"Geçen yıl 23 Nisan'da açıldı kapılar. Aynı gün arkadaşlarla Rum tarafına geçtik. Çok heyecanlıydık. Telin öbür tarafına ilk defa geçiyorduk. Nasıl bir tepki alacağımızı merak ediyorduk. Bize anlatılanlar gibi değildi. Olumsuz bir muameleyle karşılaşmadık. Çarşılarını, caddelerini gezdik. Çok üzüldüm. Biz de aynı adanın üstündeydik ama onlar kadar gelişememiştik."
Bir kız öğrencinin söyledikleri:
"Bu çağda artık düşmanlıkla yaşanmaz. Bu çağda artık geçmiş yaşatılamaz. Olan olmuş geçmişte. Bırakalım, geçmiş geçmişte kalsın."
Köyden şehre gelmiş gibi
Bir başka öğrenci alıyor sözü:
"Annem Limasol göçmeni, babam Karslı, astsubay emeklisi. Savaş sonrası Girne'de tanışıyorlar. Ben 1979'da İstanbul'da doğdum. Kapı açılınca annemle geçtik telin öbür tarafına. Korktum ters tepki olur mu diye... Otobüse binip Limasol'a gittik. Annemlerin evi duruyordu. Dedemin çalıştırdığı meyhane yıkılmıştı. Dayımın balıkçılık yaptığı yer... Ne mi hissettim? Köyden şehre gelmiş gibi bir duyguydu..."
Bir kız öğrenci:
"Evet öyle. O taraf, Güney bize göre her yönden çok daha fazla gelişmiş..."
Konuştuğum öğrenciler arasında kapı açıldıktan sonra Rum tarafına geçmeyen yoktu. Ve hep aynı değerlendirme ağızlarda:
"Orası daha zengin... Yazık, orası çok daha fazla kalkınmış... Avrupa'ya gitmiş gibi oldum. Bir başka dünya!"
Yalnız gençleri dinlemek bile çözüm konusunun nasıl gelip kapıya dayandığını, bu saatten sonra armudun sapı, üzümün çöpü diyerek Annan planı zemininde çözüme karşı çıkmanın nasıl nafile bir çaba olduğunu, birçok kulp takarak çözümsüzlüğü savunmanın ancak Makarios'un ruhunu memnun edeceğini artık görmek isteyene apaçık gösteriyor.
Öğrencilere tek tek soruyorum, "Niye bu kadar çözüm istiyorsunuz?" diye. Yanıtların sıralamasına gelince:
Gençlerbirliği ceza yedi
(1) "Geleceğimle ilgili belirsizlik ortadan kalkacak." (2) Avrupa Birliği vatandaşlığı... "İşim olacak!" (3) Ambargolar kalkacak. "Bak Hasan abi, dünyanın en iyi futbolcusu olsam, bugün değil Avrupa'da Türkiye'de bile Kıbrıslı Türk kimliğimle futbol oynayamam. Bizi kimse tanımıyor çünkü. Gençlerbirliği, geldi burada bir dostluk maçı yaptı diye UEFA'dan ceza yedi. Böyle yaşanır mı?" (4) "Hayat standardımız yükselecek." (5) "Vizeydi falan kalkacak, seyahat etmek sorun olmaktan çıkacak." (6) "Çözüm olunca, Türkiye'nin de Avrupa yolu açılacak."
Denktaş'a tepki büyük.
Bir de CHP'ye...
Bir öğrenci şöyle diyor:
"AKP daha iyi kavradı Kıbrıs sorununu. Tayyip Erdoğan baskı yapmasa, yine oturmazdı Denktaş masaya... Bundan sonra çıkış yok. Mal mülk konusunda bir şeyler yapılırsa ve Ankara'dan hükümetten de olumlu mesaj gelirse, referandumdan evet çıkar. Biz bu işe bitti gözüyle bakıyoruz. Mutluyuz."
Bir öğrenci şunu ekliyor:
"Şunu da yazın bir kenara: Denktaş hayır kampanyası açsa bile, ona yaşa var ol diyenlerin önemli bir bölümü kulübede kendi başına kalınca, mührü 'evet'e basar. Avrupa vatandaşlığı var ucunda çünkü..."
Acaba böyle mi olur?
Bu konuyu Yakın Doğu Üniversitesi öğretim üyesi Muharrem Faiz'le konuşuyorum. Kendisi aynı zamanda kısa adı KADEM olan toplumsal araştırmalar derneğinin başkanı.
Daha önemlisi:
Muharrem Faiz, aralık ayındaki son seçim dahil 1980'li yıllardan beri Kuzey Kıbrıs'taki bütün seçim tahminleri doğru çıkmış olan bir araştırmacı. Bu nedenle artık Ankara'dan, devlet katından bile kritik referandum öncesi siparişler aldığı anlaşılıyor.
Referandumdan ne çıkar?
Son araştırmasını üç buçuk ay önce, geçen yıl aralık ayında yapmış. Annan Planı zemininde çözüme evet diyenlerin oranı yüzde 54.5, hayır diyenlerin oranı yüzde 39 çıkmış. Çözümü savunan yüzde 54.5'un içinde Türkiyeli göçmenlerin oranı yüzde 43 civarındaymış... Evet oranı, hangi koşullarda nasıl yükselebilir? Bu soruya Muharrem Faiz'in yanıtı şöyle özetlenebilir:
"Yüzde 40, Annan Planı zemininde çözüme gözünü kırpmadan evet demeye hazır. Yüzde 20'nin genel eğilimi de öyle. Ancak bu yüzde 20 gri alanda sayılır. Tereddütleri var. Dikkat edilmezse, buradan 'hayır'a kaymalar olabilir."
Türkiyeli göçmenler
Bu gri alandaki yüzde 20'nin içinde, anlaşılan o ki, Türkiyeli göçmenler ağır basıyor. Türkiye'den 1970'li yıllarda göç yoluyla gelmiş olanlara - 70 bin civarında hesaplanıyor genellikle - Güney'e göç eden Rumların evleri, tarlaları, dükkanları vs. verildi.
Bu nedenle, şimdi TC kökenliler Annan planıyla birlikte Avrupa vatandaşı olurken, yani ceplerine AB pasaportu koyarken, ister istemez evlerinden barklarından da olacaklar. O yüzden bu kesim, mal mülk konusunda sağlam söz bekliyor.
Bu konuda kendilerini güvencede hissettikleri ölçüde 'evet'e kayacakları görülüyor. Bu güvenceyle birlikte, eğer Ankara'dan AKP hükümetinden de olumlu mesajlar gelirse, evet oyunun yükselişe geçmesi sürpriz olmayacak Muharrem Faiz'e göre...
KADEM yöneticisi Faiz'in verdiği bilgi şöyle: "Kuzey Kıbrıs'ta nüfus 192 - 193 bin. En çok 75 bin Türkiyeli göçmen var bunun içinde. Annan planına göre 45 bin Türkiyeli doğrudan yeni devletin vatandaşı oluyor. 8 - 10 bin arasında Kıbrıslı Türkle evlilik yapmış olanlar da vatandaş oluyor. 20 bin civarında Türkiyeliye de oturma ve çalışma izni tanınıyor. Böylece, plana göre aile başına 10 bin euro alıp Türkiye'ye dönecek olanların sayısı çok çok sınırlı. Ve herkes bilincinde Avrupa vatandaşlığının ne anlama geldiğinin... Sayın Denktaş da bunu biliyor."
Muharrem Faiz ilginç bir araştırmadan söz etti. Annan Planı yayımlandıktan beş ay sonra, 2003 yılı nisan ayında KKTC Meclisi'nde bir yoklama yapmışlar. Meclis'i oluşturan 50 milletvekiline Annan Planı hakkında ne düşündüklerini sorup, yanıtları kapalı zarfla ve isimsiz olarak toplamışlar. O tarihte yüzde 80'i UBP ve DP'li, yani Denktaş çizgisinde olan milletvekillerinin yüzde 64'ünden Annan planına evet çıkmış...
'Hayırcılar' da 'evet' diyecek
İlginç değil mi?
Şu sorulabilir:
Annan planına bugün açıktan küfredenlerin, "Yaşa var ol Denktaş!" diye bağıranların bir bölümü de, 20 Nisan'da oy kulübesine girdiklerinde, kendi vicdanlarıyla baş başa kaldıklarında, hem kendilerinin ya da daha çok çoluk çocuklarının geleceğini düşündüklerinde, ucunda Avrupa vatandaşlığı olan evet oyuna mührü basabilirler mi?
Kuzey Kıbrıs'ta 1980'den beri seçim sonuçlarını tutturmuş olan Muharrem Faiz'e bu ihtimali sorunca, bana demin yazdığım KKTC Meclisi'ndeki kapalı oylamayı anlattı.
Kıbrıs, Türkiye'nin geleceği açısından da son derece yaşamsal olan ve tarihinin en kritik referandumuna gidiyor.
Kuzey Kıbrıs'tan beşinci yazı yarın.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|