|
|


Sohbet Odasının konuğu, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç
Müslüman ve zor lokma olmamızdan korkuyorlar
Koç, "AB'ye girecek 10 ülkeden mevzuat ve rekabette çok daha ilerdeyiz. Ama Müslüman ülke kimliği ve büyüklüğü nedeniyle korkuyorlar" diyor
SOHBET ODASI / Derya SAZAK
Türkiye ekonomisinde 2004'ün ilk çeyreğinde gözlenen iyimserlik 28 Mart seçimleri ardından yeni bazı önlemlerle sürdürülebilir olacak mı? TL'nin aşırı değerlenmesine dayalı kur baskısı, iç ve dış borçların çevrilebilirliği, işsizlik gibi kronik sorunların yanı sıra Kıbrıs ve AB eşiklerinin de aşılması gerekiyor. Yakın geleceği nasıl görüyorsunuz?
2004, Türkiye için politik ve ekonomik açıdan çok önemli bir sene. Önümüzde iki önemli kilometre taşı var: Kıbrıs'ta çözüm olacak mı? AB'den gün alacak mıyız? AB'den eğer müzakere tarihi alırsak, Avrupa Birliği'ne 10 sene sonra da girsek Türkiye'nin önü açılır. Meclis'ten geçen yapısal reformların uygulanmasında gösterilecek kararlılık, AB'nin aralık sonundaki Türkiye kararını etkileyecek. Yabancılar buna çok dikkat ediyor. Örneğin enflasyon muhasebesi kararı alındı, sene sonundan itibaren uygulanacak. Bu yabancı sermayenin önünde çok büyük engeldi. Özelleştirme ne şekilde hayata geçirilecek? Şimdiye kadar maalesef çok fazla yol alınamadı. Yabancı sermayenin Türkiye'ye getirilmesi için gerekli olan güven ortamıdır. Hukuki düzenlemelerin yapılması gerekiyor.
Geçen hafta Romanya'ya gittik. Romenler 1 Nisan'dan itibaren bize vize uygulayacaklar. Düşünün ne kadar ağır bir karar. Türkiye'de iyi kötü 20 senedir serbest piyasa ekonomisi uygulanıyor. Bence, 1 Mayıs'ta AB'ye girecek 10 ülkeden Türkiye mevzuat ve rekabet açısından çok daha ilerde ama Müslüman ülke kimliği, büyüklüğü ve zor lokma olması nedeniyle tabii çok korkuyorlar.
Türkiye'siz Avrupa olmaz
Buna rağmen 2004 sonunda takvim randevusu verdiler.
Bizden de vazgeçemiyorlar. İnşallah tarih alacağız. Hıristiyan Demokratlar biraz da politik yaklaşıyorlar, hayır diyorlarsa da ben mutlaka tarih alacağımız kanısındayım. Çünkü Türkiye'siz Avrupa olmaz. Bugün baktığınız zaman Batı'yla Doğu'nun arasında köprü ülkeyiz, serbest piyasa ekonomisiyle demokrasinin özdeşleştiği bir İslam demokrasisinin başka da bir örneği yok. Ortadoğu ve Arap dünyasına da bir model. Kaldı ki Türkiye AB için çok büyük bir pazar. Benim aralık zirvesinden çok fazla bir endişem yok.
Kıbrıs'ta çözüm de Annan planı çerçevesinde rayına oturdu. Milli Güvenlik Kurulu'nda alınmış olan kararlardan sonra artık geri dönülmez bir noktadayız. Sayın Denktaş çok çetin bir müzakereci.
Kimi zaman sergilenen hamasi yaklaşımlar ve statükocu tutumun Kıbrıs'ta çözümün önüne geçeceğini zannetmiyorum.
Referandum öncesi bir ulusal duyarlılık yaratmaya çalışıyor.
Oyunun kuralıdır, ben çok da yadırgamıyorum, ancak Kıbrıs'ta her toplantıdan sonra edilen sözler spekülasyona yol açıyor. Bence müzakere süreci rayına girdi. Kıbrıs bir şekilde hallolacak. 1 Mayıs'tan sonra Rum kesiminin elindeki kartlar biraz daha kuvvetlenecek. Güney Kıbrıs 1 Mayıs'ta AB üyesi olmadan çözümü zorlamalıyız.
Pasok'un gitmesi biraz menfi
Yunanistan'daki iktidar değişikliği süreci nasıl etkiler? Karamanlis ve Yeni Demokrasi Partisi hükümeti, Simitis - Papandreu yönetimi kadar ılımlı tutum sergiler mi?
Tabii biraz menfi oldu. Çünkü Pasok'un politik stratejisi Türkiye ile iyi ilişkiler üzerine kurulmuştu. Sosyal demokratlar Avrupa'nın her yanında olduğu gibi bize daha yakındır. Karamanlis hükümetinde eskisi gibi olmayacak. Fakat ana politikadan çok da sapılacağı görüşünde değilim. Yunanistan çok gelişti ama 10 milyon nüfusluk bir ülke. Diğer tarafta Türkiye çok büyük bir pazar. Son dönemde politikalarında çok ciddi değişiklikler yaptılar. Türkiye'yi kazanmak istiyorlar. Karamanlis hükümetinde de ılımlı politikalar ve dostluklar sürer.
AB'nin aralıkta Türkiye için vereceği karara dönersek. Hep takvim almaktan söz ediliyor ama artık 2005'te müzakerelere geçilmesi gerekmiyor mu?
Görüşmeler 2005'te başlamalı. Müzakere tarihi ile birlikte tam üyelikle ilgili yol haritasının da çizilmiş olması gerekir diye düşünüyorum.
28 Mart seçimlerini nasıl görüyorsunuz? Yerel seçimler Türk siyasetini nasıl etkileyecek?
Seçimlerde partilerin oy oranı ve alınacak olan belediye sayısı çok önemli. İngilizlerin bir lafı vardır: Landslide... AKP silip süpürecek gibi gözüküyor. Eğer böyle bir şey olursa tek partililiği demokratik açıdan sakıncalı görüyorum. Kendileri de bunun farkındalar. Muhalefet maalesef güçlenemiyor.
AKP merkezdeki ağırlığını artırır ve giderek tek parti diktasına dönüşürse merkez sağ ve solda yeni oluşumlar ve demokratik seçenek arayışları kaçınılmaz olur.
Yeni yapılanmalar olması gerekir diye düşünüyorum. Kuvvetli bir iktidar olması istikrar açısından iyi ama onun karşısında güçlü bir muhalefete de ihtiyaç var.
Yasama faaliyetleri açısından bir avantaj...
Ekonomik göstergeler açısından da bir avantaj. Karar alma açısından da zorlanmıyorlar. Ancak siyasi gücün böyle tek kutuplu olması bence doğru değil. Nasıl ki dünyada bugün Amerika tek başına 'ben istediğimi yaparım arkadaş kimseye de ihtiyacım yok' diyebiliyor ki; bu dengesizlik yaratıyor, öyle olmasından çekiniyorum.
Türkiye ideal ülke
28 Mart sonrasında ekonomide yeni önlemler gündeme gelebilir mi? Yatırım yok. Dış ticaret açığı büyüyor, TL'nin aşırı değerlenmesinin 2000 aralık sonundakine benzer kriz yaratması olası mı? Döviz kuruna nasıl bakıyorsunuz?
Amerikan ekonomisinde çok büyüme oldu. Fakat işsizlik azalmadı, Türkiye'de de öyle oldu. Ben makro ekonomik açıdan bir problem görmüyorum. Ancak en büyük sorun istihdam. İnsanlara iş bulmamız lazım. Hükümetin az da olsa maaşlardaki zam düzeltmesi talep artışını da etkiledi. Zaten 2002'den kalan ciddi bir talep artışı vardı, sokağa tam olarak yansımadıysa da bugün tüketiciye en yakın grup olarak beyaz eşyadaki patlamayı görüyoruz. Paranın maliyeti düştü, tüketici kredileri ucuzladı. Rant ekonomisi yavaş yavaş tarihe karışıyor.
Yatırım iklimi ne zaman doğacak? Hükümet bu misyonu özel sektörden bekliyor.
Bugün paranın maliyeti çok düştüğü için yatırım yapmak isteyen bir sürü şirket var dışarıda, eğer doğru dürüst bir ortam bulsalar Türkiye bunun için gayet ideal bir ülke. Finansman hareketten söz etmiyorum. Önemli olan Ford'un, Fiat'ın yaptığı gibi Türkiye'de sanayi yatırımına yönelmek.
IMF 'allahaısmarladık' demez
Koç: "Kuvvetli bir iktidar, ekonomik göstergeler açısından bir avantaj. Karar almada zorlanmıyorlar. Ancak siyasi gücün böyle tek kutuplu olması bence doğru değil. Dünyada Amerika'nın tek başına 'ben istediğimi yaparım arkadaş, kimseye de ihtiyacım yok' diyebilmesi nasıl bir dengesizlik yaratıyorsa, öyle olmasından çekiniyorum."
IMF ile ilişkiler 2004'te sona erecek mi, programın geleceği açısından ne düşünüyorsunuz?
Bence ekonomik program 2005'te de devam edecek. IMF'nin 'hadi arkadaşlar allahaısmarladık' diye çekip gideceğini zannetmiyorum. Hükümet de istikrar açısından programı sürdürmek durumunda. Benim aldığım izlenimler müspet.
Türkiye'nin 2005 - 2006'da dış borçlarla ilgili yüklü geri ödemeleri var.
İster istemez, mikroskobun altında olacağız. IMF'nin gözlemci rolü devam edecek.
Türkiye hep borçlanarak kaynak yaratma peşinde. Özelleştirme enstrümanı yeterince kullanılıyor mu? TÜPRAŞ, Telekom gibi gelir getirici alanlarda ihaleler açılıyor, iptal ediliyor. Yapılamayan nedir?
Birincisi, tek kriter olarak fiyat alınıyor. Haklı veya haksız, sonradan hesap sorma girişiminden korkulduğu için, 'siz bunu nasıl x veya y gruba peşkeş çektiniz' gibi tartışmalar yüzünden büyük özelleştirmeler yapılamıyor.
Kimi özelleştirmeler de satıştan sonra batıyor...
Devletin sırtına yük olarak geri dönüyor. Bir kısmı da zamanında özelleştirilemediği için değerini kaybediyor. Türk Telekom'un değeri 1993 senesinde 18 - 20 milyar dolar arası denmişti. Son Amerika'ya gidişimizde yatırım bankacılarıyla görüştüm, 3.5 ile 5 milyar dolardan fazla etmez diyorlar. Yatırımcılar Telekom'un satışının gerçekleşeceğine inançlarını yitirmiş durumdalar, bir şekilde bürokrasiye takılır, diye düşünüyorlar.
Bir de blok satış tartışması var. Koç Grubu da yüzde 51'ine talip... İhale ne zaman?
Geçen sene açacaklardı olmadı, mart ayına girdik ve bu yılın da kaybedilme riski var. Hükümetin iyi niyetinden en ufak bir şüphem yok ama bürokratik engeller oluyor. Gecikebilir.
Finans sektöründe sorunlar geride kaldı mı, bankacılık alanındaki çöküşün bedeli ağır oldu, hortumlanan rakam 75 milyar dolar. Bu soygunun hesabının sorulacağına inanıyor musunuz? Sonuçta vergi yükümlüsü halk bedel ödüyor. Batan son bankanın maliyeti 8 milyar dolar...
Çok ağır bir yük, Türkiye'nin üzerinde kara delik gibi duruyor. Toplumun duyarlılığı ortada. Mevduat garantisi önerip de 70 tane bankayı böyle dağıtırsanız, adam aldığı mevduatı cebindeki kâr gibi görürse, olacağı budur. Bir ara insanların yaşam tarzını görmüştünüz, bundan 7 - 8 sene önce nasıldık? Usulsüz krediler şunlar bunlar, niye bu kadar seyirci kalındı, onu mutlak sormak lazım. Batan bankaların devlete maliyetini zamana yayarak kapatmak lazım. Bunun çoğunluğu maalesef yine vergi mükellefinin sırtına kalacak.
Toplumca gereken dersi çıkardık mı? Hükümetler yeni haksızlıklar, siyasi nüfuza ve ranta dayalı zenginlikler yaratmaktan vazgeçecek mi?
O dönem bitti artık, Türkiye geriye dönemez. Vazgeçtim bu anlaşmalardan tekrar popülist ekonomiye döneyim, para basayım diyemez.
'Dünya topluluğu oluyoruz'
Koç Grubu da bu arada dışarıda yatırım yapıyor. Romanya örneğin...
Romanya'da Artek, oranın Arçelik'i gibi Avrupa'nın potansiyeli büyük fabrikalarından biri, çok uygun fiyatlara satın aldık. İyileştirmeler yaptık. Önümüzdeki sene 750 bine çıkacak kapasitesi. Hem ihracata çok büyük destek sağlıyor, hem de KOBİ'ler için 5 milyon dolarlık satış imkânı getiriyor. Motorların yüzde 75'i Arçelik buzdolabı motorlarının, dolayısıyla buradan yine ülke kazanmış oluyor.
Çin'e gidip geldiniz, 2005'ten itibaren tekstildeki korku şimdiden dünyayı sardı. Çin 21'inci yüzyılın uyanan devi. Türkiye açısından Çin'le ekonomik ilişkilerde nasıl bir gelecek görüyorsunuz?
Çin'de bir radyatör fabrikası açtık. Oradaki ilk yatırımlarımızdan biri, maliyetlere baktığınızda herhangi bir Batı ülkesiyle ve Türkiye ile karşılaştırmak mümkün değil. Sosyal hak, sendika falan yok. Fevkalade verimli çalışıyorlar. Korkunç bir işgücü var. Çin zannedildiği kadar kolay bir pazar değil. Dünya devleri girip, 5 - 10 yıl sonraya dönük yatırımlar yapıyorlar. Bu tür firmalarla rekabet etmek çok zor. Çünkü bizim şirketlerimizden birinin orada 10 sene zarar etmesi söz konusu olamaz. Şanghay, Beijing ( Pekin) gibi değil. Daha küçük yerlere ve şirketlere yönelmek gerekir.
Emin adımlarla ilerliyoruz
Türkiye'nin bulunduğu coğrafya, Çin açısından ne ölçüde çekici? AB süreci ticari ilişkilerin geliştirilmesinde etken olabilir mi?
Çin, Türkiye'yi AB'ye girişte bir atlama tahtası olarak kullanabilir diye düşünebilirim. Çok akıllı gidiyorlar.
Görevi Rahmi Bey'den devraldınız, bir yıl nasıl geçti? 43 yaşında Vehbi Koç imparatorluğunu yönetmek nasıl bir duygu?
Görevi çok zor zamanda devraldım. Sorumluluğu büyük. Üçüncü kuşak olarak Vehbi Bey'in koymuş olduğu değerler çerçevesinde bir dünya topluluğu haline gelme yönünde emin adımlarla ilerliyoruz. Başta Bülent Özaydınlı olmak üzere bütün arkadaşlar çok iyi, güçlü profesyonellerle çalışıyoruz. Türkiye'deki müesseseleşme bakımdan şanslı sayılabiliriz. Ben birinci senenin çok önemli olduğuna inanıyordum, 2003 çok şükür iyi gitti, artık bundan sonra inşallah daha iyi gider.
50 kavak ağacı için Yüce Divan!
Koç Grubu'na dönersek 2003 yılında 20 milyar dolara yakın ciro yapmışsınız. Vergi öncesi net kâr yüzde 82 artışla 1.1 milyar dolar olmuş. Yatırımlar ise kârın yarısı kadar, 493 milyon dolar. 5 bininin üzerinde kişiye yeni iş olanağı yaratılmış. Yine de Koç Grubu'nun büyüklüğü karşısında istihdama dönük rakamlar küçük kalmıyor mu? 'Bu ülkede Koç yatırım yapmıyorsa kim yapacak?' diye eleştiriler okudum.
2001'deki tarihin en büyük ekonomik krizinden sonra herkes gibi biz de yatırımlarımızı kıstık. Ekonomik olmayan yatırımı Koç grubunun yapması söz konusu değildir, o şartlarda Ford - Otosan geldi.
Depreme rağmen...
Bütün bürokratik engellere rağmen devam ettik. 50 tane kavak ağacı yüzünden Sayın Mesut Yılmaz az daha Yüce Divan'a gidiyordu. Ford fabrikası bölgede ciddi bir istihdam sağlıyor. Koç Grubu üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor.
Herkes bizim kadar yapsa diyorsunuz.
Ve şeffaf olsa!
2004'te ekonominin gidişine ilişkin önemli tereddütlerden birisini TL'nin aşırı değer kazanması oluşturuyor. İhracatta 50 milyar dolar tavanı aşıldı ama kurdaki düşme olumsuz etkileyecek. Kura müdahale bekliyor musunuz?
Eğer dalgalı kuru seçmişsek, bundan sapmanın doğru olacağı inancında değilim. Merkez Bankası Başkanı Sayın Serdengeçti bu işi fevkalade iyi götürüyor. Türkiye geçen sene ihracatını patlattı. Girdilerde de ona göre avantajlar oluşuyor.
SİYASET

Sohbet Odasının konuğu, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç
Atina'dan sürpriz talep
Çatışmalar yayılıyor, ordu sertleşiyor: Suriye'de ölü sayısı 70'i geçti
BM, yedek referandum planlıyor
Fişleyene ceza geliyor
'Çankaya değil Ezankaya'
Düşmanlar dost oldu
Arınç'tan önerge sansürü
Başbakan, bu kez fırça atmadı
Şu halime bak Namık!
Politika turu
|
|









|