|


Enflasyonun düştüğü ortamın tüketicisi
Önümde Ankara Sanayi Odası'nın "Düşen enflasyon ortamında yaşamak" başlıklı son yayını var. Enflasyondaki düşüşü kalıcı kılabilmek için hangi davranışlardan kaçınmak gerektiğinden tutun da, düşük enflasyon ortamında mali piyasaların, kamu maliyesinin, iş dünyasının ve vatandaşın nasıl davranması gerektiğine kadar, konuya geniş yelpazede ışık tutan bir çalışma.
Ben de 3 gündür köşemde bu konuyu değişik yönleriyle ele almaya çalışıyorum. Bizim sanayicimiz ve tüccarımız 30 yıldır "Fiyatı nasıl olsa artacak, en iyisi ben bir an evvel malımı alayım" psikolojisiyle davranan tüketiciye alışık. Son dönemde bir naz - bin niyazla lütfen alışveriş yapan yeni tip Türk tüketicisine alışması da zaman alıyor tabii. Bu arada neredeyse bedavaya ithal edilen Çin mallarının rekabetiyle boğuşmak da cabası!
Simit fiyatına kravat
Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen geçenlerde TV'de, Çin'den 1 dolara masa örtüsü, 35 sente kravat ithal edildiğinden yakınıyordu. Bir kravat, taa Çin'den Türkiye'ye bir simit fiyatına gelebiliyorsa ve en lüks alışveriş merkezindeki dükkanlardan, mahalle arasındaki tuhafiyeciye kadar her tarafta satılabiliyorsa, satışlar miktar olarak artsa bile cirolar ve kârlar düşüyor, çalıştırdıkları işçilerin sigorta primleri artıyor. Özetle esnafın da dükkanını kapatıp tüketici olarak alışverişe çıktığında, para harcama kapasitesi hızla geriliyor.
İhracatçı az harcıyor
Benzeri bir durum, ihracatçı için de söz konusu. Çoğu ihracatçı, miktar olarak yaptıkları ihracatın arttığını, ancak ihracatları arttıkça zararlarının da büyüdüğünü kaydediyorlar. TL dolar karşısında değerlendiğinden bu yana, yurtdışındaki müşterilerini kaybetmemek için "bunlar da geçer" diye düşünerek zararına da olsa ihracat yapıyorlardı. Ancak durumun geçici olmadığı görülmeye başlandı. Giderek bıçak kemiğe dayanıyor. En tuzu kuru üretici - ihracatçıların bile yılbaşından bu yana şirket içinde acıtıcı tasarruf tedbirleri aldıklarını, yıllardır birlikte çalıştıkları, firmayı birlikte bugünlere getirdikleri deneyimli personelleriyle vedalaştıklarını duyuyoruz. Geride kalan personele ise zam yok. İşlerini korumanın sevinci onlara yetiyor. İhracatımız 50 milyar dolara yaklaştı diye övünürken, (işvereninden kapının önüne konan işçisine kadar) kârsız ihracatın ülke içinde yarattığı talep gerilemesini de hesaba katmak gerekiyor.
2004'ün tüketicisi
3 gündür sergilemeye çalıştığım tablonun ışığında 2004 Mart ayı itibarıyla Türk tüketicisinin profilini belirlemeye çalışırsak:
1) 2001 krizi sonrasında Türkiye'de tüketebilen, alışveriş yapabilen kişi sayısı epey azalmıştı. 2003 ortalarından bu yana hem sayıca, hem de alım gücü olarak daha da azaldılar.
2) Geri kalan tüketiciler de her geçen gün biraz daha bilinçlenip daha az para harcayarak ihtiyaçlarını karşılamanın yolunu buluyorlar. (Büyük bölümü mecburiyetten, kimi çevresinde işsiz kalanları görerek gelecek kaygısıyla, kimi de piyasalardaki rekabetin yarattığı fırsatları değerlendirmek istediğinden)
3) Tüketici artık her üründe, kendi sınıfının en kalitelisini, en uygun fiyata satın almak istiyor.
4) Marka bağımlılığı da, mağaza bağımlılığı da her geçen gün biraz daha azalıyor.
5) Tüketici promosyona çok alıştı. Firmaların, alışveriş kartlarının ve kredi kartlarının kendisine sunduklarından daha fazlasını vereni bulduğunda, bir öncekini anında terk ediyor.
6) Cebinde bol parası olan tüketicide de radikal bir değişim dikkati çekiyor. Eskiden "Alayım belki lazım olur" diyordu. Artık "Lazım olduğu zaman alırım," diyor.
7) Parası olan, eskiden ihtiyaçlarını ayağının alıştığı belli 1 - 2 yerden karşılardı. Şimdiyse neredeyse her ihtiyacı için en ucuzunun bulunduğu yeri arıyor.
8) Cebinde parası olan tüketici de artık "Pahalıysa tüketmesem de olur" diyor. Ancak fiyatı makulse satın alıyor.
-BİTTİ-
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|