22 Mart 2004 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Hikâyecikler

       
    GENÇLİĞİMDE hikâyeler anlatmaya meraklıydım. Keyifli zamanlarımda oturur, etrafımdaki dostlara:
    - Bakın dinleyin, derdim. Mesela bir kıyıdasınız. Karşınızda engin mavi bir deniz. Denizin ortasında süt beyaz muhteşem bir gemi; arkasında kabara kabara taşan köpükler, önünde yarıla yarıla akan köpükler... Gemi gizli bir özlemle gönlünüzü sürükleyerek gider. Büyük diretleri, kat kat güverteleri ve arkaya hafif eğilimle çifte bacasıyla bir mutluluklar aleminin rüyasıdır o gemi.
    Beğenirsiniz o gemiyi. Endamıyla, köpükleriyle, serenleriyle, dalgalanan bayrağıyla beğenirsiniz o gemiyi... O gemide olmak değil, o geminin kendisi olmak geçer insanın yüreğinden. Öylesine büyük, öylesine beyaz, öylesine alımlıdır giden gemi...
    Birdenbire sizi soksam o geminin kazan dairesine... Sıcaklık elli beş derecedir. Canavar gibi yanar ocak... Sıra sıra mazot ve hava regülatörleri... Yarı beline kadar ter içinde çıplak çarkçılar ve demir iskeletler gibi uzayan dar köprüler, merdivenler, dik basamaklar... Mazot bulaşıkları, yağ bulaşıkları ve keskin makine kokusu. Ve zırh giymiş direklere yapışık iri ampuller... Telgraf kadranının ibresi çınlayarak oynar. Bir kocaman insan eli uzanır regülatörlere... Bir levye çekilir, bir vana biraz daha açılır... Ne gök görünür buradan, ne deniz, ne köpükler...
    Bir ömür geçirebilir misiniz burada? Bir derin aşk duyar mısınız, bıkmadan usanmadan burada yaşamak için?
    ***
    Ve desem ki size:
    - İşte o uzaktan beğendiğiniz geminin hayatı buradadır. Burası göksüz, denizsiz ve köpüksüzdür. Canavar gibi yanar ocak. Isı elli beşi geçer. Terler birikir yarısı çıplak vücutlarda...
    Uzaktan beğendiğimiz geminin içindeki cehennemi bilmeyiz. Oysa o cehennem yürütür o gemileri...
    Ve cehennemi olmayan gemiler, ne kadar süslü olsalar da yürüyemezler.
    ***
    Hikâyeler anlatırdım gençliğimde etrafımdaki dostlara.
    - Bakın, dinleyin, derdim. Mesela ıstakozlar üzerinde hiç denemeler yaptınız mı? Ne kadar garip, ne kadar ürkütücüdürler ilk bakışta... Antenleri, kıskaçları ve topluiğne başı gibi kirpiksiz gözleriyle, usul usul yürürler denizin dibinde...
    Küçücük bir ıstakozu ustaca alıp elinize, galsamalarından birinin içine, ufacık bir çelik bilya koyunuz. Sonra bir akvaryumda büyütün ıstakozu. Büyüsün, büyüsün iyice ıstakoz...
    İrileşti, anaçlaştı mı ıstakoz, bir mıknatısla gelin yanına... Tutun mıknatısı camdan ıstakozun üstüne... Istakoz bir tarafa yan dönecektir. Vaktiyle galsamasına koyduğunuz bilyayı, mıknatıs çekince, ıstakoz dengesinin bozulduğunu sanacak ve dengesini düzelttiği kanısıyla çarpılacaktır.
    Ta küçük yaşlardan bir şeyler sokuşturmuşlardır kulaklarımıza. Sonra mıknatıslar tutmuşlardır uzaktan. Ve bizler aman çarpılmayalım derken, çarpılmışızdır. Ve çarpıldıkça düzeldiğimizi, çarpıldıkça düzeldiğimizi sanmışızdır...
    Gerçekten düzelmek ise, ancak kulağımıza sokuşturulan doğal dışı maddeleri, oradan temizlemekle mümkün.
    ***
    Gençliğimde hikâyeler anlatırdım etrafımdaki dostlara.
    - Bakın, dinleyin, derdim... Dinlerler ve anlamazlardı.
    Ve ben anladıkları zaman artık beni dinlemeye ihtiyaçları kalmayacağı için, beni yalnız bırakacaklarını bilirdim... Ve bilirdim ki, her yazar sonuncu hikâyesini sadece kendisine söyler. Ve o hikâye görünmez bir aynaya karşı, daima şu sözlerle başlar:
    - Ben de vaktiyle...
    ————————
    Not: 37 yıl önce yazılmış bir yazı... "Akşam"dan...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
Okumayan okumuşlar

Çetin ALTAN
Hikâyecikler

Fikret BİLA
İsviçre'ye giderken

Yasemin CONGAR
'Ilımlı İslam' tartışması

Can DÜNDAR
Bir Cumhuriyet tanığı öldü

FAİK ÖZTRAK
Küreselleşmenin diğer yüzü

Hasan PULUR
Yelda Hanım, mektubunuz var!

Derya SAZAK
29 Mart üzerine

Ece TEMELKURAN
Muhalefet 'rontu'!

Yaman TÖRÜNER
TMSF'nin son açıklamaları

Osman ULAGAY
Irak'ın bilançosu şahane (!) BOP bahane

Güngör URAS
Aşiretler Van'da yerleşik düzene geçmiş