25 Mart 2004 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


   
Aldatılmış kadının spesiyalitesi

   
Eloisa şovalye kocası tarafından terk edilince kalbi bu acıya dayanamaz ve üzüntüden ölür. Geriye efsanesini ve lezzetli tortellinisini bırakarak...

       
    Luchino Visconti'nin "Il Gattopardo" isimli filmini 50'nci kez izledikten sonra, içimde o ünlü yönetmenin doğduğu kasabayı ziyaret etme hissi uyandı: Grazzano Visconti.
    Yeniden yapılanırken tüm orijinal özelliklerini korumuş bu inanılmaz ortaçağ kasabası, Milano'ya yaklaşık 100 km. uzaklıkta. Aşağı yukarı Piacenza sınırına doğru uzanıyor ve içinde büyük yönetmenin ailesine ait haşmetli bir şato bulunuyor: Visconti di Modrone.
    Mart ayını yarılamış olmamıza rağmen cidden soğuk bir gündü ve Padana Ovası üzerinde göz gözü görmüyor diye anlatılabilecek bir sis vardı. "Eveeet... İşte ortaçağ kasabasını ve şatoyu ziyaret etmek için doğru zamanlama!" dedim içimden. Gerçek bir geçmişe dalış... Kasaba kırmızı çakıl taşlı yolların, büyük kapıların, şovalye ve Meryem Ana freskleriyle süslenmiş ahşap küçük balkonların bulunduğu, sarmaşıkların kuleleri okşar gibi tatlı tatlı sardığı, kocaman saatlerin yukarıdan küçük meydanlara baktığı, minicik bahçeler arasında derebeyi ve şovalyelerin sayısız olağanüstü heykellerinin yer aldığı mükemmel sokaklardan oluşuyor... İşte küçük bir kilise yakınlarındaki bu heykellerden biri dikkatimi çekti. Bu heykel diğerleri kadar zarif değildi ama küçük, tombul, elleri göğsünün üzerine kavuşturulmuş, saray kıyafetleri içinde ilginç bir şekilde biçimsiz gözüküyordu... Zarif bir hanımefendiden ziyade ev kadınını andırıyordu! Tabii ki bulduğum ilk kitapçıya kendimi attım ve bahçenin sisli atmosferinde, asırlardan beri kasabaya gelen meraklılara anlatılan hikayeyi öğrendim. Böylece ben de geçmişe burnumu sokmuş oldum. Onun ismi Eloisa imiş ve Visconti ailesinin beyleri için çalışan şovalyelerden birinin karısıymış. Tatlı, huzurlu, mutfağına düşkün Eloisa, o zamanlarda yaşayan pek çok erkek gibi sürekli sefere giden kocasının eve dönmesini sabırla beklermiş. Ama bir gün kocası dönmemiş. Kahraman olarak savaş sırasında öldüğünü sanmayın... Dönmemiş çünkü -yaramaza bakın- "silik" karısından canı sıkılmış ve kasabanın güzel köylü kadınlarından birine aşık olmuş. Beyini bile terk etmiş. Böylece karısı ve kasabası ovanın sisinde kayboluvermiş. Zavallı Eloisa kıskançlıktan çıldırmış ve küçücük kalbi terk edilmenin acısına dayanamamış. Bir gece kadıncağızı kilisenin yakınlarındaki çukurda ölü bulmuşlar... Rivayete göre, o günden sonra küçük taşlarla kaplı sokaklar arasında gezer, muzırlıklar yapar, eğer gönlünü almak için küçük heykelciğine ufak tefek bir şeyler (Saçlar için küçük tokalar, elbiselere takılabilecek renkli kurdeleler, cam kolyeler... Yani aldatılmış "dişi" hayaletin yarasını tedavi edecek herhangi bir şey) armağan etmemişlerse karşılaştığı tüm kadınların saçlarını çekermiş.
    Tabii ki, hikayeyi okuduktan sonra ilk işim, saçlarımı toplayan tokayı çıkarıp küçük heykeli süsleyen diğer eşyaların arasına eklemek oldu. Eeee ne olacağı belli olmaz! Sonra, zaten acıkmış olduğumuzdan kendimizi bölgenin sevimli restoranı Biscione'de bulduk. O tarihi atmosferde, büyük ahşap masalara oturup yoğun Valpolicella şarabı içerek, Eloisa'nın tortellinisini tatma fırsatını bulduk. Dediklerine göre o şanssız kadının kasabaya bıraktığı lezzetlerden biriymiş.
   
    Eloisa'nın tortellinisi
    Malzemesi (4 kişilik):
    Makarna için 2 yumurta, 200 gr. un, bir tutam tuz. İç için 200 gr. haşlanmış ve süzülmüş ıspanak, 1 diş sarmısak, 50 gr. tuzsuz lor, 50 gr. parmesan peyniri, 100 gr. tereyağı, yettiği kadar tuz ve bir tutam karabiber.
   
    Yapılışı:
    Unu ve iyi çırptığınız yumurtaları karıştırarak hamur açın. İnanın bana, hiç de zor değil. Beceremeyeceğinizi düşünüyorsanız teyzenizden ya da evdeki yardımcınızdan hamur açmak için yardım isteyin.
    Bu arada yarım tereyağını eritin, başka bir kapta beklettiğiniz ince kesilmiş ıspanak, dövülmüş sarmısak ve peynirin üzerine ekleyin. Hepsini yumuşak ve yoğun bir hale gelene kadar karıştırın.
    Hamuru büyük mantılar hazırlarmış gibi kesin ve et koymak yerine hazırladığınız karışımı ekleyin. Bu tortellinileri kaynar suya atın. Haşlanmaları için yaklaşık bir dakika yeterli olacaktır. Hemen süzün ve kalan tereyağını tortellinilerin üzerine ekleyin... Elbette rendelenmiş parmesan peynirsiz olmaz... Aman dikkat, sıcak servis edilmeliler. Leziz mi leziz...
   
    donatellapiatti@hotmail.com
   
   
   
   





 Nevsal Elevli
 Donatella Piatti
 Sarıkız''ın Anıları
 Tuba Akyol
 İlhan Uçkan