|
|


Yanal'a 'terfi'!
Yaptığı işte üstün performans gösteren insanların "hilkat garibesi"nden farkı yoktur bizim için. Sıradışı olan herşeye karşı gösterdiğimiz marazi merakla, önce normal düzeye indirmeye çalışırız "bay yetenek"i...
Olmadı, "ilah" yapar yalnızlığa mahkum ederiz.
Pırıltısı sönmemiş mi; çok iyi yaptığı işi elinden almamız mümkün olmayacağına göre, terfi ettirir kurtuluruz bu problemden.
Üstün performanslı insan, diken gibidir bizim için; diken...
En iyi cerrahı, hastane yönetimine alıp evraklara boğarız. En iyi polisi müdür yapıp, masaya bağlarız. En iyi muhabiri, şef unvanı verip gazetenin mutfağına sokarız.
Bu acaip "terfi" anlayışımızın son kurbanı Ersun Yanal olacak gibi.
Hak etmedi mi ?
Adam giymiş eşofmanlarını, altın damarını kazmanın sesinden anlayan madenci gibi cevherler bulup gün yüzüne çıkarıyor. Onları yontuyor, eritiyor, kalıplara döküp, Dünya vitrinlerine sürülecek ziynet haline getiriyor. Sen onu altından anlıyor diye Merkez Bankası altın rezervi sorumlusu yapmaya kalkıyorsun.
Ersun Yanal Milli Takım teknik direktörü olursa fena mı ? Elbette değil. Hak etmedi mi? Elbette etti. Lakin benim söylemek istediğim, Türk Futbolu'nun gerçek üretim sahası olan kulüp antrenörlüğü mesleğinde Ersun Yanal'ın boşalacak yeri.
Orada kalsa daha yıllarca yeni Gençlerbirliği takımları yaratması işten bile değil. Doğru mu?
Peki, Ersun Yanal'ın Türk Futbolu'nun yarı bürokratik bir teknik organizasyon koltuğuna oturması üstün performanslı bir yeteneğin terfi yolu ile sıradan hale getirilmesi operasyonu oluyor mu olmuyor mu?..
Futbol ve siyaset
Şenol Güneş'in görevine son verilmesi, bir tek Şenol Güneş'i şaşırttı galiba. Ha, bir de Gençlik ve Spor Genel Müdürü sayın Mehmet Atalay var. O da, "çok başarılı" bulduğu teknik adamın görevde kalması için tavır koyanlardandı.
"Ne alakası var" demeyin, TÜBİTAK'tan, Kanarya Sevenler Derneği'ne kadar her birime "dikkatle eğilen" iktidar, futbol gibi yaygın ve örgün bir malzemeyi görmezden gelemezdi.
İşte sayın Ulusoy'la aynı fikirde olmayan bir üst düzey spor adamı çıktı ortaya. Üstelik Başbakan'ın "yakini"!.. Olur ha; Haluk Ulusoy iktidara ters düşer falan; alternatif tamam.
Koalisyon bakanına savaş açmak kolaydı, sayın Ulusoy'u tek parti iktidarındaki performansı ile göreceğiz şimdi.
Kartal'ın asaleti
Beşiktaş'ın ani freni öylesine sarsıcıydı ki, yorumcular bile saçmalamaya başladı... Bir fikre göre; Beşiktaş'ta yaşananların nedeni başkan Serdar Bilgili'nin Amerika'da saç ektirmesiydi.
"Çöküş" olarak adlandırılan sürecin "failleri" isim isim tespit edilemese de yöneticilerin liste başı olduğu besbelli.
İşte bu noktada Beşiktaş'ın yaşadığı kaosu bir yana bırakıp Beşiktaş camiasını kutlamak gerek. Hafta başı eski yönetici Levent Erdoğan'ın "Bize düşen mevcut yönetim, teknik heyet ve takıma katkıda bulunmaktır" demeci pek dikkat çekmedi. O Levent Erdoğan ki, Serdar Bilgili ile fikir ayrılığı nedeniyle istifa etmişti. Şu koşullarda Demirören ve Oktay bile sesini yükseltmedi.
Yani, başka takımlarda başkan adaylarından eski başkanlara kadar muhalefeti demeç sırasına sokan olaylar, Beşiktaş'ta olgunlukla göğüslendi. Bu da berbat günlerde bile pırıltının sönmediğini gösteriyor Beşiktaş'ta.
Neden Gheorghe Hagi?
Şampiyonluğa iki ay kala, tuttuğu takıma zarar verecek "eleştiriler" yapmak yerine geçmiş gazete kupürlerini öyküleştiren meslektaşları çok iyi anlıyorum ama, bu benim tarzım değil. Ben konuya balıklama dalmasını severim. Mesela Hagi ismi Galatasaray gündemine geldiğinde "hangi kariyerle" demiştim... Hagi geldi, fikrimi değiştirmedim.
Neyse benim fikrim çok önemli değil, önemli olan Galatasaray yöneticilerinin Fatih Terim'den sonra takımı Hagi'ye teslim etmelerindeki anlam ve stratejiyi çözebilmek.
Evet... Neden Hagi?..
Bunun açıklamasını Sayın Özhan Canaydın'ı ağırladığımız o ünlü kahvaltıda buldum galiba. Başkan, Fatih Hoca konusunda sohbet ederken "Şayet bu dönem yaşanmamış olsaydı, Terim, Damokles'in kılıcı gibi durmayacak mıydı ?" dedi. Yanlış anlaşılmasın, "o yüzden denedik" anlamında değil, "genel eğilim de Fatih Hoca'dan yanaydı" manasında söyledi.
Bugün ? Aynı atmosfer Hagi için yaratıldı. Zaten şunun şurasında iki aylık mesele. Takım dipte. Kimsenin soracak sorusu kalmasın diye, "Bir de Hagi'yi alalım" mı dediler acaba?..
Ben "Hangi kariyerle ?" diye sorabilirim. Lakin sayın Canaydın'ın pabuçlarını giyersem Hagi'ye uçak biletini gönderirim. Maya tutarsa en büyük Hagi... Olmadı, iyi yolculuklar... Karpatlar'a kadar yolun var.
Ne kolay değil mi? Başkan Canaydın artık tecrübeli. Öyle bir taş oynadı ki, bir taş oynama hakkı daha var.
Olağanüstü hal
Gelelim sayın Ergun Gürsoy'a!.. Tarzı, Başkan Canaydın'ınkine ancak bir fotoğrafın negatifi kadar benzeyen Sayın Gürsoy'un Galatasaray'daki futbol patronluğuna kim olumsuz puan verebilir şu anda?.. Geçtiğimiz iki yıllık dönemde Galatasaray'da ne eksikse onu temsil ediyor sayın Gürsoy. Atak, hırçın, hızlı ve kestirmeci. Sadece bu nedenlerle bir gün mutlaka çatışacaklar başkanla, ama şu anda ideal ekip oldular. Zaten sayın Gürsoy olmasa Hagi de bu kadar kolaylıkla monte edilemezdi takıma ya, o da başka mesele.
Kısaca söylemek gerekirse, şu anda Galatasaray'ın kurgusu, olağanüstü hal koşullarının bir sonucu ve ne olursa olsun geçici. Gelecek günler bugünü aratırsa kule kendiliğinden yıkılır, durum normale dönerse olağanüstü hal için montajlanan kuleyi mimarları söküp bir kenara kaldırır.
Canaydın'ın itirafı
Galatasaray'a başkan olacak adammışım ben!!! Baksanıza Galatasaray'ın en ağır sorununu aynen sayın Özhan Canaydın gibi analiz ediyormuşum:
"Aslında Olimpiyat Stadı Allah'ın bir nimetidir. Ali Sami Yen'in yeniden inşaa edilmesi hayal olduğu için, tapusu alınana kadar her an dönecekmiş izlenimi vermek gerekir. Tapu alındıktan sonrası kolaydır ve artık Olimpiyat Stadı'ndan şikayet kesilir, Ali Sami Yen kat karşılığı müteahhide verilir ve Galatasaray'ın ödenmesi mümkün olmayan borçlarından kurtulunur".
Tıpa tıp aynı sayın Canaydın ile düşüncelerimiz.
Ufak bir farkla; ben eleştiriyorum, o uyguluyor. Bana göre stadına para harcayan diğer takımlara haksızlık oluyor, ona göre Galatasaray böyle kurtuluyor.
Tribün ve patates
Aklı başında insanlar, işte bugünü tarif ediyorlardı; "tribün bumerang gibidir" derken. Tribünle oynamayacaksın. Saygılı bir mesafede durup, saygı bekleyeceksin. Tribün tercihinde özgür olacak ki, sen de doğru bulmadığını eleştirebilesin.
Tribün baskısı ile patates baskısını karıştırıp, üzerine kişisel mührünü oymaya kalkışırsan, ortaya çıkan negatif baskıdan şikayet bile edemezsin nitekim...
Fenerbahçeli futbolcular, Şükrü Saraçoğlu'ndaki baskıdan oynayamıyorlarmış... Oynamadan Şükrü Saraçoğlu'nun baskısıyla kazandıkları günlere saysınlar.
Yöneticiler de yakınıyorlarmış. O tribünler ki, zamanında aynı yöneticiler tarafından baskıya zorlandılar.
Peki tribünlerin yaptığı doğru mu?.. Onlar da kendi bumeranglarını fırlatıyorlar. Bir ihtimal, futbolcuların kafasına gelebilir ve şampiyonluk gidebilir. Bumerang tehlikelidir.
ACTİON MAN
Sevgili yavrunuz kafayı ütüye takmış; elini yakacak... Masayı toplasan olmaz, bağırsan kırılır, korkutsan tedirgin olur; en iyisi sevdiği oyuncağı uzat:
"Bak... Action Man"!..
Her zaman işe yarayacak bir yöntem.
Mesela tribün takıma zarar mı vermiş; derhal açıklama:
"Nihat amcan, sana Bitlis'ten Alex getirmiş".
eguven@milliyet.com.tr
SPOR

STADA BEKLERİZ
At yarışları
Avrupa Ligleri
Harikasın Efes: 78-61
İkinci Lig Puan Durumu
Hido ne yapsın?
Filede dün
Başkan karargâh kurdu!
Daum'un üç temel taşı
KRİZ KAPIDA
Doğan'dan tepki
Gözler Ersun Yanal'da
Türk futbolunda devrim
Real yıldızlarıyla coştu: 4-2
İstanbulspor geri sayımda
Biyediç dertli
Haber turu...
Yanal'a 'terfi'!
Ha gayret Efes
|
|



|