|


Kemalizm ve sosyal demokrasi
KEMAL Derviş'in Kemalizmle çağdaş sosyal demokrasi arasında bir sentez oluşturma fikri, Baykal'a göre, "yeni bir şey değil."
Ama, Kemalistlerin Kemal Derviş'e saldırması ve ona karşı adeta bir "aforoz" kampanyası açması gösteriyor ki, böyle bir sentez henüz yapılamamış.
Kemal Derviş, CNN Türk'teki açıklamalarında "bir insan hem dinci hem solcu olabilir" demiş imiş!
Hayır, Derviş, "bir insan hem dindar hem solcu olabilir" dedi. Haklı da, çünkü din uhrevi, ahlaki ve kültürel; sağcılık ve solculuk ise siyasi, ekonomik ve sosyal hassasiyetleri ifade eder.
Ancak, Kemalist gelenek "dindar"da "dinci"yi vehmettiği için, dindar kitleleri siyaseten dışlıyor...
Sosyal demokrasi ise ekonomik ve sosyal ölçülerle bakar, bir dindar elbette sosyal demokrat da olabilir.
***
SAYIN Baykal, diyor ki:
"Cumhuriyet'in temel ilke ve değerlerinden vazgeçen bir parti olmamız mümkün değil."
Elbette; hiç kimse için mümkün değil. Hiçbir partinin cumhuriyet yerine saltanat, laik devlet yerine teokrasi istemesi söz konusu olamaz.
CHP açısından temel mesele şudur: Anayasa'nın değişmez kuralları olan "Cumhuriyet'in temel ilkeleri" nasıl anlaşılacak? Kemalizm'de eskiden anlatıldığı gibi mi, yoksa modern sosyal demokrasideki gibi mi anlaşılacak?
Cumhuriyet'in temel değerlerini çağımızın siyaset felsefeleriyle anlarsak onu modernleşme yolunda ilerletmiş ve çağımıza ulaştırmış oluruz. Öbür türlüsü Cumhuriyet'i 1930'ların 'ruhu' ile dondurmak ve Tek Parti devrinin değişik kitleleri dışlayıcı özelliğini CHP'de devam ettirmek olur; zaten CHP kitlelere açılamıyor işte.
Ecevit bunu görmüştü ve 1970'te yayımladığı "Atatürk ve Devrimcilik" adlı kitabında Kemalizm'i "üst yapı devrimleri" olarak nitelemiş, "altyapı"ya yani ekonomik ve sosyal gelişmeye öncelik veren, laikliği de "inançlara saygılı laiklik" olarak yeniden tarif eden bir yaklaşım ortaya koymuştu. Bu yeni sentezle "Ortanın Solu" yüzde 42 oy düzeyine yükselmişti.
***
CUMHURİYET'İN temel ilkelerini hürriyetçi bir şekilde ve geniş kitleleri dışlamayan, aksine içine alan bir tarzda yeniden yorumlamak, solda sosyal demokrat, sağda liberal felsefelerle mümkün olur.
Dışlayıcılıktan kurtulup geniş kitlelere açılmak 'uluslaşma'yı da güçlendirir üstelik.
1930'ların 'ruhu' ise, o zamanın şartlarında, değişik kitleleri kapsamaya, içermeye değil, "dışlamaya" önem vermişti. Kitleler için 'temsil' ve 'katılım'ı genişletmemiş, aksine daraltmıştı. Onun için "dindar"la "dinci" farkına özen gösterilmedi. 1930'larda Doğu'da 13 ilimizde devlet partisi CHP'nin teşkilatları, dolayısıyla Müdafaayı Hukuk Cemiyetleri bile kapatıldı! 'Temsil' dışlandı, Cumhuriyet rejimine kitlelerin 'katılım'ı daraltıldı!
Bugün de, başörtülü bayanlara kamusal alanda 'zenci' muamelesi yapılmasına CHP'nin aktif destek vermesi aynı dışlayıcılığın bir simgesidir. Varoşlardaki milyonlarca emekçi de CHP'yi dışlıyor işte.
Derviş CHP'nin temel sorununu görüyor, ama gösterebilecek mi, bilmiyorum.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|

|