|


Muvazaa geliyor!
Bizim nesil "muvazaa" sözcüğünü 12 Eylül'den hatırlar. İhtimal, ilkin rahmetli Necdet Calp'in dilinden dökülmüştür.
Başbakanlık müsteşarlığı yaptığı günlerde askerler kendisine "sol parti" kurmasını önerdiğinde "Muvazaa demezler mi" diye sormuştu.
Muvazaa!...
Yani "danışıklı dövüş"...
"Ülkeye solculuk lazımsa onu dahi biz yaparız" anlayışı...
1930'da nasıl "Memleket demokratik görünsün" diye Serbest Fırka kurdurulduysa, 50 yıl sonra da "Solda boşluk olmasın" diye Halkçı Parti kurdurulmuştu.
Ama halk, oyunu "en az muvazaa kokan parti"ye verdi.
***
Deniz Baykal'ın "seçim zaferi"ni ilan etmesinin ardından AKP'lilerin Baykal'a koltuk çıkan "Evet, CHP başarılıdır" açıklamasını okuyunca önce 1 Nisan şakası yaptıklarını düşündüm. Lakin bir gerçekçiliği vardı açıklamanın:
AKP, "muvazaalı muhalefet" peşindeydi.
Siyasetin boşluk kaldırmayacağını, bu kadar hızlı büyüyen iktidar partisinin karşısına eninde sonunda etkili bir muhalefetin dikileceğini biliyorlardı.
Onun önünü kesebilmek için yaralı Baykal'ı yerden kaldırmaya çalışıyorlardı. Baykal'a omuz verirlerse hem karşılarında bir muhalefet varmış gibi olacak, hem de aslında esamisi okunmayacaktı.
Böylece askeri - sivil bürokrasi ve derin devletten sonra iktidar partisinin de desteğini alıyor CHP...
Geriye bir tek halk kaldı.
O da bir türlü yutmuyor işte...
***
Dünyada da benzer bir gelişme yaşanıyor.
Geçen hafta Washington'da düzenlenen bir törenle Bulgaristan ve Romanya, 5 eski Doğu Bloku ülkesiyle birlikte NATO'ya üye oldu.
Arnavutluk, Hırvatistan ve Makedonya sırada...
Duvarın yıkılmasından sonra ABD, geçen yüzyılın düşman kalelerini birer birer teslim alıyor.
Peki gezegenimiz, soğuk savaş döneminin çift kutuplu dünyasına göre daha güvenli bir yer mi?
Hayır!
"Siyaset boşluk kaldırmaz" kuralı burada da işliyor ve eriyen Sovyet kutbunun boşluğuna terör yerleşiyor.
"Yeni dünya düzeni" ademoğullarına vaat ettiği adaleti getiremedikçe, hukuku hiçe sayan bir saldırganlık pekiştikçe, terör, köşeye sıkışmış halkların yegane çıkışı olarak beliriyor.
İsrail, Arafat'ı ablukaya aldıkça Hamas, El Kaide patlıyor.
Amerika'nın buna karşı bir taktiği var:
"Muvazaalı muhalifler" yetiştirmek...
Bunun içine, muhalif partilerin başına Amerikan patentli liderler itelemekten, danışıklı şeriatçı yönetimleri desteklemeye kadar her şey girer.
"Aleme Amerikan muhalifi lazım ise, o dahi Washington'dan temin edilecek"tir.
Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Türkiye'yi "İslami Cumhuriyet" sayan gafı bu çerçevede değerlendirilebilir.
Ne diyordu o konuşmada Powell:
"Irak'ta şeriat kanunlarıyla yönetilen İslami bir cumhuriyet olacak."
Dün "haçlı seferleri"nden dem vuran Washington bugün Bağdat'ta Kuran'a dayalı bir hukuku ve şeriatçı kukla yönetimi savunuyor.
***
İşlemez bunlar!
Ama şurası kesin ki; gerçek bir muhalefete her zamankinden çok ihtiyaç var:
Türkiye'de de, dünyada da...
can.dundar@e-kolay.net
|
|

|