|


Bankalarla vatandaşın yeni ilişkisi
Kredi kartlarıyla ilgili son yazılarım üzerine gelen okur mektuplarından ve son haftalarda bankacılarla yaptığım görüşmelerden anlıyorum ki, bankaların yeni şartları dikkate alarak vatandaşla ilişkilerini yeniden düzenlemelerinde, her 2 taraf için de yarar var.
Haklı nedenleri olsa da olmasa da, halkımızın iyimserliği ve iktidara olan güveni her geçen gün artıyor. Bunun sonucu olarak da vatandaş, yastık altındaki parasını çıkartıp bankaya götürüyor. Buna karşılık, gerek devlet kağıtlarından sağladıkları faiz gelirleri düşen, gerekse şirketlere yeni kredi açmakta çeşitli nedenlerle zorlanan bankalar da, riski dağıtmak amacıyla her geçen gün daha çok sayıda vatandaşa yaklaşıyor. Bireysel kredilerin toplam krediler içindeki payı hızla artıyor. Gelişme potansiyeli olan bu yeni ilişki, acaba bankalar tarafından yeterince değerlendiriliyor mu? Sanmıyorum.
Bankadaki ilk şok
Örneğin yıllardır atıl duran banka hesaplarına son dönemde para yatıran pek çok okurumuz, 3 - 5 gün sonra o hesaplarıyla ilgili bir işlem yaptırmak istediklerinde, parayı yatırdıkları anda yüklü bir kesinti yapıldığının farkına varıyor. Çünkü geçmiş dönemde hesapları hiç çalışmamış. Bankaların bu uygulaması yeni değil. Ama vatandaş da bunun farkında değil ve yıllar sonra ilk karşılaşmasında bankayla arasına ilk günden yeni bir soğukluk giriyor.
Kayseri'den e - posta gönderen bir okurum, son 4 yılı Türkiye'de, ondan önce de yurt dışında olmak üzere 11 yıldan beri kredi kartı kullandığını, şu anda aylık gelirinin 1,1 milyar lira olduğunu, hesap açtırdığı bir bankanın talep etmediği halde kendisine 1 milyar harcama limitli kredi kartı gönderdiğini, bunun üzerine 2 kredi kartını birden kullanmaya başladığını, aradan 1 yıl geçtikten sonra, yine kendisi talep etmeden kredi kartı limitinin 8 milyar liraya çıkarıldığını belirtiyor. Limitin tekrar 1 milyar liraya indirilmesini sağlamak için de epey mesai! harcamak zorunda kalmış.
Müşteriyi eğitmek
Okurum Bülent Murtezaoğlu'nun da vurguladığı gibi, bankaların vatandaşla güvene dayalı uzun vadeli bir ilişki için bazı adımlar atmaları için şu an çok uygun bir zaman. Bol keseden kredi kartı dağıtmaya devam etmek yerine, örneğin taksitlendirilen ve geri ödenmeyen kredi kartı borçlarında faizin nasıl hesap edildiği konusunda vatandaşı eğitebilirler. Hatta bu iş için, hükümetten destek bile isteyebilirler. Kayıt altına çekilmeye uğraşılan bir sistemde, miktarlar düşük bile olsa, sade vatandaşı bankadan korkar hale getirmemek çok önemli. Bu durumda hükümetin de bankaları, müşterilerini eğitmeye teşvik etmesi lazım.
Veriler geriden geliyor
Bu arada bir başka okurum Polat Çelikkan, geçen haftaki bir yazım üzerine "Sorduğunuz sorunun yanıtıdır" diyerek Merkez Bankası, Bankacılık ve Finansal Kuruluşlar Genel Müdürlüğü'nün negatif nitelikli ferdi kredi ve kredi kartı adetlerinin dönemler itibarıyla dökümünün yeraldığı tabloyu yollamış. Ben de bir gazete yazısına eşlik edecek şekilde basitleştirerek sizlere aktarıyorum. (Bakınız üstteki tablo) Ancak Merkez Bankası'nın sitesindeki son veriler ocak sonuna ait, rakamlar doğal olarak 2 ay geriden geliyor. Oysa temerrüde düşen kredi kartlarında şubat ve martta patlama olduğunu ve bankaların 12 Mart itibarıyla geri dönmeyen kredi kartı alacaklarının 348 trilyon liraya ulaştığını biliyoruz. Nisan başı itibarıyla daha da büyümüş olan bu rakamın kaç kredi kartı arasında paylaşıldığını ise araştırmaya devam ediyorum.
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|