06 Nisan 2004 Salı
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   




   
   
Kendimi, çok daha iyi hissediyorum

           
    Bir süredir kendimi çok iyi hissetmeye başladım.
    40 yıldır gazetecilik yapıyorum.
    Hayatım sürekli karamsarlıklar içinde geçti.
    Bir gün dahi "OH" diyemedik.
    Ülke içindeki gelişmeler hep olumsuzdu. Bitmeyen ekonomik sorunlar, bir türlü zenginleşemeyen bir ülke, siyasi kavgalar, sonu gelmeyen terörlü yıllar, darbeler, işkenceler ve kayıplara karışan binlerce insanın hikayeleri buna karşılık bir türlü karar alamayan koalisyon hükümetleri... Hep karanlıklar içinde yaşadık. İçimiz kapandı.
    Uluslararası ilişkilerde durum daha da kötüydü.
    Hele 1974 Kıbrıs harekatından sonraki dönemde, Türkiye tüm Uluslararası toplantıların itilip kakılan çocuğu idi. Kıbrıs harekatı (çok haklı olmamıza rağmen) nedeniyle sürekli eleştirilir, Ege sorunları nedeniyle sürekli suçlanır, Ermeniler tarafından (haksız şekilde) yargılanır, insan hakları-işkence suçlarıyla tahrip edilirdi.
    Eski Dışişleri Bakanı Turan Güneş'in bir deyişini hiç unutmam: "Kardeşim, bu dünya'da Türk olmak çok zor" derdi.
    Türkiye ne evini toparlayabilir, ne ekonomisini düzeltebilir, ne iç sorunlarını ne de dış sorunlarını çözebilirdi. Her konuda sorunlar ertelenir veya hiçbir anlama gelmeyen uzlaşılarla dosyalar rafa kaldırılırdı.
    Ne vizyon, ne cesaret (Turgut Özal'ın kısa Başbakanlığı dönemi hariç) ne de kararlılık vardı.
    Hep savunma, hep erteleme, topu taca atma,,,
    Bizim kuşak işte böyle bir karanlık dünya'da yaşadı. Sıkıntı içinde, içimiz daralarak büyüdük.
    Ancak son birkaç yıldır bazı şeyler değişmeye, sanki güneş açmaya başladı.
   
    İLK DEFA KENDİMİZE GÜVENİMİZ ARTTI
    Türkiye'nin 2001 ekonomik krizinden başlayarak, önce ekonomik reformlar devreye girdi. Ardından, Avrupa Birliğine katılma müzakereleri için tarih alabilme amacıyla Kopenhag kriterlerine uyum yasalarız çıkarıldı.
    İşkence yasaklandı, insan hakları, ifade özgürlüğünün önündeki engeller kaldırıldı.
    Kısa bir süre öncesine kadar varlıkları dahi reddedilen Kürtlere temel hakları tanındı. En büyük şeytan olarak nitelendirilen Öcalan'ın idam cezası affedildi. Türkiye Kürt kökenli vatandaşlarını yeniden keşfetti.
    Bir zamanlar basit bir eleştirinin dahi yöneltilemediği TSK'nın siyasi karar mekanizmaları içindeki rolü azaltıldı. Milli Güvenlik Kurulunun yetkileri kısıtlandı.
    Tabular ardı ardına devrilirken, eski kemikleşmiş sloganlar terkedilirken, en son tabu sayılan Kıbrıs'a el atıldı ve çözüm yolunda kesin tutum alındı.
    Bunlar, bizim kuşağımız için inanılmaz gelişmelerdi.
    İlk defa çocuğumun ve torunumun bu ülkede geleceği olduğuna inanmaya başladım. Karamsarlığım bitti. Yerine ümit dolu bakış açısı geldi.
    Hele Uluslararası toplantılarda Türklüğümle gurur duyar oldum. Başım dik, ne istediğini bilen ve elde eden bir ülkenin gazetecisi olmanın keyfi meğer ne kadar hoşmuş...
    Eskiden defolu elbise satar gibi, Türkiye'nin eksiklerini kapatmak için "bizim özel koşullarımız var" diyerek AB'yi iknaya çalışırdık.
    Şimdi alnı açık, sorunlarını hızla çözen bir Türkiye hakkını arıyor. Artık tam üyelik müzakereleri için tarih almak kolaylaşıyor.
    Bugün artık Türk olmak zor değil.
    Herşey bitmiş, tüm sorunlar çözülmüş değil. Ancak kararlılık var. Doğru yolda ilerleyen, Avrupa'nın uygar ülkeleri arasında yerine almaya hazırlanan bir Türkiye var. İlk defa kötü haber ve karamsarlık yerine güneş doğuyor. İyimserlik giderek artıyor.
    Türkiye elini ayağını bağlayan zincirleri kırıyor.
    Artık ezilmişlik kompleksi kalmıyor. Suçluluk kompleksi bitiyor.
    Yepyeni, güçlü, insan haklarına saygılı, kendiyle barışık, demokratik, laik, zenginleşen ve AB üyeliğine giden bir Türkiye doğuyor.
    Bundan daha güzel bir his olabilir mi?
    Kendimi çok iyi hissediyorum.
   
    (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com.tr) yayınlanmaktadır. )
   
    mabirand@e-kolay.net
   
   





Taha AKYOL
Kemalizm ve sosyal demokrasi

Melih AŞIK
Ankara Kalesi...

Fikret BİLA
Denktaş: Büyük kazık yiyeceğiz

Hasan CEMAL
Bir yanı barış, bir yanı aşla iş!

Güneri CIVAOĞLU
AB'lilik

Can DÜNDAR
Muvazaa geliyor!

Abbas GÜÇLÜ
Dershaneler kapatılsın mı?

Hurşit GÜNEŞ
Enflasyon hızlı düştü, ya şimdi?

Sami KOHEN
Gene "model" meselesi...

Mehmet Y. YILMAZ
Yeter ki barış kazansın!

Derya SAZAK
Tüzmen'in kur isyanı

Meral TAMER
Bankalarla vatandaşın yeni ilişkisi

Güngör URAS
Ayşe Hanım Teyzem Türk lirasından kazandı (...ama azıcık kazandı!)

Serpil YILMAZ
Kâr edeni babam da satar

M. Ali BİRAND
Kendimi, çok daha iyi hissediyorum