|


Vıdı - vıdı dışı
İşte Türkiye... Demokrasiyle yönetiliyor... Ve bir İslam ülkesi değil mi?" Bu soru Türkiye'nin AB için önemini irdeleyen tartışmaların tam orta yerine düştü.
Panelin duyarlı çizgisine renk kattı.
Hangi panel... Hangi tartışma?
Anlatayım.
Brüksel Egmond Sarayı'nın konferans salonu... 40 kişilik oval konferans masası...
Egmond Sarayı'ndaki, Belçika IRRI Kraliyet Enstitüsü ile Marmara Grubu Vakfı'nın ortak düzenlediği bir etkinlikteyiz. Konu "Türkiye üzerinden Batı ve İslam diyaloğu..." Paskalya tatilinin başladığı gün olduğu için, ilginin zayıf kalacağı düşünülmüştü.
Oysa... Koca salon doldu. Ayakta kalanlar bile vardı.
İslam kavramı, zaten gündemdeki konuların ilk sırasında.
AB'ye üyelik olasılığı da, Batı - İslam diyaloğu bağlamında Türkiye'nin önemini tırmandırıyor. Kıbrıs'ta dananın kuyruğunun kopacak olması ise çorbanın tuzu ve biberi...
Böyle olunca AB ülkelerinin tatile girdiği Paskalya günü bile, tarihi Egmond Sarayı'nın geniş salonu dolabiliyor.
Hem de "uçuk - kaçık vakti bol takımıyla" değil...
Ağırlıklı konuşmacılar ve izleyiciler de vardı.
Hangi Türkiye?
Tartışmaların ince ayarını yansıtayım:
1- Konuşmacıların ve tartışmaya katılanların bir kısmına göre İslam dini ile demokrasi bir arada olamaz. İslam dini dünyevi bir yönetimdir. "Anayasalarında İslam devleti" yazan ülkelere laik Türkiye, örnek olamaz.
2- Türkiye, laik bir ülke değildir.
Sözgelişi; laik ülkede, devletin, dini düzenleyen ve kontrol altında tutan bir Diyanet Başkanlığı nasıl olabilir? Din adamları devletten maaş alıyorsa, devlet ve din iç içe geçmiş, laiklik gölgelenmiş demektir. O devlet laik olamaz.
Avrupa kamuoyu, Türkiye'nin üyeliğiyle laik yapısının bozulacağından kaygılıdır.
3- Amerika'nın "seküler" kavramıyla, Avrupa'nın "laisizm" kavramı ayrıdır. Türkiye laiktir. "Avrupa Laisizmini" kabul etmiştir. AB'ye üyelik yolculuğu bu bakımdan uyumlu bir süreç olabilir. İslam dünyasının yeniden yapılanmasında, AB üyesi laik ve demokrat bir Türkiye örneği önemlidir.
.......
Bütün bunlar tartışılırken AKP'nin anatomisine teşhis konmak isteniyordu. "Hala İslamın mesajını mı veriyor" sorgulaması Erdoğan'ın konuşmalarından pasajlarla kanıtlanmak istendi... Ve tam tersine "AKP, Türkiye'yi, AB'ye taşıyacak" iddiası da yine Erdoğan'a ait olan "değiştim" mesajları ile sorgulandı.
Kıvırtmalar
Tartışmaları bir yana koyuyorum.
Türkiye'ye tarih verme konusunun karara bağlanacağı 2004 sonu yaklaşırken bazı "kıvırtmalar" hissettim.
Örneğin...
- "Başörtüsü ormanı" deyimi kullanıldı. AB, yıllarca özgürlükler adına "örtülü başları" demokrasi rüzgarıyla okşar gibiydi. Şimdi ise "örtülü başların" çoğalmasını "görüntünüz bize uymuyor" iddiasına gerekçe olarak mı kullanacak? Bundan zaten kaygılıydım.
- "AB Hıristiyan kulübü değildir" tezini çürütmek için, Türkiye'nin üyeliği şart değil... Sırada Makedonya, Arnavutluk gibi Müslüman nüfusu yüksek ülkeler var. AB dokusunu bozmayacak bu küçük ülkelerin üye yapılması "Hıristiyan Kulübü" iddialarına yanıt olacak hazırlıkların kokusu mu? İslam dünyasına da mesaj olabilir.
- Türkiye'ye "tam üyeliğe yakın özel bir statü" verilmesi, yine - ısıtılıp - konuşulmaya başlandı.
Sonuç...
"Kıbrıs dosyasında" sağlam durmak ve bu süreçten sonra hiç soluklanmadan, yeni yeni uç vermeye başlayan böyle karşı tavırlarla uğraşmak zorundayız.
"Birincil - ikincil hukuk" vıdı - vıdılarından çok daha önemli.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|

|