|


Güney'de "hayır" havası değişir mi?
GÜNEY Kıbrıs'ta halen referandum için esen "hayır" havasının "evet"e dönüşmesi olasılığı var mı?
Rum kesiminin en etkin siyasi gücü olan AKEL'in referandumun ertelenmesini istemesi (ve bu kabul edilmezse "hayır" diyeceğini bildirmesi), dengeleri altüst etti, BM'yi, ABD'yi ve AB'yi şaşırttı, hatta telaşlandırdı.
Dün Lefkoşa'daki bir Rum meslektaşımızla, telefonla AKEL'in sürpriz tavrını, bunun etkilerini ve Rum tarafından gelecek bir "hayır"ın olası sonuçlarını tartıştık. Edindiğimiz kanaat şu:
• AKEL'in aldığı karardan dönmesi olanaksız. Papadopulos da "hayır" dediğine göre, ayın 24'ünde sandıktan çıkacak sonuç belli...
• Rum halkı, Annan planının kendilerine büyük haksızlık yaptığı kanısında. Çoğunluk bunun kabul edilmesinin ayrıca gelecek için ciddi riskler taşımasından korkuyor. Gerçi "hayır" diyecek olanlar arasında, bunun adanın bölünmüşlüğünü pekiştireceğini, bugünkü "Yeşil Hat"tın kalıcı bir "hudut" haline geleceğini fark edenler var. Ama onlar da sonuçta bunu Annan planının yaratacağı yeni durumdan daha az sakıncalı buluyorlar...
Referandum tarihine kadar "evet" yönünde bir gelişme olması ihtimali zayıf görüldüğüne göre, başka ne beklenebilir? Lefkoşa'daki diplomatların bu soruya yanıtı şöyle: "Rumlara bir kez daha referandum yaptırılabilir" (AB içinde emsali var)... Ama Rum kesimi 1 Mayıs'ta AB üyesi olacağına göre bunun pratikte Türk tarafı açısından "erteleme"den farkı ne?
"Ambargo" nasıl kalkar?
KIBRIS Rumlarının "hayır" demesi halinde (Türk kesiminin "evet" demesi kaydı ile), KKTC'nin "kazançlı" çıkacağına inananlar var. Bu görüşe göre, bu takdirde KKTC'ye karşı uygulanan ambargo kalkacak, hatta bazı ülkeler KKTC'yi tanıyacak...
Şu anda daha çok bir temenni olarak görünen bu olasılıkların gerçekleşmesi, gerekli koşulların oluşmasına bağlı.
Olası bir "hayır"dan sonra Rum yönetimine karşı AB'den (ve ABD'den) baskıların, yönelmesi mümkün. Buna karşılık Türk tarafına daha anlayışlı bir tavır sergilenebilir. Ancak bunu kısa sürede "önemli" devletlerin (ve hele BM'nin ve AB'nin) KKTC'yi tanıyacağı, "ambargo"yu da kaldıracağı şeklinde algılamamak gerek.
KKTC'ye uygulanan ambargo, örneğin daha önce Güney Afrika'dan Irak'a kadar çeşitli ülkelerin tabi olduğu ambargolardan çok farklı. Onlar, BM kararına dayanan yaptırımlardı. KKTC'yi ekonomik olarak kıstıran ise, Güney Kıbrıs'tır. Bir de, KKTC'yi tanımamaktan kaynaklanan tedbirleri uygulayan uluslararası kuruluşlar (FİFA gibi)... Bu nedenle KKTC'ye başka ülkelerden direkt uçak seferleri yapılamadı; Magosa Limanı'na giden gemiler, Rumların kara listesine alındı. AB ülkeleri, KKTC'nin ürünlerinin (narenciye, sütlü mamuller gibi) mutlaka Güney'den "sertifikalı" olmasını şart koştu. (Bu da Kuzey'in tanınmamasının sonucu)...
***
DİYELİM ki, Rumların "hayır" demesi üzerine hava Türk tarafının lehine değişti. Güney ile normal ticaret başlayabilir mi? Hayır. Ya AB ülkeleri ile? İşte bu noktada, AB üyelerinin ve ABD başta olmak üzere diğer ülkelerin "tanıma" konusundaki tavrı çok önemli.
KKTC Ticaret Odası Başkanı Ali Erel'in bize dediği gibi iş sadece KKTC'nin devlet olarak tanınması ile de bitmiyor. KKTC'nin ihraç edeceği ürünlerin ve malların rekabet edebilecek nitelikte olması için gerekli ekonomik, mali şartların da sağlanması gerekiyor...
Yani ayrıntıya inilince, "Rumlar hayır derse ambargo kalkar" gibi bir iyimserliğe hemen kapılmamak gerektiği daha iyi anlaşılıyor...
skohen@milliyet.com.tr
|
|

|