|


Atatürk, Selanik, İzmir...
Atatürk, armudun sapı üzümün çöpü deseydi, Lozan'ı yapabilir miydi? Yakın tarihinden sadece husumet, düşmanlık çıkarmış olsaydı, Yunanistan'la, işgalci devletlerle barış masasına oturabilir miydi? Başta İsmet İnönü olmak üzere dava arkadaşlarıyla baş başa verip Türkiye Cumhuriyeti'ni tarih sahnesine taşıyan Lozan Antlaşması'nı gerçekleştirebilir miydi Atatürk?
Anlatan Demirel'dir:
"Merhum yazar Falih Rıfkı Atay'dan dinledim. Falih Rıfkı Bey, Atatürk'e soruyor:
'İzmir'e kadar gittiniz. Orayı kurtardınız. Fakat doğduğunuz yer olan Selanik'i niye kurtarmadınız?'
Atatürk'ün cevabı şu:
'Selanik'i kurtarmaya kalksaydık, İzmir'i de kaybederdik.'
Bu gerçek, acı ama gerçek...
Çünkü siyaset dediğimiz olay hayallere değil, gerçeklere dayanır." (Demirel Anlatıyor, Sabah, 17 Mart 03, s. 19)
Doğru.
Buna bir örnek de Avrupa'dır.
Fransız ve Alman devlet adamları, oluk gibi kan akmış Fransız - Alman tarihinin esiri olsalar, ülkelerinin ortak geçmişinden yalnız düşmanlık çıkarsalar, düşle gerçeği karıştırsalar, İkinci Dünya Savaşı'nın fevkalade acı anılarına kendilerini kaptırsalar Avrupa'ya barış gelebilir miydi? Tarihin en büyük barış projesi olan Avrupa Birliği'nin temelleri atılabilir miydi?
Bir başka örnek:
Güney Afrika'da Nelson Mandela, yaşadıklarının esiri olsaydı, ırkçı rejimin zindanlarında geçirdiği otuz yılın intikamcı duygularına takılıp kalsaydı, bugün siyahlarla beyazların eşit olarak yaşadıkları barış düzeni kurulabilir miydi?
Devlet adamı Talleyrand'ın sözüdür:
"En iyi, iyinin düşmanıdır!"
En iyi derken, iyiden de olabilirsiniz. Siyaset, mümkün olanı yapabilme sanatıdır diye tarif edilir. Düşle gerçeği karıştırmayanlar, geçmişin esiri olmayanlar, günü değil geleceği kurtarabilecek adımları cesaret ve kararlılıkla atabiliyorlar. Böylece siyaset adamlığından devlet adamlığına terfi edip tarihe büyük harflerle geçebiliyorlar.
Bu pencereden Kıbrıs'a bakalım. Kıbrıs Rum liderleri, Türkleri azınlık olarak ikinci sınıflığa mahkum eden Elenizm'den kendilerini kurtarabilmiş değiller. Geçmişin hayaletleri ruhlarını rahatsız etmeye devam ediyor.
Öyle gözüküyorlar.
Bu yüzden devlet adamlığı sınavında çakıyorlar. Papadopulos'un notu, Rauf Denktaş'ınki gibi sıfır! AKEL liderliği de sıfırı hak etmenin eşiğinde. Kıbrıs Üniversitesi öğretim üyesi Niyazi Kızılyürek'in geçen gün Mehmet Ali Birand'ın Manşet programında dediği gibi, "AKEL'in bütünlüğünü, Kıbrıs'ın bütünlüğüne tercih ettikleri" anlaşılıyor.
Devlet adamlığı açısından Atina'dan da sinyaller iyi değil. Başbakan Karamanlis'le Dışişleri Bakanı Molivyatis'in Doğu Akdeniz'le Ege'de kalıcı bir istikrar ve barış düzeni konusunda kafalarının karışık olduğu söylenebilir. AKEL üstünde çözümün gerektirdiği baskıyı kurmaktan kaçındıkları, hatta perde arkasında birlikte oyun kurduklarına dair işaretler var. Simitis - Papandreu ikilisini arayacak mıyız?
Yazık.
Buna karşılık Ankara'da Erdoğan - Gül ikilisi tarih esiri olmadıklarını, çözüm ve barışı gerçekten istediklerini çoktan gösterdiler. Başta KKTC Başbakanı Talat olmak üzere Kuzey Kıbrıs'taki barış ve çözüm yanlılarıyla çıktıkları tarihsel yürüyüşü kararlılıkla sürdürüyorlar.
Geçmişin tutsağı olmadan, kışkırtma ve suçlamalara aldırmadan, günü değil geleceği düşünerek çözüm ve barışa giden yolda yürümektir doğru olan.
Erdoğan - Gül ikilisi doğru yolda.
Kısacası:
Doğru yolda ilk aşama, 24 Nisan'da Kuzey Kıbrıs'taki sandıklardan evet çıkmasıdır. İkinci aşama Avrupa Birliği'dir. Yasal düzenlemeleri ve uygulamadaki eksikleri bu üç ay içinde tamamlayıp yıl sonunda AB'den tarih almaktır.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|