|


AB'ye tam üyelik yeni ülkelere ne getirecek?
AB genişliyor. Şu anda Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Danimarka, İsveç, Avusturya, Finlandiya, İrlanda, İspanya, Portekiz ve Yunanistan tam üye. Tam 15 ülke. Bu yıl Polonya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Latviya, Letonya, Slovakya, Macaristan, Slovenya ve Malta da tam üye oluyor. Kıbrıs'ta da işler iyi giderse, o da üye olacak. (Ama görünüş o ki, Kıbrıs'ta sadece Rum kesiminin AB üyesi olması isteniyor) 2007 yılına dek ise Romanya ve Bulgaristan'ın katılmasıyla sayı 27'ye çıkacak.
Daha sonra sırada Hırvatistan, Bosna - Hersek, Sırbistan - Montenegro, Makedonya ve Arnavutluk var. Ve tabii bir de Türkiye. Bunlar da dahil olunca Avrupa Birliği bayağı büyümüş olacak.
Bu kadar büyük bir Avrupa'nın kendi içindeki uyum sorunları da o denli büyümüş olacak. The Economist dergisinin araştırma bölümünün yaptığı bir simülasyona göre ilk 15 ülke her yıl ortalama yüzde 2 büyür, daha sonra katılacak üyeler ise her yıl ortalama yüzde 4 büyürse, aradaki fark 50 yıl sonra kapanabilecek. Ancak ilk 15 üyenin ekonomisi yılda ortalama yüzde 3 büyürse fark 90 yılda kapanacak. Vahim bir durum tabii. Türkiye'nin üyeliğe kabulündeki temel sıkıntılardan biri de bu olsa gerek. Çünkü Türk kesiminin tam uyumu belki de 100 yıldan fazla sürecek. Kıbrıs Rum kesimiyle ilk 15 ülke arasındaki fark ise 21 yılda ortadan kalkacakmış. Bu süreler AB'nin üye tercihindeki tutumunu daha açık hale getiriyor.
Kimileri AB'ye tam üyeliğin ülkemizi zora sokacağını düşünürken, kimileri de bunu tam bir kurtuluş reçetesi (panacea) olarak niteliyor. Bundan bir yıl önce İngilizlerin meşhur The Economic Journal dergisinde (Cilt 113, Sayı 490) Anthony J. Venables'ın konuya ilişkin analitik bir makalesi yayımlandı: Bölgesel Entegrasyon Anlaşmalarının kaybedenleri ve kazananları.
Venables'in sonuçları üyelerin birbirlerine ve geri kalan dünyaya göre karşılaştırmalı üstünlüklerine bağlıyor. Venables, ortaklarına ve dünyanın diğer ülkelerine göre üstünlüğü olan ülkelerin bu tür süreçlerde daha başarılı olduğunu savunuyor. Ancak fark çok büyükse entegrasyon yine başarısız oluyor. Diğer bir deyimle, benzer ve yüksek gelirde olan ülkeler bütünleşebiliyor.
Yoksul ülkeler arasındaki bütünleşme çabaları ise hem farkı daha da büyütüyor, hem de birleşmeyi başarısız kılıyor. Öte yandan, "fakir - zengin" bütünleşmelerinin, fakir ülkeler arasındaki birleşmelere göre daha başarılı olduğu gözüküyor.
Entegrasyon elbette sadece karşılaştırmalı üstünlüklere, yahut gelir düzeyine bağlı değil. Teknolojik akımlar, doğrudan yabancı sermaye ve nihayet bütünleştirme politikalarının da önemli katkıları var.
Kıbrıs'ta bir referandum sürecinin yaşandığı bu dönemde ekonomik uyumun ne yönde gelişeceğinin bilinmesinin büyük önemi var. Kıbrıs Türk kesimi, Rum kesiminden daha fakir. Hele AB'nin diğer üyelerinden çok daha fakir. Ancak bu birlik içinde yer alınmaz, daha fakirler arasında kalınırsa, daha da geri kalınacağı da ortada. Üstelik bütünleşme konusunda yapılan mali yardımlar ve yabancı sermayenin oluk oluk akmasıyla AB'nin son üyelerinin nasıl hızla kalkındırdığı biliniyor. Sonuç Kıbrıslıların özgür iradesiyle belirlenecek.
hgunes@milliyet.com.tr
|
|

|