|


Sabancı, CHP ve sosyal politikalar
Türkiye'nin gündemini kilitleyen Kıbrıs'ın yanı sıra, son günlerde kamuoyunun ilgisinin yoğunlaştığı 2 konu var: Sakıp Sabancı'nın vefatı ve CHP'nin geleceği. Önceki gün Sabancı'nın cenaze töreninin yapıldığı Fatih Camii'nde karşılaştığım müthiş etkileyici halk kalabalığı da, dün Kemal Derviş'in parti üst yönetiminden istifasıyla yeni bir boyut kazanan CHP'deki parti içi hesaplaşma da bana, çiçeği burnunda bir oluşumun ne denli gerekli olduğunu düşündürdü.
Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Kuzey Kampüsü'nde inşaatı yeni bitmiş, gıcır gıcır bir binanın 2. katında, BÜ Ekonomi Bölümü öğretim üyesi Prof. Ayşe Buğra ve hem Boğaziçi, hem de New York Eyalet Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Çağlar Keyder'in çabalarıyla hayata geçen Sosyal Politikalar Forumu. Geçenlerde Rektör Prof. Sabih Tansal, Rektör Yardımcıları Prof. Şevket Pamuk ve Prof. Ayşe Soysal, bazı dekanlar ve bölüm başkanlarıyla birlikte Sosyal Politikalar Forumu'nun ilk konukları olduk.
Sabancı ve CHP
Sabancı'ya halkın yoğun ilgisi ile CHP'nin halktan her geçen gün biraz daha kopuşu aslında aynı noktada kesişiyor: Türkiye'de sosyal politikaların bugüne kadar hiç ciddiye alınmamış olması.
Prof. Buğra'nın vurguladığı gibi Türkiye'de 80'lere kadar hep ekonomi politikaları tartışıldı. Düzgün ekonomi politikaları uygulanırsa, mesele zaten çözülür diye düşünüldü. Bu fikir bugün de hâlâ kabul görüyor.
80'lerden sonra ekonominin yanı sıra kültürle de çok ilgilenilmeye başlandığı halde, sosyal politikaların hep bir kenarda unutulduğuna dikkat çeken Buğra, forumun amacını şu 3 noktada topluyor:
Sosyal politika konularında yaratıcı düşünmenin yollarını açmakKurumsal tahayyül kullanmayı teşvik etmek Peşin hükümleri sorgulamak
Sosyal güvenlikten özelleştirmeye, Türkiye'de hemen her konunun peşin hükümlerle tartışıldığından yakınan Buğra, pek çok sorunu yıllar boyu çözümsüzlüğe götüren kötü bir alışkanlığımızın tartışmaya açılmasını istiyor:
"Bizde her konu bir takım peşin hükümlerle tartışılıyor. Örneğin sosyal güvenlikte ya 'Bizim sosyal güvenlik sistemimizin mutlaka bu şekilde gitmesi lazım' ya da 'Mutlaka tümüyle özelleştirilmeli' deniyor. Konu hep sadece bütçe sorunları bağlamında tartışılıyor. Özelleştirmede de durum farklı değil. Bir kesime göre özelleştirme "kaçınılmaz gereklilik", diğer bir kesim ise kategorik olarak karşı çıkıyor. Belki kurumsal tahayyül, bunların arasına girebilir. Başka alternatifler yok mu? Başka ülkelerde neler yapılıyor? Bunlardan bir bölümü Türkiye'ye adapte edilebilir mi? Bunların üzerinde biraz daha derin düşünmek ve derin düşünmeyi teşvik etmek istiyoruz."
Aydınların katkısı
Türkiye'de devletin ne yapması gerektiği ve neler yapabileceği ile ilgili bir tartışma ortamı yaratmak ve perspektifler geliştirmek istediklerini belirten Prof. Çağlar Keyder ise, aydınlarımızın bu tartışmayı benimsemesini ve fikir üretmelerini çok önemsiyor. Türkiye'nin de, dünyanın da bir dönüşüm noktasında olduğuna dikkat çeken Keyder, "Bugünkü hükümet bu dönüşümün farkında ve kendi anlayışına göre reform paketleri hazırlıyor. Dolayısıyla akademik camiadan gelecek müdahalelerin, tartışma ortamını etkileme şansı var" diyor.
Keyder, şu anda üzerinde çalıştıkları 3 projeyi şöyle özetliyor:
"n Yoksulluk ve yoksulluğa karşı alınacak tedbirlerin, eskiden alıştığımız kaynaklardan gelmesi artık mümkün değil. Daha farklı neler düşünülebilir? Dünyada neler yapılıyor?
İşçiler artık klasik işçi tanımına uymuyorlar. Bu durumda sendikalar ne yapabilir? Gerek toplumsal hareketler, gerekse fabrikada olmayan işçiler açısından sendikaların nasıl bir toplayıcı, örgütleyici ve siyasete yöneltici rolü olabilir? Mevcut sağlık sigortası, hem Türkiye'de yaşayan tüm vatandaşları kapsamına alacak, hem de mali açıdan kullanıcıların mümkün mertebe baş edebileceği bir sisteme nasıl dönüştürülebilir?"
mtamer@milliyet.com.tr
|
|

|