15 Nisan 2004 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


   
Resmi futbol

            "Futbola devlet el koysun" diyenlerin gözü aydın...
    Koydu; sayelerinde...
    Hem de onların tam işaret ettiği yere!
    Bir devlet bakanı Türkiye'deki yabancı bir hocayı "hakemlerden çok şikayet ediyor" diye eleştirdi, Başbakanlık müfettişleri soruşturma başlattı.
    Gözünüz aydın; Lucescu'nun işi tamamdır. Bu koşullarda lig bitene kadar bile dayanırsa mucize sayılır.
    Ben asıl Lucescu'ya değil, Devlet'in durumuna üzülüyorum.
    Halk için halk adına denetleyecek, disipline edecek "resmi kanalların", bazı "jurnalciler" tarafından yönlendirilmesi yazıktır, günahtır ve ayıptır.
    * * *
    Bizim bildiğimiz, latifeler dışında Sayın Bakanımızın futbol konusunda muhatabı Futbol Federasyonu'ndan başka bir kişi veya kurum olmamalıdır. Şayet yaşanan kaosun unsurlarından biri de Federasyon haline gelmişse, özerklik çerçevesi içinde çözümün yolu açıktır ve sayın bakanın yönlendirmesi elbette kan değişimini kolaylaştıracaktır.
    Ancak günlük olaylara Bakanlık düzeyinde müdahale etmek, üstelik bu tercihi tarafsızlığı şüphe götürür yorumlara göre düzenlemek, varolan sorunlara yenilerini eklemekten başka bir işe yaramayacaktır.
    Özerklik, futbolumuzun hak ettiği bir apolettir ve adli nedenler yüzünden askıya alınamayacak kadar değerlidir. Devlet'in özerk futboldaki işlevi haksızlıklara ve adaletsizliklere dikkati çekmek değil, mevcut Federasyon'dan giderilmesini istemektir. Ümit yoksa genel kurulu toplamak yetkisi de dahil olmak üzere, becerecek federasyonlara ortam yaratmak yeterlidir.
    Mafyadan yolsuzluğa kadar her suçla mücadele edecek kanunlar futbol için de geçerlidir. Ancak futbolun içindeki kulüp, yönetici, hakem tartışmaları federasyonun meselesidir. Devlet jurnalcilerin tuzağına düşmemelidir.
   
   
GALATASARAY MEKTEBİ
    Bizim Stadyum'da yayınlanan Taffarel röportajı, insanın tüylerini diken diken eden cinstendi:
    "Benden kaleci antrenörü olur mu olmaz mı emin değilim. Hagi çok ısrar etti geldim"!..
    Sadece Taffarel mi ? Hagi'den teknik direktör olur mu olmaz mı, o da belli değil aslında. Sayın Ergun Gürsoy ısrar etti, geldi.
    Galatasaray'ın "mektep" ile organik ve psikolojik bağları tamam da, takımı okul haline getirmeleri biraz fazla.
   
   
Mikroskop altında
    Trabzonspor Başkanı Sayın Atay Aktuğ, Serdar Bilgili'nin Galatasaray başkanına gönderme yapmasını onaylamadı. "Biz hiçbir hakemden düdüğünü duvara asmasını talep etmeyeceğiz" cümlesi gereksiz ve talihsiz bir açıklamaydı Sayın Aktuğ için...
    Olabilir, saygı gösterilmelidir.
    Lakin, üç dakika sonra Sayın Özhan Canaydın'ın hakem Ali Aydın'ın üzerine gitmesini de onaylamadığını söyledi Sayın Aktuğ...
    Bunu niye yazdım ? Çünkü bir başkan ne kadar sıkı izlendiğini bilsin ve mantık hataları ile prensip kırılmalarına dikkat etsin... Mesaim, Sayın Aktuğ gibi saygın ve saygılı insanların uzun yıllar görevde kalması için.
   
   
Kızmak bizim hakkımız
    Hadi, biz kızabiliriz Sayın Serdar Bilgili'ye... Kızabiliriz, kırılabiliriz, hatta söylensek bile yeridir.
    Yılın spor adamı ödülünü alırken, Ödül Töreni'ni basın toplantısına çevirip ambiansı bozduğu için; biiir... Kendisi gibi konuğumuz olan ve söz hakkı bulunmayan misafirlerimize bizim çatımız altında hitap ederek adalet hissimizi incittiği için; ikiii.
    Halkın oylarıyla fair play ödülü aldığı gecenin mana ve ehemmiyetine gereken özeni göstermediği için, üüüç.
    Peki sizler niye kızıyorsunuz; söyledikleri hayali olaylar mı Serdar Bilgili'nin?
    Hakeme "düdüğünü as" deyip, astıran olmadı mı ? "Hakemin cezasını biz veririz" diyenler, "devlet garantisi" isteyenler yalan mı ?
    Hepimiz söylemez miydik; "yöneticilerin seçtikleri kelimelere bile dikkat etmeleri gerekir. Yönetici hangi frekanstaysa tribünler de öyledir" diye... İşte Sayın Bilgili'nin manifestosunu payandalayan üç kelime:
    Sportmenlik, centilmenlik ve etik.
    Hangi köşesini beğenmediniz bu üçgenin?
    * * *
    Yoksa takıldığınız cümle; "Bizim için namus şeref ve adalet her şeyin önünde gelir" mi?
    Sayın Bilgili, dile getirdi diye "namus şeref ve adaleti" tekeline almadı ki. "Bende var" demek, neden "sende yok" anlamına gelsin ki?
    Bence Sayın Serdar Bilgili'nin yaptığı açıklamalar, hakem hataları dedikodular kışkırtma ve ihbarlar ile serseme dönmüş Süper Lig'de, şampiyonluk şokuna uğramış kendi camiasına verebileceği en sağlam mesajlardır. Sağlam ve aradan on yıllar geçtikten sonra bile hatırlanacak mesajlar... Coşturan, ama kışkırtmayan, kavgayı lanetleyip asaleti yücelten, eleştirirken intikam aramayan mesajlar.
    Çünkü içinde sportmenlik, centilmenlik ve etik gibi referanslar bulunan, özlemi adalet olan, herkesi işini yapmaya çağıran bu açıklamalar, aslında içinde yaşadığımız sezonun eksiklerinin ilk ağızdan bir özetidir?
    Dediğim gibi, sadece biz kızabiliriz bu açıklamalara, o da içerik değil usûl açısından.
   
   
'Gereğini yapmak'
    Önce "ağızlarının payını vereyim" dedim, Milliyet Yılın Sporcusu anketine dil uzatanların... Aylardır kızgındım. 50 yıllık bir gelenekle rekabet edebilmek için sabırla tuğlaları dizmek yerine, dev bir spor anıtının altından tuğla çekmeye çalışmışlar, işi "halkın oylarıyla seçim popülizmdir" saçmalığına kadar vardırmışlardı. Muhteşem gece, anılarımı canlandırmıştı.
    Sonra dalga geçmeye karar verdim...
    "Halkın oylarıyla yılın futbolcusu Sergen; üstelik Tuncay orada dururken" türünden iğneler batırabilirdim. Daha koltuğa oturmadan parçalanan spor jürilerini tefe koyabilir, halkı sevdiği türden mizahi kıyaslamalar yapabilirdim... Zaman tam bu zamandı.
    Dakikalar ilerledikçe bundan da vazgeçtim tören akşamı.
    Her konuk, tokalaştığım her misafir, zaten benzer lafları ediyor; spordaki yarım yüzyıllık demokrasi abidesini yere göğe koyamıyordu.
   
    Uzak ara
    Milliyet halkın oylarıyla yılın sporcularını seçerek, üstelik bunu 50 yıldır tekrar ederek, meslek demokrasi ve spor sıralamalarında "uzak ara"ydı.
    Kızgınlık, öc alma, üstünlük duyguları, yerini derin bir anlayışa bıraktı zihnimde... Empati mi yapıyordum ne?..
    50 sene insanı da olgunlaştırıyordu, anketleri de.
    Birkaç yıl önce bir meslektaştan aldığım faksı hatırladım o sırada. Zehir zemberek bir fakstı. "Ters Köşe" adının, kendi köşesine ait olduğunu ve şayet ahlaklı bir gazeteciysem "gereğini yapmamı" rica ediyordu sertçe... En az iki senelik adını çalamazdım ! Kendisine on yıl önceki Ters Köşe logolu yazımı fakslamış ve bir not iliştirmiştim:
    "Senin gereğini yapmana gerek yok. Bırakalım insanlar hangi Ters Köşe'yi okuyacaklarına kendileri karar versin".
    Geçen gece, insanların Milliyet Yılın Sporcusu Anketi'ne ilişkin fikirlerini ilk ağızdan dinledikten sonra, gazetelerin yılın sporcusu organizasyonları hakkında birşeyler yazmama gerek olmadığını anladım.
    "Karar" apaçık ortadaydı.
   
   
Yanal atılımlı futbol fayı
    Sonunda Ersun Yanal'ı "terfien tecrit" edebildik işte! Omuzuna rütbe, kapısına kilit meselesi.
    Bu, ateş gibi genç bir kaymakamın vali rütbesi verilip, merkeze alınması ile örneklenebilir. Bakmayın siz "milli görev" türünden hamasi açıklamalara. Sonuçta henüz üç büyüklere gelebilecek tecrübeye sahip olmayan Yanal, yüksek kâr vadeden hisse senedi gibi piyasadan çekildi ve kimseyi rahatsız edemeyecek bir pozisyona getirildi. Orada biraz bekler... Zamanı geldiğinde Galatasaray, Beşiktaş veya Fener...
    Neyse, Ersun Yanal ile Futbol Federasyonu arasında "nikah" yapılmıştır. Artık bizlere düşen susmaktır. Susmak ve olumlu sonuçları beklemek... Hatta dua etmek. Çünkü "Yanal Atımlı" bu futbol fayı da yerinden oynarsa, hepimizin sonu "felaket".
    Aslında Ersun Yanal'ın, milli takımla ne kadar yol alacağını merak etmekteyim ve Milli Takım'ın başarısını asıl belirleyecek unsurun; takımlarında yetişmiş eğitilmiş futbolcular olduğunu bilmekteyim. Onlar varsa, milli takım başarılı olacaktır. Ersun Yanal da, üç - beş ayda bir gördüğü futbolculara elinden geldiği kadar katkıda bulunacaktır. Benim tadımı kaçıran; o futbolcuları yetiştirecekler arasında, Ersun Yanal'dan mahrum olması Ersun Yanal'ın... Yani, en büyük handikapı kendisi.
   
    eguven@milliyet.com.tr
   
   

SPOR


Eyüp'e talih kuşu
At yarışları
Avrupa Ligleri
'Tek umut özerklik'
İkinci Lig Puan Durumu
Detroit kötü bitirdi
Filenin efendisi: 3-1
Kartal'dan taarruz
GERİLİM
Eski açık tamir desene!
'Önümüzde beş final var'
Cavcav'a öpücük yetti!
MHK'den acil çağrı
Gurur tablosu
Real Madrid'de gerilim
Davala'yı Simone teselli edecek!
Tarihi adım
Haber turu...
Resmi futbol
Sisteme karşı mücadele





Ercan GÜVEN
Resmi futbol
Ebru KÖKSALDI
Sisteme karşı mücadele


 İSTATİSLİKLERLE LİG
 EURO 2000
 SIDNEY 2000
 DÜNYA KUPASI 98