15 Nisan 2004 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Bozuk düzen bir lunapark benzeri...

       
    GÖRKEMLİ bir lunaparkta, çarpıcı renklerle donanmış, dönüp duran dev bir dönme dolap; oluklarının uçurumsal inişleriyle dik çıkışları içinde, bir anda yıldırım hızıyla adeta düşmeye başlayan daracık özel arabalardaki kadınlı erkekli müşterilerin, çığlık çığlığa yüreklerinin ağızlarına gelmesi; gitgide hızlanarak ve uçarak dönen salıncaklar; neredeyse yere dikey olarak göklere doğru fırlayan büyük kayık salıncaklar...
    Böyle bir lunaparkta, teknisyenlerin denetimindeki elektronik yönetim tablolarıyla şartellerin arızalandığını düşünün.
    Dönme dolap hızlandıkça hızlanıyor, derken bir anda duruveriyor, sonra yine hızlanıyor; yani garip bir kekemeliğe uğruyor...
    Uçarak dönen salıncaklar da öyle...
    Kayık salıncaklar ise bir bebek beşiği gibi, bir türlü havalanmıyor.
    ***
    Bizdeki politik olayları, demeçleri, nutukları, polemikleri, sık sık yoğunlaşan karşılıklı "ihanet" suçlamalarını izlerken; nedense aklıma hep, elektronik donanımı bozulmuş bir lunapark geliyor.
    Nasıl gelmesin ki; bir, İÜ Rektörü'nün, gerekirse 100 bin, 140 bin şehit verme pahasına, tümden Kıbrıs'ı da, hatta Atina'yı da alıvereceğimize dair yaptığı konuşmayı hatırlayın; bir de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün aynı konularda yaptığı, üst düzey, objektif, demokratik ve akılcı açıklamalarına bakın...
    Bir üniversite rektörü, aşırının aşırısı hamaset palaları sallarken; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, sakin, vakur ve esprili...
    ***
    Orgeneral Özkök'e, hangi amaçla olduğunu pek kestiremediğim bir öneri yapılıyor ve şöyle deniyor:
    - Kara Harp Okulu'nda liderlik konulu iki günlük bir sempozyum var. Siz Kara Harp Okulu öğrencileri için, KKTC Cumhurbaşkanı'na bir çağrı yapsanız, bir konferans verse uygun olmaz mı?
    Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök'ün, bu ilginçten de ilginç öneriye, yanıt verirken söylediği ilk cümle:
    - Son anda söylenmiş parlak fikirlerden daima korkarım...
    ***
    Aklımda kaldığı kadarıyla, vaktiyle de İsmet Paşa'ya yine Kıbrıs konusunda şuna benzer bir soru sorulmuştu:
    - Ayağınıza çizmeyi çekecek misiniz?
    İsmet Paşa'nın da yanıtı kısa olmuştu:
    - Benim çizmem yok, aklım var...
    ***
    Türkiye'de "hamasetçilik" hala daha geçer akçe... Yerli yersiz, neredeyse tüm dünyaya karşı, bir vurma kırma babalanması...
    Alkış toplamak isteyen de, kahramanlık ve kaba kuvvet övünmelerine başvuruyor; politikada rakibini sindirmek isteyen de; militarizmin şemsiyesi altında itibar sahibi olmak isteyen de...
    Türkiye'nin, "bireylerin yaşam düzeyi" açısından; Finlandiya'nın 96 basamak altına düşmüş bulunması, nedensiz değil.
    ***
    Şimdiye dek, makro - ekonomi açısından Türkiye'nin gerçek bir röntgenini gözler önüne sermek, politikacıların pek işine gelmedi.
    Varsa yoksa hamaset, varsa yoksa kahramanlık edebiyatı, varsa yoksa "dış düşmanlar" ve hatta "iç düşmanlar" vurgulaması...
    Ayıp olacak kadar ilkel ve kolay bir politika efelenmesi; hatta bir politika üçkağıtçılığı...
    ***
    İlk kez Adalet Bakanı Cemil Çiçek'le, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan; Ankara'nın, KKTC'ye yaptığı milyonlarca dolarlık yardımlara değindiler...
    Başbakan Tayyip Bey de:
    - Dünya, terörü önlemek için silahlara ayırdığı parayı; yoksulluğu gidermeye ayırması halinde, barışı çok daha çabuk yakalar, demiş.
    Ancak silah üreticileriyle gizli ve açık ortakları, kolayından vazgeçerler mi karlarından, barış uğruna?
    ***
    Silah üreticileriyle gizli ve açık ortakları, ne zaman vazgeçmeye başlarlar karlarından?
    Ne zaman ki modern teknolojinin yeni bir ürünü, yahut ürünleri; silah satışlarından daha çok kar sağlamaya başlar...
    Ve o dönem yaklaşmakta...
    Çünkü her kurşunun, yahut bombanın öldürdüğüyle; üç - beş müşteri daha kaybolmakta...
    ***
    Cep telefonları, arabalar, internet, bilgisayarlar, tekrar tekrar hep aynı insanlara satılacak değil ya...
    Silah satışlarının sağladığı karlar yüzünden ölenler; modern teknolojinin genişlemesi gereken müşteri çemberini de, daraltmada...
    21. yüzyılın vazgeçilemeyecek rotasını; silah üreticilerinin kazançlarıyla, modern teknolojiye dayalı üretimlerin sağladığı kazançlar arasındaki zıtlaşma çizecek...
    ***
    Yaşadığımız nisan ortası nasıl, 1904'ün Nisan ortasına hiç mi hiç benzemiyorsa; 2104'ün Nisan ortası da, yaşamakta olduğumuz günlere hiç mi hiç benzemeyecek...
    Enseyi karartmayın. İnsanlık kötüye gitmez, Türkiye de gitmez. Bir süre çalkantılardan geçse bile...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
Denktaş'ı dinlemek

Çetin ALTAN
Bozuk düzen bir lunapark benzeri...

Melih AŞIK
Erdoğan'a ceza...

Fikret BİLA
AB'nin hataları

Hasan CEMAL
Orgeneral Özkök...

Yılmaz ÇETİNER
Ben de popstar jürisiydim!

Güneri CIVAOĞLU
Deşifre kişilik

Can DÜNDAR
Fazilet

Hurşit GÜNEŞ
Bugün deprem olsa

Doğan HEPER
Rumlar neden 'hayır'cı?..

Sami KOHEN
Rum'a kim 'evet' dedirtir?

Mehmet Y. YILMAZ
Sayın TBMM Başkanı, açık özür dilemeli

Hasan PULUR
Çanta kapmayıp kâğıt topluyor...

Derya SAZAK
Derviş'in istifası

Meral TAMER
ABD Büyükelçisi Edelman, Kıbrıs için hala umutlu

Güngör URAS
Ortadoğu için Türkiye 'model' değil 'örnek' olabilir

Serpil YILMAZ
Hazine'den beslenen krallık

M. Ali BİRAND
Org. Özkök ince ayar yaptı