|


Nereye gider?
Türkiye, AB üyeliğini garanti etmeden, sadece müzakere tarihi alma olasılığını güçlendirmek amacıyla, haklarından vazgeçmiştir.
Örneğin, 1960 anlaşmalarının tanıdığı, "Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye olmadıkları uluslararası kuruluşlara üye olamaz" hükmünün çiğnenmesini kabullenmiştir. Türkiye, AB'ye üye olmadan Güney Kıbrıs'ın üye yapılmasını önleyemediği gibi artık bu hükmü anımsatmaktan, bu hükme dayanarak güçlü itirazlarda bulunmaktan vazgeçmiş görünmektedir.
Annan Planı'nın 1960 anlaşmalarının gerisindeki hükümlerini de kabullenmiştir. Dolayısıyla bu aşamadan sonra bu haklarını savunma şansı da kalmamıştır.
Bu vazgeçişte kuşku yok ki, neden ve hedef AB'dir. AB de bunu çok iyi bildiği için Türkiye'ye kesin sözler vermeden taleplerini gündeme getirmekte ve yerine getirtmektedir. Kıbrıs konusunda yaşanan budur.
Annan Planı, Kıbrıs'ta kabul edilsin veya edilmesin, AB, Kopenhag kriterlerini yerine getirmiş olan Türkiye'ye tarih vermek zorundadır. Kıbrıs koşulu da Ada'dan ne sonuç çıkarsa çıksın Ankara tarafından yerine getirilmiş durumdadır. Bu aşamadan sonra Rumlar hayır derse bile AB'nin Türkiye'ye tarih verme konusunda Kıbrıs koşulundan söz etmesi mümkün değildir. Olmamalıdır. Hatta KKTC'den zayıf bir olasılık olmasına karşın hayır sonucu çıksa bile böyle olmalıdır. Kaldı ki evet sonucu karşısında AB'nin öne sürebileceği hiçbir koşul kalmamaktadır.
Ancak, AB'nin Kıbrıs'tan sonra Yunanistan'ın talepleri doğrultusunda Ege sorununu gündeme getireceği açıktır. Bu zaten 1999'da Helsinki'de kabul edilmiş bir koşuldur. AB, yine tarih vermek için bu koşulu da Ankara'nın önüne koyacaktır.
AB, tarih vaadinin, Türkiye üzerinde icra gücü olduğunu çok iyi kavramış durumdadır. Bu gücü elinden çıkarmadan sonuna kadar kullanacaktır.
Türkiye'deki kaygılardan biri ise Kıbrıs'tan sonra AB'nin Ege'yle yetinmeyip, Ankara'nın karşısına "Kürt sorunu koşulu"yla çıkmasıdır. Anadilde yayın, öğrenim, Kürtçe kurs olanakları gibi kültürel olanakların ötesinde siyasal niteliğe bürünmüş bu konunun, AB tarafından ileride nasıl gündeme getirileceği belli değildir. Ancak, bugünden AB üyesi ülkelerin Ankara'da misyonlarının bu konuya gösterdikleri yoğun ve yakın ilgiye bakılırsa, gündeme getirileceği bellidir. Duruşmalara Avrupa parlamenterlerinin, Ankara'da misyon mensuplarının duruşmalara ve Kürtçe kurs açılışlarına karşı gösterdikleri sıcak takip bunun belirgin göstergelerindendir.
Bu süreç nereye gider?
AB, Türkiye'yi üyelik ve tarih konusunda köşeye sıkıştırmış ve yaptırım gücüyle yönlendirmeye başlamıştır. Bu süreçte Türkiye'nin açık haklılık taşıdığı konularda bile haklarını talip ve savunmaktan vazgeçmeye başlamış olması ilerisi için düşündürücüdür. Hemen olmasa bile birkaç yıl sonra Türkiye'nin devlet yapısının AB tarafından tartışmaya açılması, Irak'taki gelişmelere de bağlı olarak federasyon söyleminin yeniden canlandırılması dahil birçok gelişme yaşanabilir.
"Türkiye'nin çıkarları Anadolu'ya hapsedilemez" diyen Ankara, o noktadan, Kuzey Irak'ta, Kıbrıs'ta, Kafkaslar'da, Balkanlar'da "kırmızı çizgi"lerini terk ederek, bu noktaya gelmiştir.
Bundan sonra nereye gider, sorusu üzerinde durulmaya değer...
fbila@milliyet.com.tr
|
|

|