18 Nisan 2004 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Üst kattaki "ev hanımları" olarak first lady'ler:
   
Sezer'in sıkıntısını paylaşıyorum!

   
Bayan Sezer'e çok üzülüyorum. Türkiye'nin first lady'si sürekli aynı işkenceye maruz kalıyor. Hangi ülkenin başkanı gelse o hep aynı çileyi çekmek zorunda: Olgunlaşma Enstitüsü! Ürdünlüler geldi, defile. Azeriler geldi, defile!

       
        Peki nedir o Haydar Aliyev'in eşi Mihriban hanımın bacaklarına kamerayla yakın çekim yapmak? Son anda ve kendini tutamayarak! Hadi kameraman "Türk erkeği refleksiyle" indirdi kamerayı, haber editörleri de mi aynı refleksle koyuyorlar haberin iki saniyelik o kısmını? Yani yüce Türk milletine "Ey ahali! Biliyoruz merak ediyorsunuz. Biz de uluslararası protokolün elverdiği ölçüde, diplomatik skandala yol açmayacak kadar kısa olarak gösteriyoruz!" gibi bir şey mi bu? Yoksa memleketim, devletle herhangi bir biçimde bağlantılı kadınların diz üstü etek (bakınız mini değil, diz üstü!) giymesini vaveyla ile karşılıyor da bu yakın çekim onun bir tezahürü mü? Tansu hanımın manasız uzunluktaki etekleri, Nazmiye hanımın "geleneksel Türk kadını etek boyunu" (memur kadınlarda rastlanan, baldırların insanı en şişman gösteren yerinde biten, erkeklere "etek giymiş" fikrini unutturacak kadar bir uzunluktur bu) tercih etmesi mi Türkiye'ye devletle bağlantılı kadınların dizden yukarıya sahip olduğunu unutturdu da o yüzden mi bu şaşkınlık?
    Neyse ne, Aliyev hanımın bacaklarıdır son günlerin en mühim diplomatik mevzuu, kimse yüksek sesle söylemek istemese de...
   
    "Sayın seyirciler, sizce de..."
    Yıllar evvel, artistik patinaj şampiyonaları tek kanallı memleketimizin aile çay bahçesi eğlencesiyken bir spiker Rus çiftin kadın elemanına hafif kesikti. Öyle ki bir gün kendini tutamayıp canlı yayında şöyle demişti:
    "Sayın seyirciler, sizce de Yekaterina Gordiyeva çok güzel bir hanım değil mi?"
    Zarif bir coşkunluk, taşkınlık anıydı o. Aynı coşma hali geçtiğimiz aylarda Ürdün'ün first lady'si geldiğinde de yaşandı. Spikerler, televizyondaki haber metinlerini yazanlar, az kalsın hep bir ağızdan kadıncağıza ilan-ı aşk edeceklerdi. Kadıncağızın çantasından ayakkabısına "stil analizi" yapıldı, yüzüne yapılan yakın çekimlerle hayranlıklar taçlandırıldı. Tıpkı Mihriban hanımın bacaklarına yapıldığı gibi... Korkuyorum, dünyaca ünlü Prenses Rana bir gün memleketimize gelecek ve esas kopuş o zaman yaşanacak diye.
   
    Sezer'in çilesi
    Bütün bu hikayeler kopup giderken ben -samimiyetle söylüyorum- bayan Sezer'e çok üzülüyorum. Zira Türkiye'nin first lady'si sürekli aynı işkenceye maruz kalıyor. Hangi ülkenin başkanı gelse o hep aynı çileyi çekmek zorunda: Olgunlaşma Enstitüsü! Ürdünlüler geldi, defile. Azeriler geldi, defile! Bu Olgunlaşma Enstitüsü her nasıl becerip de devlet protokolüne girmeyi becerdiyse bir türlü kimse onu oradan çıkaramıyor. Oradaki kızcağızlar da sürekli olarak first lady'lerin beğenisine sunulmak üzere, ha babam de babam dikiyor olmalılar. Hatta gece gündüz sadece protokol için dikiş diktiklerinden de şüpheleniyorum. Ay- yıldızlı şeyler, sırmalı burmalı Osmanlı şeylerinin şeyleri filan, kolay da değil yani. First lady çilesi de ayrı, iki ev hanımıymış gibi gidip o defileyi izleyeceksin, mutlaka çok beğeneceksin. Arkasından bununla kalınmıyor, mutlaka Türk el sanatlarıyla ilgili bir etkinlikte bulunacaksın, işlemeli filan bir şeyler alacaksın. Buradan bir tespit yapmadan geçmek mümkün değil: Hareketli bir kadınsanız bir first lady olamazsınız. Çünkü genel olarak oturularak yapılan bir iş bu.
    Zannımca politika ya da uluslararası ilişkiler konuşmak isteyen bayan Sezer için bu müthiş bir işkence oluyordur. Yani insan hiç değilse "Sizin oralar nasıl?" gibisinden bir muhabbete girmek ister sakin kafayla, o bile mümkün değil.
    Nasıl oluyor bu ben bilmiyorum. Bilen varsa söylesin: Bu "eşler", erkek tarafı "prezidan" olunca zorunlu olarak ev hanımı mı oluyorlar? İşlerini sürdüremiyorlar mı misal? Herhalde, Oxford bitirdiysen de "protokol hanım" olarak takılmak zorunda kalıyorsun. Ülke senin evin ve sen de bir ev sahibesi olarak misafir ağırlayıp duruyorsun. Ama bu ağırlama işini bu kadar sıkıcı yapanın ne olduğunu ben söyleyeyim: Bu misafirlikte ne yapılacağını galiba erkekler belirliyor. Bahse girerim eğer bayan Sezer özgürce yapabiliyor olsaydı misafirlik programını, Allah'ın günü Olgunlaşma Enstitüsü'ne gitmek istemezdi. Bayan Sezer, acınızı paylaşıyoruz!
   
    ecetem@hotmail.com
   
   





Çetin ALTAN
Kov bostancı danayı, yemesin lahanayı...

Melih AŞIK
Zeki ve aptal

Fikret BİLA
Nereye gider?

Hasan CEMAL
Göçmenler de 'evet' diyor

Güneri CIVAOĞLU
Düdüğünü asmayan adam

Can DÜNDAR
'Asıl mafya hortumcular'

Abbas GÜÇLÜ
Bu cinayetin failleri kim?

Mehmet Y. YILMAZ
Türk çocukları 70'lerinde de böyle olursa...

Hasan PULUR
İnsanların da ikinci baskıları vardır...

Derya SAZAK
Kırık kupa

Meral TAMER
Sponsorluk harcamalarının % 69'u spora

Ece TEMELKURAN
Sezer'in sıkıntısını paylaşıyorum!

Tamer HEPER
Yanlış iş yapıyorlar

Osman ULAGAY
Dünyada para bolluğu biterken ucu bize dokunacak

Güngör URAS
Yozgat fabrikasız kaldı

Serpil YILMAZ
Erdoğan MÜSİAD'da Sabancı'yı övdü