19 Nisan 2004 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Referanduma doğru

       
    KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, "Bizim arzumuz iki 'evet' çıkmasıdır. Ancak o zaman başarıya ulaşırız. Türkiye'nin önünün açılması, Kıbrıs'ın dünya ile bütünleşmesi için iki evet'e ihtiyaç var" diyor. Doğru söylüyor.
    Bir yandan, Türkler'in olumlu, Rumlar'ın olumsuz oy kullanmasının, son ayların gelişmelerini onaylar bir sonucu olacaktır, orası doğru.
    Son gelişmeler, hem Ankara'nın siyasi liderliğini ve diplomasisini hem de KKTC hükümetini, Kıbrıs konusunda ilk kez uluslararası toplulukla uyumlu olan taraf haline getirdi. İlk kez, BM, AB ve ABD ile aynı çizgide görünen Türkler olurken, Rum Yönetimi'nin çözüm konusunda daha tereddütlü, karşılıklı tavize dayalı bir uzlaşma fikrine daha uzak olan olduğu anlaşıldı. Başta Tasos Papadopulos olmak üzere bazı Rum siyasi liderlerinin referandumda "hayır" oyu verilmesi yönündeki çağrıları da, Rum halkının bu çağrıya uyacağını gösteren anketler de, adanın güneyini uluslararası toplulukla "ayrı telden çalan taraf" yapıyor.
    Ancak, bu duruma bakarak "kuzeyde 'evet,' güneyde 'hayır'" sonucunu ideal saymak hata. Esasen bu, çözümü değil, bölünmüşlüğün tescilini ve nihai olarak da taksimi isteyenlerin yaklaşımı.
   
   
Çifte "evet" ideal
    Şurası artık biliniyor: Kuzeyde "evet," güneyde "hayır" sonucu alınırsa, KKTC'nin uluslararası izolasyonuna yavaş yavaş son verilecek, ambargo fiilen delinecek. Bunu, AB ve ABD yetkilileri çeşitli ortamlarda hem basına açıkladılar, hem de Türk ve Rum muhataplarına aktardılar.
    Bu durumda, Ankara'nın yoğun bir "KKTC'ye el uzatın" kampanyası başlatacağı kesin. Bu kampanya sonucu, belki bazı devletlerin (örneğin Azerbaycan), işi KKTC'yi tanımaya kadar götürebileceği beklentisi de, hem Türk hem Batılı diplomatik çevrelerde var.
    Ancak böye bir kampanya başarılı bile olsa, ABD başta birçok ülke KKTC ile ticari ilişki başlatma yönünde somut adımlar atacak bile olsalar, uluslararası finans kuruluşları KKTC'ye kredi akıtmaya bile başlasalar, çözümsüzlük, Annan planı temelinde bir çözüme yeğ tutulmamalı.
    Zira, (güney) Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta başlayacak AB üyeliği, ister istemez Rumlar'ın elini güçlendirecek. "Yeşil Hat, AB sınırı olur" sözünün içerdiği rest, AB'de yankı bulsa bile, Rumlar üyelikle beraber gelecek AB kararlarına katılım hakkını, KKTC'ye yönelik açılımların (ve Türkiye'nin) önünü kesmek için kullanmayı (itirazlar ve engellemeler olsa bile) sürekli deneyeceklerdir.
    Ayrıca izolasyona son verilmesi ve tanınma yönündeki mücadele, zaman içinde belirli başarıları getirebilecek olsa bile, çok kaynak ve enerji alan sancılı, uzun bir süreç gerektireceği de kesindir.
    Öte yandan, zaman içinde "taksim" uluslararası kabul görecek olsa ve KKTC tanınsa bile, bu Talat'ın da dediği gibi, mevcut çözüm planının aksine "mülkiyet sorununu çözmeyen" bir çözüm olarak kalacaktır.
    Dahası, KKTC, AB üyesi güney komşusunun iktisadi standartlarını ve uluslararası imkanlarını beliki de hiçbir zaman tam olarak yakalamayacak ve eşitsizlik kalıcılaşacaktır.
    Kıbrıs Türkü'nün hayat koşullarını en hızlı biçimde iyileştirecek, Türkiye'nin elini rahatlatacak ve AB'ye uzanan yolda önünü en fazla açacak sonuç, adanın iki kesiminden de "evet" çıkmasıdır.
   
   
ABD'nin argümanları
    Yukarıda Talat'ın açıklamasından yola çıkarak yazdıklarım, ABD yönetiminin görüşlerini de birebir yansıtıyor. İki tarafta da "evet" sonucu için çalışan Washington, şu anda dikkatini AKEL'in son aşamada yeniden "evet" yönünde çark edip etmeyeceğine odaklamış durumda. Haftasonunda, bir ABD'li diplomatın "Güneyde havanın değişmesi olasılığına hala inanıyor musunuz" soruma yanıtı, "Bu olasılığı yüzde 50 olarak görüyoruz" şeklinde.
    Rum kesimindeki anketler öyle demiyor. Ancak 16 Nisan'da iki Türk ve iki Yunanlı gazeteciye ayrı ayrı, toplam dört söyleşi vererek Kıbrıs halklarına mesaj ileten ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, "Anketler değişir" diyerek son ana kadar "evet" için çalışacaklarını teyid etti.
    ABD "evet" telkinini üç temel argümanla destekliyor:
    Öncelikle, "Çözüm, güneyin tek taraflı 'hayır' oyu ile reddedilirse, KKTC'ye bakışımızı tümüyle gözden geçiririz, açılım başlatırız" mesajını veriyor. Bu argüman, ABD'li yetkililer aracılığıyla son on gün içinde Washington ve Brüksel'de basına birkaç kez tekrarlandı. Dahası ABD'li yetkililer, Türk, Rum ve Yunan yetkililerle ikili görüşmelerinde bu yaklaşımın altını çizdiler.
    İkinci argüman, Powell'ın özellikle vurguladığı "B Planı yok" argümanı. Böylece, bir yandan Kıbrıs Türkleri'ne "Rumlar'la birlikte AB'ye girmenizin yolu 'evet' demekten geçiyor" hatırlatması yapılıyor. Ama daha önemlisi, Rumlar'a "Sanmayın ki, AB'ye girince, Annan'ın öncülüğünde ulaşılan çözümden daha avantajlı bir anlaşma sağlamanız kolay olacak. Sanmayın ki, yeniden müzakereler hemen başlayabilecek. Sanmayın ki, bunun için gerekli uluslararası desteği bulacaksınız" mesajı veriliyor.
    Powell'ın şu sözlerinin altını çizin: "'Hayır' oyunun ertesi günü Genel Sekreter'in veya BM'nin ne yapmasını bekleyebiliriz ki? Kıbrıslılar bir çok yıldır ilk kez ortaya çıkan bir uzlaşma ve çözüm fırsatını reddetmiş olacaklardır. Sanıyorum ve öngörüyorum ki, bu kez reddedilirse, böylesi bir fırsat daha onyıllarca gelmeyecektir."
    Üçüncü argüman ise, özellikle Rumlar'ın üzerinde durduğu ve son olarak AKEL'in "evet" çizgisine dönüşün koşulu olarak ortaya attığı güvenceleri ilgilendiriyor. AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, anlaşmanın harfiyen uygulanacağı konusunda BM ve AB'den güvence verilmesi halinde, yeniden Kurultay toplayıp kararlarını gözden geçirebileceklerini söylediği saatlerde, Powell da bize, tarafların "evet" oyu vermekten çekinmemesi gerektiğini şu sözlerle anlatıyordu:
    "Korkacak bir şey olmadığını düşünüyorum. Eğer 'evet' oyu çıkarsa, Genel Sekreter, BM, uluslararası topluluk, AB ve ABD, her iki tarafın da yükümlülüklerini karşılaması için herşeyi yapacağımızı açıkça söyledik. Taraflardan da yükümlüklüklerini yerine getirmelerini bekleyeceğiz. Uluslararası topluluğun baskısını kullanarak planın gerektirdiği yükümlülüklerin yerine getirildiğinden emin olacağız."
   
   
Yapıcı tavra devam
    Anketler değişmez, Kıbrıs'ta çözüm Rum oyu ile reddedilirse, yeni ve zor bir dönem başlayacak.
    Powell, Rumlar'ın tek başına AB'ye girmesinin uluslararası ortamda büyük karmaşa yaratacağını ifade ederek, bu durumla yüzyüze gelmeyi istemediğini açıkça söyledi.
    Bu dönemde, Washington'ın ve AB'nin Türkiye'den beklentisi, son aylarda Kıbrıs konusunda hem siyaset, hem diplomasi alanında gösterdiği yapıcı ve yaratıcı tavrı sürdürmesi olacak.
    Türk tarafının uluslararası toplulukla aynı çizgide kalması, Rumlar'ın olası "hayır" oyunun yansıtacağı liderlik gafletinin ve çözüme gönülsüzlüğün iyi algılanması açısından da önem taşıyacak.
   
    ycongar@erols.com
   
   
   





Taha AKYOL
Lozan'da Kıbrıs ve adalar

Çetin ALTAN
Üç anahtar masalı

Fikret BİLA
Faiz itirafı

Hasan CEMAL
AKEL 'evet' diyebilir ama yeterli olur mu?

Yasemin CONGAR
Referanduma doğru

FAİK ÖZTRAK
7. gözden geçirmenin düşündürdükleri

Hasan PULUR
Malum gündemin dışındaki bir gündem

Derya SAZAK
Avrupa solu ve CHP

Ece TEMELKURAN
Kalbimin haritası

Yaman TÖRÜNER
Tüm düşmanlara karşı

Osman ULAGAY
'BOP' hiç de korkulacak bir plan değilmiş (!)

Güngör URAS
Beyaz un merakı sağlığı rezil ediyor