|


Köşe yazarının "şahsi"(?) meselesi:
Kalbimin haritası
Bazı kalpler kendine kendine atıp, kabadayı sanıp kendini, kendi kendine vururmuş. Bay Kardiyolog işte bu yüzden dedi ki: "Size ancak kalp atışlarınızı idareli kullanın diyebilirim."
Yüzlerimiz, sözlerimiz, benliklerimiz yaralardan mı bina edilir aslında? Acaba hiç şekilsiz mi olurdu ağzımız, seslerimiz, ellerimiz, yaralarımız hiç olmasa? Belki de yaralarından tanırlar insanlar birbirlerini. Belki de sırf bu yüzden diyorum, kıymetlidir vaktiyle canımızın acımış olması. Bizi, biz yapan izlerin, görünen ve görünmeyen izlerin yüzümüze, gözümüze, içimize, kalbimize kaydolması, gövdelerimizi adlandırması...
Yazar acil serviste
"Siz ne yaptınız kendinize böyle Ece Hanım?" diye girdi içeri Bay Kardiyolog. Öyle beklenmedik bir şefkatle, hele ki zayıf bir anınızda sorulursa bazı sorular, derinden hal hatırlar, uyutulmuş kabuklar mı kalkıyor, insan bir anda çözülmek mi istiyor neyse, en başından başlayıp anlatasım geldi Bay Kardiyolog'a, ta en başından ve hepsini. Tam orada, acil servisin ortasında, kendime neler neler ettiğimi...
"Biz de konuşuyoruz arkadaşlarla, yazmıyor bir haftadır diye. Demek sağlık sebebiyle... Nedir durum anlatın bakalım şimdi bana."
Durum şöyle doktorcuğum:
Tansiyonum geçen pazartesi düştü mü 5'e! Çarşamba da 3'e! Göğsümde de "Buraya kadarmış!" dedirten bir ağrı, birkaç kişi oturuyor sanki böğrüme. Benim kalbimde bir şey var doktor, biliyorum, fena bir şey.
Ben kalp diye buna derim!
Doktor da okuyormuş bizi, yazdığımızı çizdiğimizi; halden anladı. "Siz" dedi, "Öyle şeyler yazarsanız, olur tabii!". Ve derhal göğsüme Bay Kardiyolog, elektrotları bağladı. Şimdi işte her şey belli olacaktı, bu kalbin neresinde ne yara var ortaya çıkacaktı. Kalbim kâğıda düştü, düşe düşe bir harita çizdi. Bay Kardiyolog aldı eline haritayı. Bu yazıları yazdıran, beni dünya işlerine bu kadar kızdıran, kendi kendini hırpalayıp duran kalbin derdi neymiş diye şöyle uzun uzun baktı. Güldü Bay Kardiyolog, teşhisi yapıştırdı:
"Kalp diye ben buna derim Ece Hanım! Bu başarılı bir kalptir, tebrik ederim!"
Teşekkür ettik, bir mesele yokmuş, geri aldık kalbimizi. Beni tanıyan cümle âlemin bildiği gibi, "biraz fazla sıkıyormuşuz canımızı", böğrümüzde kim oturuyorsa biz buyur ediyormuşuz oraya kendilerini, teşhis zaten yıllardır değişmedi!
Kendine atan kalpler
Herhalde bir yaradan mütevellit, başka türlü görüyoruz baktıklarımızı. Bakınız kalp doktoru diye ben ona derim, Bay Kardiyolog bunu da anladı. Sudan sesiyle, kendi halinde bir yeryüzü tanrısı gibi, teşhis ve tedaviyi "kendine izin vermeye" bağladı. Bazı kalpler kendine kendine atıp, kabadayı sanıp kendini, kendi kendine vururmuş. Bay Kardiyolog işte bu yüzden dedi ki: "Buna son verin diyeceğim ama, verilmez bilirim. Size ancak kalp atışlarınızı idareli kullanın diyebilirim."
Düşen yapraklar acıtsa da ağacın canını, onlar yerlerine yapışmaz ki! Yaralar alınmamış gibi yapılmaz ki! Keşke almasaydık onları diye de yaşanmayacağına göre... Ancak artık bundan böyle, yaralarından tanır insanlar birbirlerini diye... Diye diye... Yaza yaza... İdareli kullanarak kalplerimizi, nafile de olsa öğütleyerek bunu birbirimize... İşte muhterem okur, işte öyle.
ecetem@hotmail.com
|
|

|