19 Nisan 2004 Pazartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
'BOP' hiç de korkulacak bir plan değilmiş (!)

       
    Bu yıl 6-7 Mayıs'ta Jeffrey Sachs gibi kalburüstü isimlerin de katılımıyla gerçekleşecek olan Forum İstanbul'a hazırlık amacıyla düzenlenen yemekte ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Eric Edelman'ı dinlerken ABD'nin ve dillere destan "Büyük Ortadoğu Projesi"nin ne kadar ciddiye alınabileceğini düşündüm.
    ABD'de 11 Eylül şokunun yaşandığı saatlerde Başkan Yardımcısı Cheney ile aynı sığınakta bulunduğunu belirten Büyükelçi Edelman, o anda nelerin olup bittiğini, bu olayın neden yaşandığını anlamaya çalışırken teröre karşı savaşın yalnızca askeri güçle kazanılamayacağını düşündüklerini anlattı. 'Büyük Ortadoğu' dine tanımlanan bölgede çok boyutlu bir dönüşümün gerekli olduğunu kaydeden Edelman bu bölgedeki demokrasi ve özgürlük açığının, bilgi açığının, erkek - kadın eşitsizliğinin giderilmesini ve seçmene hesap verecek yönetimlerin kurulmasını gerekli görüyor.
    Pekiyi bu nasıl sağlanacak? "ABD'nin bölgedeki ülkelere empoze edeceği somut bir planı yok" diyor Edelman. Demokratikleşme sürecinin, bölgedeki toplumların kendi içinden çıkacak dinamiklerin yön verdiği hareketlerle yürümesi gerektiğini, bu amaçla sivil toplum kuruluşlarının destekleneceğini söylüyor.
    Irak'taki son gelişmeleri ise "Yabancı savaşçıların ayaklanması" olarak niteledi Büyükelçi Edelman. Görüyorsunuz korkmaya ve kafa karıştırmaya hiç gerek yok, her şey açık ve basit(!).
   
    Türkiye de kendini balayı sonrasına hazırlamak zorunda
   
'Yükselen Pazarlar' için balayı bitiyor mu?
        Türkiye'nin de aralarında bulunduğu, 'Yükselen Pazarlar' (YP) diye tanımlanan ülkeler geçen yıldan beri uluslararası finansal pazarların gözdesi haline geldiler ve adeta bir balayı yaşadılar. ABD, Avrupa ve Japonya'da faizler düşük seyretmeye devam ederken YP kategorisindeki ülkelerin uluslararası piyasalarda işlem gören tahvillerine ciddi talep geldi ve özellikle Brezilya ve Türkiye gibi ülkelerin tahvilleri şaşırtıcı oranlarda prim yaptı. Öte yandan YP diye nitelenen ülkelerin hisse senedi borsalarının da genellikle iyi prim yaptığı gözlendi.
    Grafikte de görüldüğü gibi, son bir yılda YP hisse senetlerini içeren yatırım fonlarının getirisi Avrupa ya da Amerika'daki şirketlerin hisselerini içeren fonların getirisini açık farkla geride bıraktı, dünya ortalamasının da çok üzerine çıktı. Bu eğilimin bu yılın ilk üç ayında da sürdüğü gözleniyor. 2003 yılında YP'ye net özel sermaye girişi 2002 yılına göre % 50 artarak 187 milyar doları buldu.
   
    BALAYI VE SONRASI
    Türkiye de bu balayı ortamından yararlanan ülkelerden biri oldu. Türkiye'nin euro tahvilleri, özellikle "tezkere krizi" atlatıldıktan ve Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) konusundaki kararlı tutumu belli olduktan sonra iyi prim yaptı ve içerdeki yatırımcı için de çekici bir seçenek haline geldi. Hisse senedi borsamız da bu ortamdan yararlandı.
    Ancak şimdi gelinen noktada bu tatlı balayına gölge düşürecek gelişmeler ufukta belirmiş durumda. Bir kere ABD'de bir yıldır % 1'de tutulan faiz oranlarının bu yıl içinde yükseltilmesi olasılığını artıran gelişmeler bu balayına gölge düşürüyor. ABD'de ekonominin ısınmaya başladığı ve enflasyonun yükseldiği izlenimi yerleşmeye başlarsa, kısaca FED diye anılan ABD Merkez Bankası'nın bu yaz faizleri yükseltmeye başlayabileceği belirtiliyor. Bu olasılık gerçekleşirse, prim yaptıkları için faizleri iyice düşmüş olan YP tahvillerinin faizleriyle ABD faizleri arasındaki aralık daha da daralmış olacak ve bu tahvilleri tutmak çekici olmaktan çıkabilecek. Ayrıca, ABD faizlerinin düşük olmasından yararlanarak ABD faiziyle borçlanıp YP tahvillerine girmiş olanlar da ABD faizleri yükselirken bu tahvilleri elden çıkarmayı düşünecek ve satış baskısına katkıda bulunabilecek. Bu süreç bir kez başladığında YP tahvilleri değer kaybetmeye başlayacağı için de bu kendini besleyen bir süreç haline gelebilecek.
    YP tahvillerinde bir balon oluştuğu izlenimi bu yıl Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nda da gündeme getirilmiş ve ben de birkaç yazımda bunu yansıtmaya çalışmıştım. O günden bu yana korkulan olmadı ve YP tahvillerine bir miktar satış gelmekle birlikte yoğun bir kaçış yaşanmadı. ABD ekonomisinden çelişkili sinyaller gelmesi ve bu yılın ABD'de başkanlık seçimi yılı olması FED'in faiz artırma girişimini seçim sonrasına bırakabileceği beklentisini yaratmış, bu da YP'leri kurtarmıştı. Şimdi gelinen noktada ABD ekonomisinden gelen sinyaller hâlâ çelişkili ama bu yaz bir faiz artırımının gündeme gelmesi olasılığı artmış görünüyor. Bu, bizim gibi ülkeler için hiç de iyi bir haber değil.
   
    AB FAKTÖRÜ
    Öte yandan AKP hükümetinin AB ile bütünleşme yolunda attığı kararlı adımların da Türkiye'nin uluslararası piyasalardaki görünümünü olumlu etkilediği, Türkiye'ye ve Türk tahvillerine para akışını özendirdiği de bir gerçek. 1 Mayıs'ta AB üyesi olacak ülkelerin son bir yılda sağladığı kaynak girişi de AB üyeliğinin dış kaynak çekmek için önemli bir mıknatıs görevi yaptığını gösteriyor. Bu nedenle Kıbrıs'tan başlayarak Türkiye'nin AB ile bütünleşme sürecini etkileyecek her gelişmenin de dış kaynak girişini ve Türk euro tahvillerinin fiyatlarını etkilemesi beklenebilir. Tüm bu nedenlerle son bir yılı oldukça adeta bir balayı ortamında, iyimser beklentilerle geçiren Türkiye'nin balayı sonrasının gerçekleriyle yüzleşmeye hazır olmasında yarar var gibi geliyor bana.
   
    oulagay@milliyet.com.tr
   
   





Taha AKYOL
Lozan'da Kıbrıs ve adalar

Çetin ALTAN
Üç anahtar masalı

Fikret BİLA
Faiz itirafı

Hasan CEMAL
AKEL 'evet' diyebilir ama yeterli olur mu?

Yasemin CONGAR
Referanduma doğru

FAİK ÖZTRAK
7. gözden geçirmenin düşündürdükleri

Hasan PULUR
Malum gündemin dışındaki bir gündem

Derya SAZAK
Avrupa solu ve CHP

Ece TEMELKURAN
Kalbimin haritası

Yaman TÖRÜNER
Tüm düşmanlara karşı

Osman ULAGAY
'BOP' hiç de korkulacak bir plan değilmiş (!)

Güngör URAS
Beyaz un merakı sağlığı rezil ediyor