|


Bu topraklar artık barışı hak ediyor
Bir yanda 'evet'çiler barış şarkılarıyla geleceği anlatıyor, öbür yanda ülkücüler geçmişin hortlaklarıyla uğraşıyor
Referanduma doğru Kıbrıs - 5
LEFKOŞA
İki kavşakta iki gösteri. Biri evetçilerin, öteki hayırcıların. Bir taraf gelecekle, öteki taraf geçmişle uğraşıyor. Birinin elinde zeytin dalı, ağzında barış şarkıları... Ötekinin eli yumruk olmuş, iki dudağının arasında kavga ve savaş sözcükleri...
Bir taraf, güzel bir geleceği barış şarkılarıyla anlatıyor. Öteki taraf, boyun damarları şişmiş, habire savaş sloganları atıyor, geçmişin hortlaklarıyla uğraşıyor.
Bir taraf güler yüzlü.
Öbür tarafta kaşlar çatık.
Yüzler gergin, ürkütücü...
Şehrin hemen girişindeki kavşağı evetçiler tutmuş, bayrak dalgalandırıyorlar, barış şarkılarıyla... Dereboyu kavşağında ise hayırcılar... Üç hilalli MHP bayraklarıyla, kurt işaretleriyle, Türkiye plakalı arabaların içinden yarı bellerine kadar sarkarak, yüzleri takallüs etmiş, bağıra bağıra meydanda dönüyorlar.
Kızılelma koalisyonu
Ülkücülerin bir afişi:
Denktaş'ın fotoğrafı ve yanında koca bir yumruk resmi. Altındaysa Rumların ancak bundan, yani yumruktan anlayacağı yazıyor.
Ülkücüler Denktaş'ın yanında...
Erbakancılar da öyle.
Ecevitler de Kıbrıs'ta.
Bülent - Rahşan Ecevit çiftinden sonra MHP lideri Bahçeli de bugün adaya geliyor.
Kızılelma koalisyonu...
Nafile bir çaba!
Çünkü geleceği geçmişte arıyorlar. Mazide yaşıyor, geçmişin hortlaklarıyla iş tutmaya çalışıyorlar. Barış ve demokrasiden ürküyorlar. Farklı köklerden gelen, dili, dini, kimliği farklı insanların aynı çatılar altında yaşayacaklarına inanmıyorlar. Kafaları öyle ki, sürekli yabancı ve düşman üretiyor.
Bu çatışmacı kafaların, güzel bir geleceğin kurulmasında rolleri yoktur, olamaz da. Bu yüzden gitgide etkisizleşip sahneden silinmeye, siyaseten kıytırıklaşmaya mahkumdurlar.
Türkiye'de bu süreci yaşadılar.
Şimdi de Kıbrıs'ta yaşayacaklar.
Geçelim.
Ama bir uyarıyı yaparak...
Denktaş'ın hayırı için Kuzey Kıbrıs'ta çalışan bu ülkücülerin aşırı eylemleri barış ve huzur açısından tehlike oluşturuyor. Her türlü provokasyona açık bir ortam hazırlıyor. Hem bugün hem 1 Mayıs sonrası için bu noktaya dikkat etmekte yarar var.
Çünkü o zaman, 1 Mayıs sonrası barışı yönetmek diye bir konu gündemde kendini belli edecek. Bu öylesine bir konu ki, yeterli liderlik ve devlet adamlığı eğer Kıbrıs'ta sahne alamazsa, diplomatik alanda elde edilmiş olan kazanımlara yazık olabilir.
Bu güzel adada geçmişin acı deneyimlerinden dersler çıkartarak güzel bir gelecek kurmaya hazır insanlar çoğunluğu oluşturuyor. Bence öyle. Soru işaretleri, geçmişten kaynaklanan kuşkular elbette var. Ama çoğunluğun gönlü barış ve çözümden yana.
Kavgadan, çatışmadan değil.
Barış adası olabilir
Geçen gün Kuzey Kıbrıs'ın en batısındaki Katolik Maronitlerin yaşadığı bir köye gidiyorduk. 1974 sonrası köylerini bırakıp Güney'e gitmeyi inatla reddetmişler. Kıbrıslı Türk meslektaşım Başaran cep telefonuyla yemek yiyeceğimiz köy lokantasını arıyor. Türkçe, Rumca ve İngilizce karışımı bir dille anlaşıyor Maria'yla, lokantanın sahibiyle...
Gülmeye başladık.
Kıbrıs gerçeği bir yerde bu. Öylesine bir doku ki bu, yürekli ve ufku geniş liderlerin elinde, geçmişten de ders alarak tam anlamıyla bir barış adasına dönüşebilir.
Restoranın adı, Yorgo'nun Yeri.
Altında, Kasap Restoran yazıyor. Bir yanı, güzel kokuların geldiği koca bir mutfak, bir yanı kasap. Masalar, tavandan etlerin sarktığı kasapla açık mutfağın önüne kurulmuş. Pazar günü geç bir öğle yemeği için renkli, gürültülü bir müşteri kalabalığı var. Köy sakini Maronit aileler, Türkler, Güney'den günü birlik gelmiş Rumlar, her yerde hazır ve nazır İngiliz emekli çiftleri...
Ve garson, Türkiye'den bir Kürt...
Duvarın bir yanında Maronit Katolik Kilisesi'nin ruhani lideri, siyah cüppesiyle, öbür yanında renkli Atatürk fotoğrafı... Ev imalatı kırmızı şarap plastik şişelerde dağıtılıyor masalara. Kilisenin bahçesinde bir köpekle neşe içinde oynayan çocuklar...
Güzel bir gündü.
Hep birlikte geleceğe, barışa kadeh kaldırdık.
Geçmişin hortlaklarına değil.
Bir gün önce de Dipkarpaz'da güzel bir gün geçirmiştik. Kuzey Kıbrıs'ın en uç noktasında, denizin kenarında yemek yiyorduk. Garson olarak güler yüzlü iki genç kız çalışıyordu. Şivelerine bakıp "Kıbrıslı Türk müsünüz?" diye sordum. "Türkçeyi öyle konuşuyoruz. Çünkü burada doğup büyüdük. Ama annemiz babamız Türkiyeli" dediler.
Bu toprak acıya doymuş
Fatma, 17 yaşında. "Annem Kayserili, babam Yozgatlı... 1974'te gelmişler. Ben burada doğdum" diyor. Esra daha 14 yaşında. O da Kıbrıs'ta doğmuş. Annesi babası Adana'dan gelip buraya yerleşmişler. "Arada bir dans var mı?" diye sorunca, "Sadece düğünlerde" diye geliyor yanıt. Kıbrıslı gibi konuştuklarını söyleyince, kıkır kıkır gülüyorlar, "Artık buralıyık!" derken...
Ve ikisi de evetçi!
Bırakın, bu topraklara barış gelsin. Bu topraklar artık acıya doymuş olmalı. Bu yüzden Türk'üyle Rum'uyla barışı hak ediyor bu topraklar.
Kıbrıs yazıları devam edecek...
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|

|