|


'Evet' ile 'hayır' arasında
Kıbrıs'ta yapılacak referandumda Türk ve Rum seçmenlerin vereceği 'evet' ya da 'hayır' oyları adanın geleceğini belirleyecek. Ancak ortaya çıkacak sonuç, Kıbrıs'ın geleceğini belirleme açısından önemli olmanın ötesinde, Türkiye'nin iç politika gündemini ve dış politika tercihlerini de etkileyebilecek. Bu nedenle 'evet' ile 'hayır' seçenekleri Türkiye'de de yoğun biçimde tartışılıyor.
Aslında bu tartışmayı sürdüren tarafların, Kıbrıs dışında bazı konularda da karşıt kutuplarda pozisyon aldığını ve 'evet' ya da 'hayır' seçeneklerini savunduğunu görüyoruz. Örneğin Kıbrıs'ta Annan planı çerçevesinde bir çözüme 'evet' diyenler Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile bütünleşme yolunda gerekli her adımı atarak öncelikle bu hedefe odaklanmasına da 'evet' diyorlar.
Buna karşılık Annan planının Türkiye'ye kurulmuş bir tuzak olduğunu düşünen ve bu nedenle referandumdan 'hayır' sonucunun çıkmasını isteyenler, Türkiye'nin AB ile bütünleşme çabalarını da eski deyimle "beyhude bir gayret" olarak görüyorlar ve Türkiye'nin bu amaçla AB'ye ödün vermesine de 'hayır' diyorlar.
Neden 'evet'?
Ben kendi hesabıma, Kıbrıs'taki referandumdan 'evet' sonucunun çıkmasını, en azından Türk kesimindeki oylamada 'evet'lerin fazla olmasını istiyorum. Kıbrıs'taki oylamada 'evet' sonucunun alınması halinde Türkiye'nin AB ile bütünleşme yolunda ilerlemesinin de daha kolay olacağını ve bunun da Türkiye'ye elle tutulur bir gelişme perspektifi kazandıracağını düşünüyorum.
Benim ortaya koyduğum bu tercih kuşkusuz bazı varsayımlara dayanıyor ve bu varsayımlar da aslında tartışmaya açık varsayımlar. Örneğin AB'nin ve AB'de söz sahibi ülkelerin şu ya da bu gerekçeyle Türkiye'ye oyun oynamayacağını varsayıyorum. İtiraf edeyim ki bu varsayımların tutacağı konusunda kaygılarım var.
Ancak bütün bunları da hesaba katarak 'evet' seçeneğini savunuyorum çünkü 'evet'le girilecek yolda ilerlemek için bir yol haritası var elimizde ve bu yolda attığımız adımları sürdürürsek varabileceğimiz somut bir hedef var. AB içinde yer alacak bir Türkiye, küreselleşmenin fırtınalı denizlerinde ilerleyebilecek bir filoya katılmış olacak.
Neden 'hayır'?
Pekiyi, "Türkiye'nin ulusal çıkarlarını" savunma gerekçesiyle 'hayır' cephesinde saf tutanların ileri sürdükleri gerekçelerin hiç ciddiye alınacak tarafı yok mu? Türkiye AB ile ilişkilerinde ciddi 'kazıklar' yemedi mi? AB ülkeleri kendi iç politika önceliklerini ileri sürerek, hatta Türkiye'nin din ve kültür farkını bir kez daha hatırlayarak, bize yeni çalımlar atamaz mı? Kıbrıs'ta çözüm diye ortaya konan formül kötü niyetle istismar edilerek adada yeni bir çıkmazın ortamı yaratılamaz mı? ABD, Kıbrıs'taki çözümü, bölgedeki emelleri için kullanamaz mı?
Bunlar ciddiye alınması gereken sorular ve 'evet' seçeneğini savunanların da bu soruları göz ardı etmemesi gerekiyor. Ancak bu soruları soran 'hayır' cephesinin çok ciddi bir handikapı var, Türkiye'nin geleceği için ortaya koyacağı alternatif bir yol haritası yok. Türkiye'nin ya da Türk milletinin 'ulusal gücü'ne güvenmek, 'tam bağımsızlığı' savunmak ilk anda kulağa hoş gelebilir ama bu sloganlar bugünün dünyasında Türkiye için gerçekçi bir yol haritası çizmeye yetmez. AB ile bütünleşme perspektifini kaybetmiş bir Türkiye'nin, farklı uluslararası kombinezonlar içinde geleceğini güvenceye alacak bir konuma gelmesi de pek beklenemez.
Çözümsüzlük tuzağı
Türkiye'nin geleceği için, 21. yüzyıl dünyasının gerçeklerini dikkate alan tutarlı bir yol haritası ortaya koyamayan 'hayır' cephesinin istediği olur, Kıbrıs'taki referandumda çıkacak 'hayır' sonucu, Türkiye'nin AB yolunda sağladığı ilerlemeyi de kösteklerse, çok boyutlu bir çözümsüzlük tuzağına düşebiliriz. AKP hükümetinin sendelemesini öncelikli hedef haline getirenler bu sonuca belki sevinebilir, çözümsüzlük ortamından medet umanlara yeni fırsatlar çıkabilir. Bu özlemi duyanların 'hayır'ı savunması rasyonel bir tercih olarak görünüyor.
oulagay@milliyet.com.tr
|
|

|