22 Nisan 2004 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   


   
Kıskançlık krizi

            "Hanyayı Konyayı gördük" geçen hafta!..
    O ne biçim şehir öyle; sokaklara bal dök yala. İnsanlar saygılı, insanlar sevgili, insanlar vefalı Konya'da.
    Doğuştan İstanbul'a zimmetlenmiş bir vatandaş olarak, gel de kıskanma.
    Geniş temiz caddeler, Türkçe isimli dükkanlar, yeşil alanlar, selam verenler, boyalı evler... Zenginin villası aklı başında, fakirin gecekondusu yok; onunki de mütevazı bir apartman dairesi ama biraz şehir dışında.
    Sadece caddeleri, binaları değil, kalbi de güzel Konya'nın.
    Gizlisi saklısı olmasın; Belediye başkanı sayın Tahir Akyürek'e söylediğim cümleyi yazdım. Tam tören bitmişti. Biraz önce Konyaspor antrenman tesislerine rahmetli Tevfik Lav'ın adı verilmişti. Tevfik Hoca'nın eşi, kardeşi de davet edilmişti ve beyazlar içindeki saygıdeğer hanımefendi eşinin kabrine koymak üzere bir tutam çimen istemişti antrenman sahasından. Islak gözlerimizi kurulamadan araçlarımıza yürürken söyledim başkana:
    Sadece caddeleri, binaları değil, kalbi de güzel Konya'nın.
   
    Nezaket
    "Siz bizim sonsuza kadar hemşehrimizsiniz artık" dediler Tevfik Hoca'nın ailesine. "Acınızı paylaşarak azaltacağız. Ne derdiniz olursa ilk biz koşacağız".
    Hazır Konya'dayken, ölesi geliyordu insanın.
    Ben yirmi sene önceki "gazeteciye saygı"yı da Konya'da yeniden yaşadım, yirmi yıl sonra futbolda zerresi kalmayacak vefayı da. Ard niyetsiz bir hürmet. Köprüyü geçene kadar değil, gönüllere köprü kuran bir nezaket. Bunları Konya'yı, Konyalıları yüceltmek veya ödeşmek için yazmadım. Benimkisi haset... Sadece kıskandım.
   
   
"Galata Sarayı Efendileri"
    Vicdan azabı içindeyim. Halil Özer'in dört sene emek verdiği kitabını, elime geçtiği gün tükettim. Akşam göz atayım dedim, sabaha karşı bitti. Su gibi... Ama dağlardan kopup gümbür gümbür gelen bir su. Ulaştığı yere hayat vermeye giderken yıkıp geçmekten de çekinmeyen bir sel sanki "Galata Sarayı Efendileri"... Kitap, Halil'in bütün huylarını almış. Sayfalarında bir sürü manşet saklıyor. Galatasaray'ın röntgenini çıkarıyor. Yetmiyor bir de gazetecilik mesleğinin türlü çeşitli illizyonlarının püf noktalarını açıklıyor cesaretle. Epey zamandır böyle gözü kara kitap okumamıştım.
    Kendim seçsem bu kadar denk getiremezdim. Gündemdeki Galatasaray'ı Halil Özer'den öğrendikten sonra Metin Tükenmez'in "Medya ve Spor" eserine giriştim. Meslek adına öyle bir otokritik ki, değil gazetecilere, gazete okuyanlara bile öneririm. Ardından Haşim Şahin'in eskimeyen eseri, "Tuana'nın Babası Rüştü"... İki yıl önce yayınlanmış ama ben tam zamanında okudum; Rüştü "kesin dönüş" yaparken.
   
   
Ya çürük ya kelek
    Kanunlarla yasaklanmamış, sadece örf, adet ve gelenek yaptırımlarının koruyuculuğuna emanet edilmiş davranış biçimlerini ahlaki kelepçeden kurtarmanın en kestirme yolu, onu tartışmaya açmaktır.
    Mesela; "Türkiye'de teşvik primi vardır"!
    Ne yaptık bu cümleyi ilk kez televizyonda duyduğumuzda ? Kulaklarımıza inanamadık. Söyleyenden şüphelendik, kızdık, şaşırdık. Aradan bir süre geçti; bugün teşvik primi var mı yok mu tartışması çok gerilerde kaldı, hangi maçta kim ne kadar aldı, onu tartışmaya başladık.
    Ne oldu, teşvik primi içselleştirildi. Peki teşvik priminin içeriği değişti mi? Asla...
    Teşvik primi rüşvetle şike arası bir ahlak zafiyetidir hâlâ.
    Evet rüşvettir. Aynen gayrımenkul alışverişlerinde tapuda verdiğiniz "teşvik primi" gibi...
    Şikedir... Parayı verenin işini yaptığınıza göre, bir gün yenilmeniz için de teklif edecekleri gibi.
   
    Bıktık artık
    Bu konuda henüz fikir sahibi olamamışlar, zamanında teşvik primini verip almış "çürüklerden" değillerse şayet, en hafifinden "saf" olmalılar. İnsanların saf olma hakkı vardır elbet. Ama saflığını topluma enjekte etmek... İşte orası kelek. Maalesef, kelekler kavundan daha çok ülkemizde. Koklasak da anlayamıyoruz. Mecburen olgunlaşmalarını bekliyoruz. Lakin, sakın "Biz hata etmişiz" demesinler günün birinde. Bu laftan bıktık artık Türkiye'de.
    Bu işin bombası ne zaman patlayacak biliyor musunuz ? Gün gelecek, bir takım rakibini yenmek için rakibinin rakibinden para isteyecek. İşte o gün, iş işten geçmiş olacak ve teşvik primini şöyle ya da böyle Türkiye gündemine koyup içselleştirmeye çalışanlar bir kaleye daha bayrak dikecek.
    Zaten o kadar az kalemiz kaldı ki.
   
   
İyi oynamayan kaybetsin
    Sayın Daum ve sayın Lucescu'nun kıymetini bilmemiz, onları baştacı etmemiz lazım gelirken, biz de kalkmış eleştiriyoruz sevgili konuklarımızı.
    Şu Süper Lig denilen dikine maratonda, adrenalin manyağı olmuşsak, bunun sebebi ikisidir, biline...
    Ligin bitmesine dört hafta kala, hiçbirimiz sahaya çıkacak takımları tam olarak sayamıyor, hangi mevkide kimin oynayacağını kestiremiyor, kimin kazanacağı konusunda en ufak bir fikir yürütemiyorsak, sebep bu iki futbol "usta"sıdır. Sayelerinde son derece heyecanlı, gizemli, enteresan bir lig yaşanmaktadır. Bu hafta oynanacak Beşiktaş - Fenerbahçe derbisi ise, bu esrarengiz ligin doruk noktasıdır.
    İşin garip tarafı, söz konusu belirsizlik güç dengesinden kaynaklanmamaktadır. Her iki takım arasındaki denge ve ortak nokta, sahaya çıkıp ne oynayacaklarının bilinmemesidir. Derbiyi iyi olan kazanmayacak, kötü olan kaybedecektir. Kimin iyi, kimin kötü olacağı ise Allah'a kalmıştır.
   
    Tuncay - Sergen
    Gelelim tahmine:
    Şayet her iki hoca da, yine kimsenin anlayamadığı derin taktik varyasyonlara kapılıp ligin bitmesine dört hafta kalan yepyeni bir kurgu planlamamışlarsa; derbinin öyküsünü Tuncay ile Sergen'in yazması büyük bir olasılıktır. Çünkü kaybedecek bir şeyi kalmayan Lucescu'nun ileri iteceği Beşiktaş'ın boşalttığı alanları en iyi Tuncay kullanabilir. Öte yandan, orta sahası olmayan Fenerbahçe karşısında Sergen'in yaratıcılığı da kıymetlenecek, paslar ile verkaçların isabet oranı skor tabelasını değiştirebilecektir.
    Beşiktaş, tempolu hücumlarla Fenerbahçe'yi savunmada tutamazsa, Daum'un "multi" forveti, formsuz Cordoba'yı mutlaka geçecektir.
    Derbiyi kim kazanır bilinmez ama, temposu düşen kaybedecektir.
   
   
Etik mi, eteklik mi?
    Ne siz, ne biz, ne de onlar; hiçbirimiz, şu anda tedavülde olan "şike, şaibe, teşvik, dedikodu, tahrik" gibi berbat sıfatlara, fiillere müstehak değiliz!..
    Futbolu bir "ahlaki karambol"a çeviren bu tür gıllıgışlı işler, artık öylesine dallanıp budaklandı ki, herhangi birinden şikayet etmek "sayfaya sığmayanları görmezden gelmek veya kabullenmek" gibi algılanmaya başladı ve bu da beni fena halde rahatsız eder oldu.
    "Niye onu yazdın da bunu yazmadın" türünden sorulara muhatap olmak istemiyorum bu hafta. Ayrıca, alt tarafı Ters Köşe burası, Ana Britanica değil ki hepsini sığdırayım. Ayrıca midem kaldırmıyor artık. Kaldırsaydı, kendimden de korkardım!..
    Hepimiz bıktık futbola katılan zehirden; bıktık usandık ve en kötüsü kanıksadık:
    Etik, eteklik niyetine... Kısalıp küçüldükçe güzelleşiyor.
    Adalet, "atalet"e harf farkıyla geçiliyor.
    Dürüstlük, ast - üst ilişkilerinde figüran olmuş, "namustan" rol çalıyor.
    Mertlik dayılık anlamında, bitirime delikanlı deniyor.
    Tapılan para... Adak futbol... Tehdit, şantaj, kurşun gırla gidiyor.
    Ne o; Türkiye'de futbol oynanıyor...
    Biz bu Ters Köşe'yi futbolun tenefüsü diye açmıştık. Müfredattan kopmadan nefeslenmek adına... Tenefüste bile sahtekarlıktan bahsedecek duruma gelmişsek yazıklar olsun böyle futbola. Daha doğrusu, onu mıncıklayanlara.
    Ne siz, ne biz, ne de onlar, tedavülde olanlara müstehak değiliz ve bu hafta gündemin dışında durup, gündemi protesto etmekteyiz.
   
   
Geçmiş olsun
    Mesleki titizliği ile yorduğu kalbini onardılar sevgili Zeki Kuban'ın... Korktuk, üzüldük, telaşlandık ama, sonu iyi geldi. Uzun sürmez aramıza katılır, malum kendisi eski topraktır. Buradan Kuban'a acil şifalar, ailesine geçmiş olsun dileklerimizi yollayalım.
   
    eguven@milliyet.com.tr
   
   

SPOR


MIRCEA LUCESCU HEDEF TAHTASI
At yarışları
Avrupa Ligleri
Fener'in Başkent vurgunu: 84-85
İkinci Lig Puan Durumu
Favoriler doludizgin
Son düzlükte geçildik: 2-3
Dikkat anayasa deliniyor!
Fenerbahçe aşıkları!
Samandıra'da alarm
Yıldıray için son atak
Doğan'ın sırrı
Altın günümüz
'Alkışa hazır olun'
Hakemlerde iç savaş
Deportivo avantajlı: 0-0
Düello Konya'nın: 2-3
Altın Düdük OPERASYONU
Haber turu...
Kıskançlık krizi





Ercan GÜVEN
Kıskançlık krizi


 İSTATİSLİKLERLE LİG
 EURO 2000
 SIDNEY 2000
 DÜNYA KUPASI 98