24 Nisan 2004 Cumartesi
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Dananın kuyruğu, KKTC'nin uyruğu, "insan hakları"nın buyruğu...

       
    NİHAYET Kıbrıs'taki referandumlar üstüne fal bakıp durma süreci bitti. Kimin saçı ak, kimin saçı kara bu akşam belli olacak. Belli olacak da ne olacak? O da yine bir süre papatya falı, yahut bakla falı benzeri; çeşitli tahmin, açıklama ve yorumlarla ortalığı oyalayacak...
    1878'de Rus orduları Yeşilköy'e indiği zaman, İngiltere'ye sığınmak zorunda kalan 1 yıllık Padişah 2. Abdülhamit'le, anlaşmaları imzalayan 1 günlük Sadrazamı Saffet Paşa; Kıbrıs'ı - sözde geçici olarak - İngiltere'ye vermeyi kabul ederlerken, akıllarından bile geçirmiyorlardı 2004 yılının 24 Nisan'ı akşamı, Kıbrıs Türkleriyle, Kıbrıs Rumlarının ayrı ayrı referandumlarla Ada'nın geleceğini saptamaya çalışacakları...
    Sanki biz bugün, 2104 Nisan'ında Kıbrıs'ın durumunun ne olacağını tahmin edebiliyor muyuz?
    ***
    Biz şimdi günümüzü yaşıyoruz. Bize ne geçmişten, bize ne gelecekten...
    Ancak galiba bizi de, biraz aşırı kazıklıyorlar.
    Baksanıza Köstence Limanı'ndan bir Türk gemisine, ABD'deki alıcı bir firmaya götürmesi için, yığınla Kalaşnikof ve mermi yüklenmiş.
    Bizim gemiyi, İtalyanlar durdurup aradılar da, durum ortaya çıktı.
    ABD'deki alıcı firma, ne yapacakmış Rus yapımı o kadar Kalaşnikof'la mermiyi; bendeniz kestiremedim.
    ***
    Gerçi yoksul Irak gençleriyle Filistin gençlerine, onca silahı kimlerin, hangi parayla niye sağladığı da bazen takılır aklıma ama, ona da bir yanıt bulamam.
    Bendenizin bile aklına takılan bu sorular, hiç mi takılmaz Başkan Bush'un aklına?
    Kaldı ki Başkan Bush, yanıtını da bilir bu soruların ama, açıklamaz. Ne diyeceksiniz, politika işte... Valeriy'nin dediği gibi, "insan yığınlarını ilgilendiren konulara, insanları karıştırmama sanatı"...
    ***
    ABD'deki bir firma, Romanya'dan Rus yapımı, yüz binlerce dolarlık Kalaşnikof aladursun... Başkan Bush da, bu silahların neden alındığını bile dursun...
    Ancak bu arada, Pakize Suda'nın da, perşembe günkü Hürriyet'te yayımlanan yazısında yaptığı bir açıklama var ki, tüylerini diken diken ediyor insanın.
    Bakın ne diyor Pakize Suda:
    "Şöyle bir söylenti var:
    Bir süredir, kanser, kesin olarak tedavi edilebilir bir hastalık haline gelmiş ama 'Dünya Kanser Çetesi' buna izin vermiyormuş. İşe yaramayan ama maddi getirisi fazla olan, aylar hatta yıllar süren tedavi yöntemlerini uygulayarak hastayı oyalıyorlarmış.
    Tıpkı ne gibi biliyor musunuz... Hani Güneydoğu'da terör bitmiyordu ya bir türlü... Birtakım kişilerin bu durumdan rant sağlıyor olması yüzünden... İşte kanserden de rant sağlayan büyük bir kesim oluşmuş dünyada. Silah üreticisi parayı sever de, ilaç üreticisi sevmez mi?.."
    ***
    Birkaç hafta önce Rahmi Bey de:
    - Zenginsen ölemiyorsun; doktorlar o kadar iyi bakıyorlar ki, sürünüp kalıyorsun, gibi bir şeyler söylemişti...
    Pakize Suda'nın açıklamalarını, Rahmi Bey'in sözleriyle yan yana getirdiğinizde...
    Vallahi, yani... Hamasi nutuklar, şanlı atalar, hiç askere gitmemiş ozanların, "şehitler" için yazdıkları övgüler falan filan, hepsi tamam da...
    İnsanlar öldürüldükçe, silahtan kazanılan paralara; bir de insanların hastalanınca, süründürüle süründürüle ölmesinden kazanılan paralar eklenince...
    Söyleyebilecek tek bir sözcük kalıyor, iki eli de havaya kaldırarak:
    - Pes...
    ***
    Türkiye'deki özgürlükler ve insan hakları konuları da, her gün gündemde ve her dem taze.
    Van Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olan Finlandiyalı bir karı koca, Van'da açılan Kürtçe dili kurslarına da gitmeye başlamışlar, Kürtçe öğrenmek için...
    İşte özgürleşen Türkiye...
    Ancak Zana davasında, DGM'nin evvelce verdiği 15 yıllık hapis cezası kararında ısrar etmesi, Avrupa Birliği üyelerini yeniden ayağa kaldırdı...
    Gerçi iddia edilir ki, Türkiye'de yargı bağımsızdır. Ama Ceza Kanunu da, Mussolini'nin faşist ceza yasasından bir kopya...
    ***
    Bizce "hukuk"un yeniden tanımlamasını yapmak gerekiyor artık. Bendenizce şöyle yapılabilir:
    "Hukuk tüm 'insanlığın' ortak huzurunu güvence altında tutmaya dönük, evrensel ilkeler matematiğidir."
    Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesi de, böyle bir tanımlamaya karşı çıkmaz sanırım.
    ***
    Bizdeki faşist Ceza Yasası ise, insanlığın ortak huzurunu değil, yönetenlerin ortak huzurunu güvence altında tutmaya dönük...
    Türkiye'deki bir yığın tutarsızlık, anlaşmazlık, çelişki ve zıtlaşma da son toplamda galiba bizdeki "oligarşik" yapıdan kaynaklanmada...
    Yoksa borçlu ülkeler sıralamasında baştan 7'nci; silah alımları sıralamasında baştan 14'üncü; "insanların yaşam kalitesi" açısından yapılan sıralamada ise, Finlandiya'dan 96 basamak aşağıda mı olunurdu?
    ***
    Neyse... Bakalım Kıbrıs'taki referandumlarda sonuç ne olacak? Herhalde Güney'de "hayır" olacak; Kuzey'de de "evet"...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
Allah rızası için

Çetin ALTAN
Dananın kuyruğu, KKTC'nin uyruğu, "insan hakları"nın buyruğu...

Melih AŞIK
Devlete gözlük...

Fikret BİLA
Denktaş İngiliz modeli önerdi

Hasan CEMAL
'Barış ateşi'

Güneri CIVAOĞLU
Ertesi gün

Can DÜNDAR
"Dünya ile bütünleşmek istiyoruz"

Abbas GÜÇLÜ
YÖK kazanı kaynamaya başlıyor

Sami KOHEN
Neden 'hayır' diyecekler?

Hasan PULUR
Helal olsun Rumlara!

Derya SAZAK
CHP'den Zana teklifi

Tamer HEPER
Faydalı bir yenilik

Güngör URAS
Tasarrufun yüzde 44'ü cepte - yastık altında

M. Ali BİRAND
Kıbrıs Türk'ü evet demeli...