
|
|
|
 |
|
|
Ayakta ve hayatta kalma çabasının yaşama sevincine dönüştüğü yer
Beyoğlu: Bir uyku tutmama hali
Beyoğlu, eğlencesi ve son günlerde ivme kazanan şiddet olaylarıyla tanımlanabilecek bir yer değil. Çare ile çaresizliğin iç içe geçmesinin, dertle devanın benzeşmesinin ürettiği mekandır o
Ahmet Tulgar
eni bir şey değil Beyoğlu'nun popülerliği; sadece İstanbul'un değil, Türkiye'nin kültürel hayatına damgasını vurması. Bütün bir geçen yüzyıl boyunca, hatta bir önceki yüzyılda da bu durum aynı böyleydi. İyi kötü, Türkiye'nin gözü hep bu semtin üzerinde oldu.
Ama birkaç yıldır, özellikle son iki yıldır başka bir şey artık Beyoğlu: Bir modern zamanlar platosu. İster bilimkurgusal bir gerilim öyküsü, ister bir kent melodramı olsun bu platoda gördüğünüz, içine düştüğünüz, seyircisi ya da aktörü olduğunuz senaryo; nihayetinde perde hep geniş, ışıklı bir Beyoğlu görüntüsünün üzerine kapanır, kapanacaktır. Beyoğlu böyle şiddetli, güçlü belirliyor artık sınırları içine bir kez girildi mi; hayatları, herkesin hayatını.
Gece gündüz uyumayan, uyuyamayan, ama eğlenceden ya da işten kendini alamadığından değil, uyku tutmadığından, uykusu bir kez kaçtıktan sonra bir daha gelmediği için her daim ayakta, hayatta bir sokak kültürü hakim şimdi Beyoğlu'na.
Pop dinamo, sosyal reaktör
İş ve eğlence zamanlarının ve edimlerinin şiddetle ve despotça ayrıldığı, ayrıştığı bir endüstriyel düzen değil, bir çaresizlik ve çarenin içiçe geçmişlik hali, dertle devanın benzeşme durumu.
Beyoğlu'nu şimdi artık Beyoğlu yapan, onu son iki yılda dünyada eşi benzeri görülmeyen bir pop dinamosu, bir sosyal reaktör, bir şiddet paratonerine dönüştüren, evet, bu uykusuzluk hali, bu insomnia dır.
Beyoğlu'nu bir manyetik alan haline getiren, ondaki kültür ve yaşam tarzının gündüzün uyanıkları değil, gecenin ve sabaha karşının uykusuzları tarafından üretiliyor, yeniden üretiliyor olmasıdır.
Salim kafalarla değil, öfke, sıkıntı ve yorgunluktan dağılmış, karışmış kafalarla.
Ve elbette ana arterde değil, kentin bilinçaltı olan, kentin uyuması beklenen arka sokaklarda.
Beyoğlu'nun yeni halinin bir belirleyeni de bu işte.
Eskiden baskın olan ana arterdeki basınç, tansiyondu. Ara sokaklardaki, arka sokaklardaki, "İstiklal Caddesi" adındaki ana artere açılan yan sokaklardaki hayatı da bu akış, bu kentsel kan dolaşımı belirlerdi. Beslerdi. Ara sokaklar daha çok kılcal damarlardı.
Arka sokaklar şişiyor
Şimdi artık bu kılcal damarlar kendi kendilerini şişirerek, bir toplumsal tıkanmayı, bir damar tıkanıklığını, uyku tutmasını engelleyen bir çarpıntıyı, kalp atışlarındaki bir ritim bozukluğunu, bir nefes darlığını aşmak istercesine gelişerek, büyüyerek, büyük bir sosyal by-pass gerçekleştiriyorlar. Ana arteri, merkezi arkadan, yandan gelerek ele geçiriyor, belirliyorlar.
Hayatta kalmanın ateşi
Beyoğlu'nun şimdi her zamankinden daha kuvvetli bir cazibe merkezi olmasının nedeni bu işte, bu by-pass.
Türkiye'de bulunmuş, tutunulmuş her türden ayakta kalma çabası bu ara sokaklarda, Beyoğlu'nun arka sokaklarında yeniden ve yan yana üretiliyor ve bu hayatta kalma çabalarının birbirine sürtünmesi sonucu ortaya çıkan enerji, ateş bütün kenti, bütün ülkeyi basıyor, çekiyor.
Beyoğlu bu ateşle, bu ayakta ve hayatta kalma zorunluluğu ve umudunu eğlenceye, kahkahaya, yaşama sevincine dönüştürmesiyle Beyoğlu, yeni Beyoğlu oluyor artık ve şimdi.
Yorgun kurşun
Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, Beyoğlu'nda iki-iki buçuk milyon kişinin katıldığı bir gece hayatı olduğu dikkate alınırsa, ilçedeki suç ve şiddet olayları rakamının pek de yüksek olmadığını belirtseler de, özellikle son iki hafta içinde iki Beyoğlu barında iki gencin, Barış Dönmez ve Eren Pak'ın boğazlarının kesilerek öldürülmelerinin ardından korkuyla açılmış gözler buraya çevrildi. Aslında solcu bir gencin, Önder Babat'ın, mart başında sokağın ortasında tek kurşunla öldürülmesinin ardından polisin olayın faili olarak kullandığı "yorgun kurşun" kavramı yani bir hedefe atılmış ve ivme kaybederken başka bir hedefe saplanmış bir mermiyle Babat'ın ölümünü açıklaması Beyoğlu'nda paranoid şehir efsanelerinin yayılmasına yol açmıştı zaten.
Her pazartesi Beyoğlu kafelerinde, barlarında haftasonunun çoğu gerçek dışı, abartılı ölüm, cinayet rakamları telaffuz ediliyor artık.
Semtte uzun süredir gündemde olan diğer şiddet olayları, otoparkçı, kapkaççı ve haraççı şiddetinin elebaşısı Fırat Delibaş'ın çok sayıda adamının cezaevinden çıkması da hızla büyüyen tedirginliğin sebeplerinden burada.
Sokaktaki sanat
Beyoğlu, İstanbul'un ve Türkiye'nin kültür ve sanat merkezidir. Modern sanat galerileri, banka ve konsoloslukların kültür merkezleri, geceyarısına kadar açık kitapçı dükkanları, mağazaları ile. Son dönemin sokak hayatı, sokaktaki dinamizm izleyicisi olan sanatı da içine almış, sanatçı ve sanat eseri iktidarda olmanın görkemini çağrıştıran mekan düzenlemelerinden, galerilerden, elçilik binalarından sokağın demokratik platformuna taşmış ve artık sokak hayatının oluşturucu öğelerindendir Beyoğlu'nda.. Bugün İstikal Caddesi'nde yürüyen biri bazen farketmeden de olsa birbirinden hoş, sürpriz niteliğinden sanat yapıtlarının, sanat çevrelerinde çok popüler olan deyişle "işlerin" yanından geçmektedir, geçer.
Başroldeki semt
Bu yıl 23'ncüsü gerçekleşti Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin. Bu festival Beyoğlu ile, Beyoğlu'ndaki Emek Sineması ile özdeşleşmiştir. Festival süresince sinema Beyoğlu'nda en çok konuşulan tema olsa da, yıl boyunca son derece doğal bir akış içinde sinemanın devri daimi hep sürer burada. Birçoğu yarım asırı çoktan devirmiş birçok sinema salonunun bulunduğu Beyoğlu, sinemaya sadece dışarıdan bakan bir seyirci değil, aynı zamanda birçok Yeşilçam filminin de başrol oyuncusudur. Görkemi ve gizemi, aşkı ve şiddeti ile.
Herkesin eğlencesi kendine
Beyoğlu'nda her kesime, her sınıfa ve her yaş grubuna uygun eğlence seçeneklerine, kolayca, bir köşeyi döner dönmez ulaşılır. Ağırlık 'club' ve türkü barlarda olsa da, rock barlar da epey popülerdir Beyoğlu'nda. 'Kemancı', Beyoğlu'nun en ünlü rock barı olmanın yanı sıra, bu semti gençler için bir müzikal cazibe merkezi yapan en önemli odaklardan biridir de. Eskinin caz barları ve pavyonları azalmış, bazı pavyonlar dekorasyonları neredeyse olduğu gibi korunup Anjelik, Manhattan gibi daha modern, Beyaz Türkleri hedefleyen mekanlara dönüştürülmüştür. Yakup ve Refik gibi Asmalımescit meyhaneleri entelektüel kesimi ağırlarken, Nevizade meyhaneleri herkese mal olmuştur. Feministler, gayler, punklar ve birçok başka alt kültür grubu da Beyoğlu'nda kendi mekanların açmışlardır ve kimse kimseyi rahatsız etmeden eğlenir.
Beyoğlu eğlencesinin en cezbedici özelliklerinden biri de bütçeleri fazla sarsmamasıdır. Rağbetin nedeni biraz da budur.
Ama yine de böyle bir hareketliğliğin herkesi çekeceğine kanaat getiren bazı Beyaz Türk işletmeciler, Etiler'i, Boğaz'ı terkedip Beyoğlu'na geldiler. Nu Pera ile başlayan Beyaz Türk çıkarması Markiz'de doruğa ulaştı.
Markiz'e ilişkin olarak entelektüel kesim ve Beyaz Türkler arasında oluşan gerilim şu sıralarda hâlâ sürmektedir.
Caddedeki müzik listesi
Beyoğlu müzikle artık iki farklı platformda, iki farklı kanaldan ilişki kuruyor. Biri gün içinde müzik ve kitapçı dükkanlarından, mağazalarından sokağa dinletilen şarkılar. Bu sokağa şarkı dinletme işi ve bunun albüm satış rakamlarına etkisi öyle bir hal aldı ki, artık bir albümün, bir şarkıcının müzik listelerinde yükselmesinin yolu buradan geçiyor. Bir şarkıcı hiç klip çekmeden, müzik televizyonlarının kapısını aşındırmadan da şöhrete kavuşabiliyor eğer Beyoğlu'nda sokağa çalınır, dinletilirse. Yani İstiklal Caddesi'ni bir uçtan diğerine kateden biri bir şarkıyı kesintisiz olarak duyarsa, o şarkı 'hit' olmuş demektir.
Gündüzleri genellikle Türk Popu dinlenirken, geceleri Beyoğlu'ndaki 400 civarında eğlence yerinin çoğu 'club' ve türkü türleri arasında ikiye ayrılıyor.
Neden bu ikisi?
Herhalde Beyoğlu'nda en çok aşırı uçlar sevildiğinden. 'Club' müziği eğer kent ve endüstri hayatının tonal yansıması, yeniden üretilmesi ise, türkü de kent yaşamından kaçışın, kıra özlemin ifadesi. Ve Beyoğlu müzikal hayatının metronomu bu iki müzik türünün gerilimiyle işliyor mütemadiyen.
Fal ve siyaset
Beyoğlu'nda yeni trendlerden biri de fal. Özellikle Ayhan Işık sokaktaki fal kafeler dolup taşıyor. Üniversite öğrencileri kahve falı bakıp tarot açarak harçlıklarını çıkarıyorlar. Öğrenci gençliğin gerek bakan gerekse baktıran olarak fal işine bu kadar sardırması şaşırtıcı bir gelişme. Neyin eksikliği bu? Nasıl bir umutsuzluk, çaresizlik? Ama aynı Beyoğlu'nda sivil toplum örgütlerinin merkezlerinden geçilmiyor. Fincanın dibinde kendi geleceklerini arayanlarla geleceğin daha demokratik Türkiyesi'ni kendileri kurmak için mücadele edenler yan yana.
|
|
|

|
|