Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 27 Nisan 2004 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Popüler Kültür      Cumartesi      Pazar      Ege  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Denktaş istifa!


Kuzey Kıbrıs'ta cumartesi günü referandum gecesi büyük bir coşku yaşanıyordu. Yüzde 65 evetin yarattığı heyecanla herkes sokağa dökülmüştü. İnönü Meydanı anababa günüydü. Bayraklar, çığlıklar, korna sesleri... Ama tümünü bir tek slogan bastırıyordu:
"Denktaş istifa!"
Çevre yollardan oluk oluk akan kalabalıklar meydanı iyice doldurduktan sonraysa bir başka slogan kulaklara çalındı:
"Saray'a, Saray'a yürüyelim."
Bir grup, "Denktaş istifa!" sloganı atarken, aynı zamanda meydandaki kalabalığı Cumhurbaşkanlığı'na doğru yürüyüşe geçirmek istiyordu. Çevik kuvvet yetişmiş, Cumhurbaşkanlığı binasının önünü tel örgülerle kapatmıştı. Trafik kımıldamıyordu. Arabanın içinde bekleşirken, iki genç uzandı içeriye.
Öfkeliydiler:
"Yazın, Rauf Denktaş'la Mümtaz Soysal'a söyleyin. Şimdi onlar gitsin Güney'e... Madem Rusya'yla Rumların hayırı bizi kurtardı bu Allah'ın belası işten, o zaman gidip biraz da Papadopulos'a danışmanlık yapsınlar."
Mümtaz Soysal'ın bir gece önce 32. Gün'deki sözlerine birçok Kıbrıslı Türk gibi bu iki genç de çok alınmıştı. "O kim oluyor ki, bize vatanseverlik dersi veriyor, Güney'e gitmemizi buyurabiliyor" dedi biri. Sonra da "Denktaş istifa! Denktaş Güney'e!" sloganları atarak İnönü Meydanı'ndaki kalabalığa karıştılar.
Niye Rauf Denktaş?
Çünkü Denktaş yenildi.
Siyah - beyaz bir kampanya yürüttü. Toplumu vatanseverler - vatan hainleri diye bölmeye çalıştı. Annan planını Sevr diye, Kıbrıs Türklüğünün imhası diye sundu. Planı şöyle ya da böyle savunan herkesi şeytanlaştırdı. Yalnız Kuzey Kıbrıs'ta değil, Türkiye'de de 'statükocuların sözcülüğü'ne soyundu. Demokrasiye fazla kulak asmayanlarla ittifaklar kurdu.
Sonuç?
Yüzde 65 ret!
Kıbrıs Türkleri, Denktaş'ın üstüne kocaman bir çarpı işareti koydular.
Ama Denktaş oralı değil.
Dünkü Milliyet'in manşetindeki gibi, büyük bir pişkinlikle yüzde 65'lik mesajı hala okumak istemiyor. Halkı adam yerine koymuyor, kendini halkın üzerinde görüyor, halk oyunu hiçe sayıyor. Demokrasinin en temel ahlaki kurallarını görmezlikten gelebiliyor. Ayrıca insanların zekasıyla alay ediyor.
Yazık!
Örneğin biraz Ecevit'i düşünebilir Denktaş. 1975'te ilk kez gemiyle Kıbrıs'a geldiğinde, Ecevit'in nasıl arabası sırtlara alınarak şehre taşındığını... Geçen haftaysa Geçitkale havaalanında Ecevit'i karşılamak için ancak kırk elli kişilik bir ısmarlama topluluğun bulunabildiğini...
Denktaş da yolun sonuna geldi.
Hem Kıbrıs Türkleri, hem Ankara'da hükümet artık kendisiyle yol almak istemiyor. Bir yanda bu iki tarafla ipleri koparmış olması, diğer yanda uluslararası toplulukta çözümsüzlük ve uzlaşmazlığın abidesi sayılması, Denktaş'ın kenara çekilmesi için yeterlidir.
Gereğini yapmakta gecikirse, Kuzey Kıbrıs'ın meydanları "Denktaş istifa!" ve "Saray'a, Saray'a yürüyelim!" sloganlarıyla dolmaya başlayacak. Bunun ilk sinyalleri, görmek isteyenler için hafta sonu Lefkoşa'da suyun yüzüne vurmuştu bile...
Bir nokta daha var, değinilmesi gereken:
25 Nisan Pazar günkü Kuzey Kıbrıs.
Referandum gecesindeki coşku ve heyecan pazar günü yerini burukluğa bırakmıştı. Kıbrıslı Türkler buruktu. "Şimdi ne işe yaradı bizim evet?" diye başlayan bu tepki ve burukluk karışımı hava, "AB'ye giremedik ki. Bir otuz yıl daha böyle mi yaşayacağız?" sorusunda odaklanıyordu.
Girne'deki stadın yanındaki bir evde pazar akşamı sohbet ederken Kıbrıslı genç adam şöyle yakınıyordu:
"Şu statta bir Galatasaray'ın, bir Fenerbahçe'nin maçını seyredemeyecek miyiz? Benim küçük kızım büyüyüp piyanist olduğu zaman bir Kıbrıslı Türk olarak uluslararası yarışmalara katılamayacak mı? Uçağa atlayıp Lefkoşa'dan Londra'ya uçamayacak mıyız? Bir kasa portakal ihraç edemeyecek miyiz Girne Limanı'ndan?.."
İşte bu burukluğun da altını çizin.
En başta Avrupa Birliği...
Tabii BM ve ABD...
Elbette Türkiye...
Eğer bu burukluğun altında yatan nedenler ortadan kaldırılamazsa, Kuzey Kıbrıs'ı otuz yıldır kuşatmış olan ambargolar kırılamazsa, adada yüzde 65'lik evetlerin yükselttiği umut çıtası kısa sürede bir o kadar büyük düş kırıklıklarına zemin hazırlar. Ve her tarafa istikrarsızlık tohumları saçılmaya başlar.
Herkes elini çabuk tutsun.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Yargı ve politika

Melih AŞIK
Bilimsel gelecek

Fikret BİLA
Referandumun ardından

Hasan CEMAL
Denktaş istifa!

Güneri CIVAOĞLU
Bilgili ve Denktaş

Can DÜNDAR
Ankara'da final maçı

Abbas GÜÇLÜ
İmzasız resimler

Hurşit GÜNEŞ
Mali kriz bitti, ama etmenleri tam olarak kalkmadı

Sami KOHEN
Sorun bitti mi?

Mehmet Y. YILMAZ
KKTC'ye en büyük iyilik, Denktaş'ın istifasıdır

Derya SAZAK
BJK'da zor günler

Güngör URAS
Başbakanımız 'gerçekleri görmezden gelemez'

Serpil YILMAZ
Hükümet kayıt dışı kaldı!

M. Ali BİRAND
Erdoğan ya süper şanslı veya dahi (!) bir politikacı

© 2004 Milliyet